Farkında değildim.I wasn't aware.
Farklı dillerde bir sürü cümle ekleyebilirim.I can add many sentences in different languages.
Şakamı yapıyorsun? farklı bir şey işittim.Are you joking? I heard something else.
O farketmeden topu almaya çalışacağım.I shall try to take the ball without him noticing.
İnsanlar ayakta duruyorken ve oturuyorken tamamen farklı olarak düşünüyor.People think completely differently when they're standing and when they're sitting.
Bu fareyi benim kedim öldürdü.My cat killed this mouse.
Ne kadar şanslı olduğunun farkında değilsin.You don't realize how lucky you are.
Aşçı her gün farklı yemekler hazırlar.The cook prepares different dishes every day.
Bu sandalyeler farklı.These chairs are different.
Bu kravatlar farklı.These ties are different.
Bu havlular aynı renkte fakat farklı boyutlardadır.These towels are the same color but different sizes.
Bir çılgınla benim aramdaki tek fark benim bir çılgın olmamamdır.The only difference between me and a madman is that I'm not mad.
Sahilde yürüyen güzel kadını fark etmekten kendimi alamadım.He couldn't help but notice the beautiful woman walking down the beach.
O farklı bir şekilde beni görmeye geldi.He came to see me in a different way.
Benim adım Farshad.My name is Farshad.
Benim adım Farşad.My name is Farshad.
Farsça çok yaşa!Long live the Persian language!
Facebook ve Twitter arasındaki fark, Twitter'ın bir mikroblog servisi olmasıdır.Difference between Facebook and Twitter is, Twitter is a microblogging service.
Yolculuğumuzun yarısında yanımıza yeteri kadar para almadığımızı fark ettik.Midway through our trip we realized that we hadn't brought enough money.
Papua Yeni Gine'de, Papualılar tarafından konuşulan 850 farklı dil vardır.In Papua New Guinea, there are 850 different languages spoken by Papuans.
Bunu farklı olan biriyle değiştirir misin?Could you change it for a different one?
Kötü bir aşçı ve bir zehirleyici arasındaki tek fark niyettir.The only difference between a bad cook and a poisoner is the intent.
Fare ne kadar hızlı olursa, kilise mezarlığı o kadar büyük olur.The faster the mouse, the bigger the churchyard.
Onlar farklılıklarını giderdi.They ironed out their differences.
Annem ayaklarımın temiz olmadığını fark etti.My mother noticed that my feet weren't clean.
Bu cümleler zamana göre farklı.These sentences only differ with respect to tense.
Eğer onu ağabeyi ile karşılaştırırsanız, farkı göreceksiniz.If you compare him with his older brother, you'll see the difference.
Farkı çok kolay görebilirsin.You can see the difference very easily.
Farkı çok kolay bir şekilde görebileceksin.You'll be able to see the difference very easily.
Farkları çok kolay görebilirsin.You can see the differences very easily.
Farkları çok kolay bir şekilde görebileceksin.You'll be able to see the differences very easily.
Ne dersen de farketmez, sana asla inanmayacağım.No matter what you say, I will never believe you.
Hiç kimsenin üç farklı doğum tarihi olamaz.No one can have three different birth dates.
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work.
Farkında olmadan ona tamda bilmek istediğini anlattı.Unwittingly, he told her exactly what she wanted to know.
Farlar çalışmıyor.The headlights don't work.
Mucizeler meydana gelir, sadece biz olayların akışı içerisinde onların farkına varmayız.Miracles do exist, but we just don't notice them in the flow of events.
Etrafa baktım ve benimkinin yoldaki tek araba olduğunu fark ettim.I looked around and noticed that mine was the only car on the road.
Etrafıma baktım ve onun yolda tek araba olduğunu fark ettim.I looked around and noticed that it was the only car on the road.
"Biriyle" ve "birine" konuşmak arasında önemli bir fark vardır.There's an important difference between talking "with" someone and talking "to" them.
Tüm ülkelerin plakaları farklıdır.All license number plates of all countries are different.
Alışılmış olandan farklı bir bağlamda bir şey görmek şaşırtıcı olabilir.Seeing something in a different context than the accustomed one can be surprising.
25 yaşına kadar, o beş farklı ülkede yaşamıştı..By the age of 25, she had lived in 5 different countries.
Fare canlı mı yoksa ölü mü?Is the rat alive or dead?
Bu sabahtan beri hiçbir şey yemediğini fark ettin mi?Did you realize that you haven't eaten anything since this morning?
Benim heyecanım yüzünden, zamanın farkında değildim.In my excitement, I wasn't aware of time.
Kaldığım birçok farklı otelden çaldığım bir havlu koleksiyonum var.I have a collection of towels I've stolen from many different hotels I've stayed at.
Bir piyano ve bir balık arasındaki fark nedir?What is the difference between a piano and a fish?
Kanser tek değil fakat yüzlerce farklı hastalıklardan biridir.Cancer is not one but more than one hundred distinct diseases.
Beyaz ya da siyah olsun, fareleri kovalayan bir kedi iyi bir kedidir.Whether it's white or black, a cat that chases mice is a good cat.
Hepimiz aptalız, sadece farklı konularda.We are all stupid, just on different subjects.
Keman ve piyano arasındaki fark nedir? Piyano daha uzun süre yanar.What's the difference between a violin and a piano? A piano burns longer.
Bir güvercin arasındaki fark nedir?What is the difference between a pigeon?
Farklı ülkeler, pek çok mal ithal etmektedirler.Different countries import many goods.
Onların çiftliğinde beş farklı türde atları var.They have five different kinds of horses on their farm.
Proje, üç farklı sınıftan öğrencinin ortak çalışmasıydı.The project was a joint effort by students from three different classes.
Proje üç farklı sınıftan gelen öğrencilerin ortak bir çabasıydı.The project was a joint effort by students from three different classes.
Bir karıştırıcıda farklı yiyecekleri karıştırabilirsin.You can mix different foods in a blender.
Kanser farklı organlara yayıldı.The cancer had spread to several organs.
Ormanda çok farklı bitkiler var.The forest contains many different plants.