faktör ile cümle
faktör kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Isı ve zaman faktörleri gıda üzerlerindeki bakteri oluşumlarında doğrudan rol oynar.Αντί αυτού χημειοσυνθετικά αρχαία και βακτήρια σχηματίζουν τη βάση της τροφικής αλυσίδας.
Yeniden şekillenme aşaması yaş veya genel durum gibi faktörlere bağlı olarak 3-5 yıl sürer.Για την ανάπτυξη η προνύμφη χρειάζεται τρία έως πέντε χρόνια ανάλογα με τις κλιματικές και καιρικές συνθήκες.
Genetik, beslenme ve genel sağlık gibi faktörler zamanlamayı etkileyebilir.Faktorer såsom genetik, kost og overordnet sundhed kan påvirke timingen.
Büyüme faktörleri genellikle hücreler arası sinyal molekülleri olarak hareket ederler.Vækstfaktorerne fungerer typisk som signalmolekyler mellem cellerne.
Transkripsiyon faktörleri bunu iki farklı yoldan gerçekletirir.Transskriptionsfaktorerne gør dette på to måder.
Gerçekte bu faktörler yüzünden askeri hareketlilik yavaşlamıştı, ama daha çok Alman tarafında.Militære operationer blev bremset af disse faktorer, men langt mere på den tyske end på den sovjetiske side.
Risk faktörleri arasında kadın anatomisi, cinsel ilişki ve aile geçmişi sayılabilir.Risikofaktorer omfatter den kvindelige anatomi, samleje og familiens sygdomshistorie.
Tip 2 diyabet gelişimi, yaşam tarzı ve genetik faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklanır.Type 2-diabetes skyldes tit en kombination af livsstil og genetiske faktorer.
Meydana gelen görünür renk çeşitli faktörlere bağlıdır; fakat genellikle sarının bir çeşididir.Den resulterende synlige nuance afhænger af forskellige faktorer, men har altid en form for gullig farve.
Dispute) faktoring şirketi riskten kurtulur.Operatøren tager en del af omsætningsrisikoen.
Bu faktörler Arap istilasını kolaylaştırdı.Disse faktorer banede vejen for den arabiske invasion.
Bc faktörü de denir.Den kaldes også Q-faktor.
Yüksek tansiyon: Uyku apnesi yüksek tansiyon için tek başına bağımsız bir risk faktörüdür.I nogle tilfælde kan søvnforstyrrelser være en risikofaktor i sig selv også uden depression.
Bu faktörler dünya üzerinde yaşamın devamı için hayatta kalma ve üremeye katkıda bulunur.Her dyrkes og produceres der alt, hvad der er nødvendigt for at overleve.
Megaloblastik anemi İntrinsik faktör B12 vitaminiVidenskab.dk] Vitamin B12.
Risk faktörlerinin bulunması organizmaların yayılmasını kolaylaştırır.Organismer spredes lettere, når derer risikofaktorer til stede.
Farklı popülasyonlar arasındaki gen akışı oranını etkileyen bir dizi faktörler vardır.Der er en række faktorer, der påvirker hastigheden af genflow mellem forskellige populationer.
Büyüme faktörleri çeşitli hücresel süreçlerin düzenlenmesinde önemlidir.FAD indgår i forskellige redoxreaktioner i celler.
Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini arttırabilir.Dog kan visse andre infektioner mindske risikoen.
Kas hasarı fiziksel (çarpışma sonrası yaralanma gibi), kimyasal veya biyolojik faktörlerden kaynaklanabilir.Denne skaden kan være forårsaket av fysiske (for eksempel knusningsskade), kjemiske eller biologiske faktorer.
Meydana gelen görünür renk çeşitli faktörlere bağlıdır; fakat genellikle sarının bir çeşididir.Resultatet er en synlig fargetone avhengig av flere faktorer, men den har alltid en form for gulaktig farge.
Yüksek etki faktörlü dergiler düşük olanlara göre daha önemli olarak görülür.Tidsskrifter med høy impact factor regnes ofte som mer sentrale enn de med lavere impact factor.
Yayınladığı yaklaşık formül sonrasında Blasius sürtünme faktörü olarak da adlandırılmıştır.Den blir også noen ganger kalt Blasius friksjonsfaktor, etter den omtrentlig formelen som han foreslo.
Büyüme faktörleri çeşitli hücresel süreçlerin düzenlenmesinde önemlidir.Vekstfaktorer er viktige i reguleringen av mange cellulære prosesser.
Samoylova ayrıca X Factor'un Rus versiyonu Faktor A'nın sezon ikincisi olmuştur.I 2013 deltok Samojlova i den tredje sesongen av Faktor A, den russiske utgaven av X Factor.
Eğer ki sürtünme faktörünün değeri 0.016 ise Fanning sürtünme faktörü işlenmiş demektir.Hvis verdien av friksjonsfaktoren er 0,016, er det Fannings friksjonsfaktor som er plottet i Moody-diagrammet.
Petrol önemli politik faktör haline gelir.Arbeidsløshet er et betydelig politisk problem.
1991 yılında ekonomik ve politik faktörler nedeniyle Sovyetler Birliği çöktü.Sovjetunionen var under en alvorlig økonomisk og politisk krise i 1991.
Genel kanı genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin hastalığı tetiklediği yönündedir.Hvordan er mage-regionen i forhold til smertereaksjon og farge?
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Fungsi kekebalan yang rendah juga menjadi faktor risiko penyakit tersebut.
Büyüme faktörleri ve sitotoksik faktörler de ayrıca salınabilir.Faktor pertumbuhan dan faktor sitotoksik juga dapat dilepaskan.
Etki faktörü belli alandaki farklı dergileri karşılaştırmak amacıyla kullanılır.Faktor dampak digunakan untuk membandingkan berbagai jurnal dalam bidang tertentu.
Tip 2 diyabet gelişimi, yaşam tarzı ve genetik faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklanır.Diabetes tipe 2 tejadi akibat kombinasi antara gaya hidup dan faktor genetik.
Fonksiyonel nedenler psikolojik faktörlerdir, savunma mekanizmaları gibi.Penyebab fungsional adalah faktor psikologis, seperti halnya mekanisme pertahanan ego.
Risk faktörleri arasında kadın anatomisi, cinsel ilişki ve aile geçmişi sayılabilir.Faktor risikonya antara anatomi perempuan, hubungan seksual, dan riwayat keluarga.
Bu baskın 1967'de yapılan Altı Gün Savaşı'na yol açan faktörlerden biridir.Serangan ini menjadi salah satu penyebab pecahnya Perang Enam Hari pada 1967.
Resmi olarak, c bir birimlik alanda bir birimlik zamanı değiştirmenin dönüşüm faktörüdür.Secara formal, c adalah faktor konversi untuk mengubah satuan waktu menjadi satuan ruang.
Bu sayede hızlandırıcı, genel transkripsiyon faktörleri ve RNA polimeraz II ile etkileşebilir.Hal ini memungkinkannya untuk berinteraksi dengan faktor transkripsi umum dan RNA polimerase II.
Farklı popülasyonlar arasındaki gen akışı oranını etkileyen bir dizi faktörler vardır.Terdapat sejumlah faktor-faktor yang memengaruhi aliran gen antara populasi-populasi yang berbeda.
Ancak, toplam faktör verimliliği çok az artmıştı.Namun, kualitas bukti secara keseluruhan masih kurang.
Genellikle f faktörü ile ifade edilir.Biasanya dilambangkan dengan huruf f.
Ayrıca diyet faktörleri de tip 2 diyabet riskini etkilemektedir.Faktor diet juga mempengaruhi risiko munculnya penyakit diabetes tipe 2.
Bu moleküler yapılardaki temel faktör elektron çiftlerinin var olmasıdır.Faktor mendasar pada struktur molekul adalah keberadaan pasangan elektron.
Darcy sürtünme faktörü 4 katı olduğu Fanning sürtünme faktörü ile karıştırılmamalıdır.Faktor gesekan Darcy besarnya empat kali faktor gesekan Fanning, dan tidak boleh disamakan.
Küresel olarak KOAH'ın bir numaralı risk faktörü tütün kullanımıdır.Faktor risiko terbesar dari PPOK secara global adalah merokok tembakau.
Alman Komutanlığı sürpriz faktörünü kullanmıştı.Keberhasilan Jerman sangat bergantung pada elemen kejutan.
Risk faktörlerinin bulunması organizmaların yayılmasını kolaylaştırır.Penyebaran organisme mudah terjadi jika faktor risikonya ada.
Doğru seçim yapmak için önemli faktörler belirlenir.Memilih narasumber yang tepat untuk diwawancara.
Bununla beraber bu etkiler çeşitli faktörlerden etkilenmektedir.Tetapi factor itu terkandung dari beberapa factor.
Hipertansiyon dünya genelinde erken ölümlerde önlenebilir risk faktörlerinden en önemlisidir.Hipertensi adalah faktor risiko yang bisa dicegah yang terpenting bagi kematian prematur di seluruh dunia.
İlk olarak bünyesel risk faktörleri belirlenmelidir.Tentu, sebelum perlu dilakukan identifikasi risiko terlebih dahulu.
Cihaz monoblok biçim faktörüyle üretilmiştir.Segoe UI diproduksi oleh Monotype Imaging.
Bu baskın 1967'de yapılan Altı Gün Savaşı'na yol açan faktörlerden biridir.Vụ việc này là một trong nhiều yếu tố dẫn tới cuộc Chiến tranh Sáu Ngày năm 1967.
Büyüme faktörleri ve sitotoksik faktörler de ayrıca salınabilir.Các nhân tố sinh trưởng và các yếu tố độc tế bào cũng có thể được giải phóng.
1959'da Vanderbilt Üniversitesi'ne geçtikten sonra çalışmalarına hücresel büyüme faktörleri ile devam etti.Sau khi di chuyển tới Đại học Vanderbilt năm 1959, ông tiếp tục nghiên cứu về các nhân tố tăng trưởng tế bào.
DİK, dünyanın birçok bölgesinde, hepatit C için büyük bir risk faktörüdür.IDU là yếu tố nguy cơ chính gây viêm gan siêu vi C ở nhiều nơi trên thế giới.
Psikososyal faktörler, bir çocuğun gıda neofobisi geliştirme şansını da artırabilir.Các yếu tố tâm lý xã hội cũng có thể làm tăng cơ hội phát triển của hội chứng sợ thực phẩm mới của trẻ.
Kurosava'nın çocukluğunda etkisi olan bir başka faktör ise kendinden 4 yaş büyük abisi Heigo Kurosava'ydı.Một người khác có ảnh hưởng lớn đến ông thuở nhỏ là Kurosawa Heigo, người anh ruột hơn Akira bốn tuổi.
Bununla birlikte hatların doluluk oranı da önemli bir faktördür.Và độ từ thẩm cực đại cũng là một thông số quan trọng.
Kuantum mekaniğinin birinci derece yaklaşımı g faktörünün tüm leptonlar için 2 olduğunu kabul eder.Đối với phép xấp xỉ bậc nhất trong cơ học lượng tử tiên đoán hệ số-g bằng 2 đối với mọi lepton.
İlgili Sayfalar