fa ile cümle

fa kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
General Franks fahri şövalyelik aldı.General Franks received an honorary knighthood.
Diğer insanların senin çekindiğini fark etmelerine izin vermemelisin.You mustn't let the other person notice that you flinched.
İnsanlar, bunun farkında olsun veya olmasın, sürekli mutluluk ararlar.Human beings, whether they realise it or not, continually seek happiness.
Geçmiş hakkında bir şey bilmiyorum ama artık fakslarımız ve e-postalarımız var.I don't know about the past, but now we have faxes and emails.
Onun için mümkün olabilir fakat ben testi asla geçemezdim.For him it may be possible, but I'd never pass the test.
Onun geçmiş yaşamı ile ilgili bir şeyin farkında mısınız?Are you aware of anything concerning his past life?
O senin karın mı? Göründüğünden daha fazlası var.She's your wife? There's more to you than meets the eye.
Ben senin başarısız olduğunun farkındayım.I'm aware that you failed.
Faiz oranlarının ödünç alanların iş riskine uygun olarak tespit edildiğini biliyorum.I know that interest rates are fixed in accordance to the borrower's business risk.
Daha fazla okumaya değmez.It's not worth reading any further.
Belli ki o erkekler ve kadınlar için farklı.Obviously that's different for men and women.
Tıpkı batan bir gemiyi terkeden fareler gibi.It's just like rats leaving a sinking ship.
Ancak baş oyuncu kendi hatalarının farkında.However the protagonist is aware of his own mistakes.
Fakat ne yazık ki, yağmur nedeniyle oyun iptal edildi.But, unfortunately, the game was called off due to rain.
Üye olmayanlar fazladan 50 dolar öder.Non-members pay an additional 50 dollars.
Açık havada daha fazla zaman harcayan çocukların miyop riski daha düşüktür.Children who spend more time outdoors have a lower risk of myopia.
Kendi güvenliğine daha fazla dikkat etmelisin.You should pay more attention to your own safety.
Daha fazla enflasyona ihtiyacımız var mı?Do we need more inflation?
Her zamankinden daha fazla bir sağlık bakım sistemi reformu gerekli.More than ever, a reform of the health care system is needed.
Birçok faktör var.There are many factors.
Fatma, sınıfımızdaki en büyük öğrencidir.Fatima is the eldest student in our class.
Fatima sınıfımızdaki en yaşlı öğrencidir.Fatima is the eldest student in our class.
Fatma sınıfımızdaki en büyük öğrencidir.Fatima is the eldest student in our class.
Ev ödevimi bitirmek için daha fazla zamana ihtiyacım var.I need more time to finish my homework.
O sağ ve sol arasındaki farkı bilmiyor.He does not know the difference between right and left.
Sadece net bir cevap istiyorum. Daha fazla bir şey değil.I just want a straight answer. Nothing more.
O çok fazla konuşuyor.He talks too much.
Çok fazla dondurma ve spagetti yememelisin.You must not eat too much ice-cream and spaghetti.
Güle güle! Daha fazla zamana sahip olduğunda, geri gel ve oyna!Goodbye! When you have more time, come back and play!
Kuzey Almanya'da, Güney Almanya'dan daha fazla bozkır vardır.There is more moorland in Northern Germany than in Southern Germany.
Kuzey Almanya'da, Güney Almanya'dan daha fazla putperest vardır.There are more pagans in Northern Germany than in Southern Germany.
Su içebilirsin fakat aynı zamanda da onun yürümesine izin verebilirsin.You can drink water, but you can also let it walk.
Farklı insanlar farklı şeyler inanır, ama sadece bir gerçek var.Different people believe in different things, but there is only one truth.
Bu fabrika CD çalarlar imal etmektedir.This factory manufactures CD players.
Graham Greene benim favori yazarımdır.Graham Greene is a favorite author of mine.
Yakında Hollandaca birkaç kelimeden çok daha fazlasını öğreneceğimi umuyorum.I hope to soon know much more than a few sentences in Dutch.
O, güzel olduğu için değil fakat herkese nazik olduğu için popülerdir.She's popular, not because she's beautiful, but because she's kind to everyone.
O, onun nasıl giyindiğine fazla dikkat etmez.She doesn't pay much attention to how she dresses.
O, bir araba satın almak istiyor fakat göze alamıyor.She wants to buy a car, but she can't afford to.
O yorgundu fakat çalışmaya devam etti.She was tired, but she kept working.
Her zaman mutlu görünüyordu fakat asla değildi.She always looked happy, but never was.
O, ebeveynlerinin onu izlediğinin farkındaydı.She was aware of her parents' eyes.
O, anne ve babasının onu izlediğini fark etti.She was aware of her parents' eyes.
O, anne ve babasının onu seyrettiğinin farkında oldu.She became aware that her parents were watching her.
Onun favori beyzbol takımı Devler'dir, fakat o Aslanlar'ı da seviyor.His favorite baseball team is the Giants, but he also likes the Lions.
O, sonunda hatalarının farkında oldu.At last, he became aware of his own mistakes.
Fakir olmasına rağmen, mutluydu.Even though he was poor, he was happy.
Kedi orada olmadığında fareler dans ediyor.When the cat is not there, the mice are dancing.
Facebook'ta mutlak gizlilik bir yanılsamadır. Gerçekte yoktur.Absolute privacy on Facebook is an illusion. It doesn't exist in reality.
Bunlar tamamen farklı düşünceler.These are completely different opinions.
Bir köy ve bir kasaba arasındaki fark nedir?What's the difference between a village and a town?
Farklı çiçeklerin farklı anlamları vardır.Different flowers represent different meanings.
Onun evindeki farelerden kurtulduk.We got rid of the mice in his house.
Onun gerçek sebebi bulmaya çalışmasının hiçbir faydası yok.It's no use for him to try to find out the real reason.
İngilizce derslerine hazırlanmak için fazla vakit harcamıyorum.I don't spend much time preparing for English classes.
Sanırım onu ikna etmeye çalışmanın bir faydası yok.I think there is no point in trying to persuade him.
Hayır, fakat beyzbol izlemeye gitmekten hoşlanıyorum.No, but I like going to watch baseball.
O benden daha fazla uzun değil.He is not tall any more than I am.
Su faydalıdır.The water is good.
Bu iki fotoğraf arasındaki farkı buldun mu?Did you find the difference between these two photos?

İlgili Sayfalar