fa ile cümle
fa kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Benim fikrim seninkinden farklıdır.My opinion differs from yours.
Ben daha fazla yürüyemem.I can't walk any further.
Ona özür dilemek için Susan'ı aradım fakat o, telefonu yüzüme kapadı.I called Susan to apologize to her, but she hung up on me.
Televizyonu çok fazla sevmem.I don't care for television very much.
Ben söylediğini doğru bulmuyorum fakat onu söyleme hakkını ölünceye kadar savunacağım.I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it.
Ben senden daha fazla mutlu değilim.I am no more happy than you are.
Sadece ben değil fakat aynı zamanda sen de bu kazadan sorumlusun.Not only I, but also you are responsible for this accident.
Zamanın farkında değildik.We weren't aware of the time.
Çok fazla hoşlandığın hoşlanmadığın şeyler var.You have too many likes and dislikes.
Gerçek bir arkadaş farklı davranırdı.A true friend would have acted differently.
Aylık gaz faturan ne kadar?How much is your monthly gas bill?
Tokum ve daha fazla yiyemem.I am full, and I can eat no more.
Ne tuhaf, hiçbirimiz hatayı fark etmedik.Strange to say, none of us noticed the mistake.
Uykulu olduğunuzda çalışmanın faydası yok.It is no use studying when you are sleepy.
Karşı koymanın faydası yok.It's useless to try and resist.
Çok fazla çalışma!Don't work too hard!
O öyle söylemedi fakat o yalan söylediğimi ima etti.He didn't say so, but he implied that I was lying.
Yarın bir fabrikayı ziyaret edeceksin, değil mi?You're visiting a factory tomorrow, aren't you?
Yarın öğleden sonra tekrar gel, seninle konuşmak için daha fazla zamanım olacak.Come again tomorrow afternoon, when I will have more time to talk with you.
Açık konuşmak gerekirse, onun görüşü benimkinden biraz farklı.Strictly speaking, his view differs a little from mine.
Nefesini idareli kullanabilirsin. Onunla konuşmanın hiç bir faydası yok.You can save your breath. There is no use talking to him.
Sorun güneş enerjisinin çok fazla maliyetinin olması.The problem is that solar energy costs too much.
Tarla fareleri çiftçilerin tahılını yiyordu.The field mice were eating up the farmers' grain.
Beyzbol kriketten farklıdır.Baseball is different from cricket.
O sözün yerine getirilmediği bir aydan daha fazla süre sonra fark edildi.It was noticed after more than a month that that promise had not been carried out.
Bazı ilaçlar size faydadan çok zarar getirir.Some medicines will do you more harm than good.
Bir insanı birinin arkadaşı yapmak kolaydır fakat onu öyle sürdürmek zordur.It is easy to make a man one's friend, but hard to keep him so.
Ben arkadaşım ile bir tenis maçı oynadım fakat kaybettim.I played a match of tennis with my friend, but lost.
Bana sorduğunuz için teşekkür ederim fakat belki gelecek defa.Thank you for asking me, but maybe next time.
Beklediğimden daha fazla seyirci vardı.There were more spectators than I had expected.
Ondan çok fazla hoşlanmadım.I didn't enjoy it very much.
Çok fazla yemek yemeyin.Don't eat too much.
İktidar partisi bozulmuş fakat muhalefet biraz daha iyi.The party in power is corrupt, but the opposition is little better.
Bizim bebekler için daha fazla tıbbi bakıma ihtiyacımız var.We need more medical care for infants.
Gelecek hafta her gün fazla çalışmak zorunda kalacağım.I'll have to work overtime every day next week.
Gelecek hafta Fas'a hareket edeceğim.I will be leaving for Morocco next week.
Açıkça konuşmak gerekirse, o çok fazla umurumda değil.Frankly speaking, I don't care for her very much.
Bu rehber kitap yolculuğunda sana faydalı olabilir.This guidebook might be of use to you on your trip.
Onlar arasında belirgin bir fark var.There is a marked difference between them.
İkisinin arasında dikkate değer farklılıklar var.There are noticeable differences between the two.
Sadece ebeveynlerim değil fakat aynı zamanda kız kardeşim de benim fikrime karşı.Not only my parents but also my sister is against my opinion.
İki bölge dinde ve kültürde farklıdır.The two regions differ in religion and culture.
Ödenmeyen faturalar nedeniyle benim telefon hizmetim kesildi.My telephone service was cut off because of unpaid bills.
Yemek o kadar güzeldi ki çok fazla yedim.The food was so good that I ate too much.
Buzdolabını açınca etin çürümüş olduğunu fark ettim.Opening the refrigerator, I noticed the meat had spoiled.
Primatlar sadece maymunları değil fakat aynı zamanda insanı da kapsıyor.The primates include not only the apes, but also man.
İşçiler daha fazla para ve tatil istedi.The workers demanded more money and holidays.
Yaşlı insanlar için daha fazla ulusal hastaneler olmalıdır.There should be more national hospitals for old people.
Yaşlı adam bana bir parça faydalı öğüt verdi.The old man gave me a useful piece of advice.
Yaşlanan bir nüfus sağlık üzerinde daha fazla harcama gerektirecektir.An aging population will require more spending on health care.
Pek çok şey sözde kolaydır, fakat gerçekleştirmesi aslında zordur.Many things are easy to talk about, but difficult to actually carry out.
Biz farklı konular hakkında konuştuk.We talked about a variety of topics.
Kolumu ısıran sivrisineği fark etmedim.I was not aware of a mosquito biting my arm.
Kolumu ısıran bir sivrisineğin farkında olmadım.I was not aware of a mosquito biting my arm.
Bir yarasa bir balığın olduğundan daha fazla bir kuş değildir.A bat is not a bird any more than a fish is.
Kendisinde müzik kulağı olmadığını farketmiyor.He doesn't realise that he's tone deaf.
Fakat diğer şeylerin de göz önünde bulundurulması gerekirdi.But other things would need to be taken into account as well.
Bu kesinlikle bir yanlış anlaşılma. Bana çok fazla kredi veriyorsunuz.That's a misunderstanding, for sure. You're giving me too much credit.
Aması falan yok!There's no but about it!
Lütfen düşük ısıda fasulyeleri bir süre kaynatın.Please simmer the beans for a while over a low heat.