fa ile cümle
fa kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Onun hikayesi düzmece görünebilir fakat her şeye rağmen gerçektir.His story may sound false, but it is true for all that.
Çok çalışmasına rağmen, her zamanki gibi fakir kaldı.Though he worked hard, he remained poor as ever.
O benden hoşlanmadığını fakat yardımıma ihtiyacı olduğunu söyledi.He said that he disliked me, but that he needed my help.
Doğduğu ülkeyi ziyaret etmek için ara sıra tatillerden faydalandı.He availed himself of the 'off-and-on' holidays to visit his native country.
Günde on dolardan fazla kazanmıyordu.He earned no more than ten dollars a day.
60 yaşından fazla olmasına rağmen o hala genç görünüyor.Though he is more than sixty years old, he looks young.
O 80 kilodan fazla geliyor.He is over 80 kilos.
Seksenden fazla olmasına rağmen hâlâ sağlıklı.Though he is over eighty, he is still healthy.
Saat sekizde orada olması gerekiyordu fakat saat ona kadar gelmedi.He was supposed to be there at 8 o'clock but he didn't show up till ten.
Etrafına bakındı fakat hiç kimseyi göremedi.He looked around, but he saw no one.
O asla faullü oynamayacak.He will never play you foul.
Onun hatanı farketmesi kesin.He's bound to notice your mistake.
O, o işte ayda beş yüz dolardan daha fazla kazanır.He earns more than five hundred dollars a month in that job.
O çok fazla bira içer.He drinks too much beer.
Bunu fark edemeyecek kadar çok meşguldü.He was too busy to notice it.
O, fazla eğitim yapmadı.He hasn't had much education.
O, bazı bakımlardan benden farklı.He differs from me in some ways.
O eskisinden çok daha fazla ağır geliyor.He weighs a lot more than before.
O her zaman bir kelimeyi çok fazla söyler.He always says one word too many.
Fakir insanlara karşı her zaman cömerttir.He is always generous to poor people.
Sanırım o Avustralyalı fakat emin değilim.I think he is from Australia, but I'm not sure.
Çok fazla konuşmasının dışında, iyi bir adam.He is a nice man, except that he talks too much.
Sadece o değil fakat aynı zamanda onun kız kardeşleri de sinemaya gitti.Not only he but also his sisters went to the movies.
O,açık ara farkla sınıfın en akıllı öğrencisidir.He is by far the cleverest student in the class.
İki saatten daha fazla bir süre onlar kahve içerken sohbet ettiler.They chatted over coffee for more than two hours.
Daha fazla beklemekte bir fayda görmüyordu.He saw no advantage in waiting any longer.
Daha fazla beklemenin hiçbir faydası olmadığını anladı.He saw no advantage in waiting any longer.
Daha fazla bekleyemeyebilir.He may wait no longer.
O daha fazla para istedi.He asked for more money.
O çok fazla konuşma eğilimindedir.He tends to talk too much.
En fazla yüz doları var.He has a hundred dollars at most.
En fazla 20 dolar ödeyecek.He will pay 20 dollars at most.
O, orada en fazla dört gün kaldı.He stayed there not more than four days.
Onun en fazla 100 doları var.He has at most 100 dollars.
Fransızca romanın çevirisi onun üç aydan daha fazla süresini aldı.The translation of the French novel took him more than three months.
O, tehlikenin farkında değildi.He was not aware of the danger.
O, zorluğun farkında mıdır?Is he aware of the difficulty?
İş için röportaj yapıldı fakat onu alamadı.He was interviewed for the job, but couldn't get it.
O, onun önemini fark etmemiş gibi görünüyor.He seems not to have realized its importance.
O, gerçeğin farkında gibi görünüyor.It seems that he is aware of the fact.
İkizler arasında hiçbir fark göremedi.He could not perceive any difference between the twins.
O, değişikliği fark etmedi fakat ben ettim.He didn't notice the change, but I did.
Sorunların farkında gibi görünmüyor.He doesn't seem to be aware of the problems.
O tamamen farklı birine hikaye yazdı.He rewrote the story into a completely different one.
O, öyle bir aptal değil fakat onu anlayabilir.He is not such a fool but he can understand it.
Daha fazla sinirine hakim olamadı.He couldn't keep his temper any longer.
Geceleyin bu kadar geç vakitte çok fazla kahve içmezsen iyi olur.You'd better not drink too much coffee so late at night.
Onun en fazla 1,000 yeni vardır.He has no more than 1,000 yen.
O, açık ara farkla en iyi öğrencidir.He is by far the best student.
O, boş fantezilere sahip gibi görünüyor.He seems to be possessed with idle fancies.
O, müzikten çok daha fazla dans etmeyi seviyor.He likes dancing, much more music.
O, açık ara farkla takımda en iyi oyuncudur.He is by far the best player on the team.
İllede fark aranacaksa, o uzundur.He is, if anything, tall.
O çok fazla çalışır.He studies very hard.
O kadar fakirdi ki ekmek alamıyordu.He was so poor that he could not buy the bread.
O, açık ara farkla en mantıklıdır.He is by far the most sensible.
O sadece bir motosiklete değil fakat aynı zamanda bir arabaya da sahip.He's got not only a motorbike but also a car.
O, çok fazla beğenilmez.He is much disliked.
O, çok fakirdi.He was very poor.
O, şişeyi başaşağı çevirdi ve salladı fakat bal hâlâ akmıyordu.He turned the bottle upside down and shook it, but still the honey wouldn't come out.