Bir fırtınadan sonra sakinlik gelir.After a storm comes the calm.
Hızla kalktı, yüzüne soğuk su sıçrattı, dişlerini fırçaladı ve tıraş oldu.He got up quickly, splashed cold water on his face, brushed his teeth and shaved.
Bu adam dişlerini fırçalıyor.This man brushes his teeth.
O adam dişlerini fırçalıyor.That man brushes his teeth.
Kimse bir fırtınadan söz etmedi.Nobody mentioned a storm.
Ekmek fırında.Bread's in the oven.
Ekmek fırındadır.The bread is in the oven.
O, bıçak fırlatma konusunda bir uzmandır.He's an expert at throwing knives.
Yemek yedikten sonra dişlerinizi fırçalayın.Brush your teeth after eating.
Gidişimizi fırtına yüzünden erteledik.We postponed our departure because of the storm.
Fırtınaya rağmen dışarı çıktı.He went out in spite of the storm.
Fırtınadan dolayı geç vardılar.They arrived late because of the storm.
Bu fırsatın kayıp gitmesine izin verme!Don't let this opportunity slip away!
Bir fırsat daha kaçırdım.I've missed another chance.
Fırtına sonrası deniz sakindi.The sea after the storm was calm.
Fırtınadan dolayı, gemi limandan ayrılamadı.Because of the storm, the ship couldn't leave port.
Fırtınadan dolayı evde kalmak zorunda kaldık.We had to stay home because of the storm.
Fırtınadan dolayı, evde kalmaktan başka seçeneğimiz yoktu.Because of the storm, we had no choice but to stay at home.
Fırtına patladığında ben ancak eve varmıştım.I had barely gotten home when the storm broke out.
Bu inanılmaz fırsatı kaçırmayın.Don't miss this amazing opportunity.
Fırtına, kayıp çocuğu aramamızı engelledi.The storm kept us from searching for the missing child.
Fırtınadan dolayı kayıp çocuğu arayamadık.Because of the storm, we couldn't search for the lost child.
Ne kadar uykulu olursan ol, dişlerini fırçala.No matter how sleepy you are, brush your teeth.
O tuhaf bir gürültü duydu, bu yüzden yataktan dışarı fırladı.He heard a strange noise, so he jumped out of bed.
Tom, Mary'ye bir yumurta fırlattı.Tom threw an egg at Mary.
Bu fırça deve kılından yapılmış.This brush is made from camel hair.
Fırtınalı bir gündü ve kar hızlı yağıyordu.It was a stormy day, and the snow was falling fast.
Fırtına, sıcaklığı düşürdü.The storm sent the temperature down.
Neler olduğunu görmek için dışarı fırladım.I rushed out to see what was going on.
Bu kış birçok yağmurlu fırtına yaşadık.This winter we experienced many rainstorms.
Her sabah dişlerimi fırçalarım.I brush my teeth every morning.
Tom dişini fırçalıyor.Tom is brushing his teeth.
Tom saçını fırçalıyor.Tom is brushing his hair.
Dişlerimi fırçalıyorum.I am brushing my teeth.
Saçımı fırçalıyorum.I am brushing my hair.
Böyle bir mikrodalga fırınla, her zaman Yılbaşı gecesidir!With a microwave oven like this, it's always New Year's Eve!
Ekmek pişirmem. Benim bir fırınım yok.I cannot bake bread. I don't have an oven.
Seni fırsat bulur bulmaz arayacağım.I'll call you as soon as I can.
Bir kum fırtınası yaklaşıyor.A dust storm is coming.
Fırından keki çıkardım.I took the cake out of the oven.
O, çok eski bir fırında ekmek pişirir.He bakes bread in a very old oven.
O yeni fırınında ekmek pişiriyor.She bakes bread in her new oven.
Suyu bir fırında kaynatıyorsun.You boil water in an oven.
Alarm çaldı ve herkes dışarı fırladı.The alarm rang and everyone rushed out.
Hiç dişlerini fırçaladın mı?Have you ever brushed your teeth?
Hiç saçını fırçaladın mı?Have you ever brushed your hair?
Fırtına daha ne kadar sürecek?How much longer will the thunderstorm last?
Dün yeni bir mikrodalga fırında biraz lezzetli balık hazırladık.Yesterday we prepared some delicious fish in a new microwave.
Fırıncı, kasap dükkanının yanında yer almaktadır.The bakery is located next to the butcher shop.
"Kimin fırçaları bunlar?" "Onlar Picasso'nun.""Whose brushes are these?" "They are Picasso's."
İsyancılar kaldırım taşlarını fırlattı.The rioters threw cobblestones.
En son ne zaman dişlerini fırçaladın?When was the last time you brushed your teeth?
Tüm olasılıkları beyin fırtınası yapmalıyız.We should brainstorm all the possibilities.
O, dişlerini nasıl fırçalayacağını biliyor.He knows how to brush his teeth.
Bu odayı fırçayla boya.Paint this room with a brush.
Bu diş macunuyla dişimi fırçalamayı severim.I like to brush my teeth with this toothpaste.
Bu tarakla saçlarımı fırçalamayı severim.I like to comb my hair with this comb.
Neden dişlerini fırçalıyorsun?Why are you brushing your teeth?
Neden saçını fırçalıyorsun?Why are you brushing your hair?
Yemek yedikten sonra, yaptığım ilk iş dişlerimi fırçalamaktır.After eating, the first thing I do is brush my teeth.