Ana içeriğe geç
Sözlük

fır ile cümle

fır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Bir fırt tekila ister misiniz?Would you like a shot of tequila?
Tom Mary'nin fırında pişirdiği bir parça kek yedi.Tom ate a piece of the cake that Mary baked.
Sadece onu fırlat.Just throw it away.
Güneş fırtınadan sonra daha parlak parla.The sun shines brighter after the storm.
Tom bir fırt tekilayı bir yudumda içti.Tom drank the shot of tequila down in one gulp.
Ben fırtına sırasında uyudum.I slept through the storm.
Sputnik 4 Ekim 1957'de fırlatıldı.Sputnik was launched on October 4, 1957.
Sovyetler Birliği 1957 yılında Sputnik I'i fırlattı.The Soviet Union launched Sputnik I in 1957.
Bu diş fırçasını kullanan bir annem değil.The one who uses this toothbrush isn't my mother.
Git dişlerini fırçala.Go brush your teeth.
Ne sıklıkta dişlerini fırçalarsın?How often do you brush your teeth?
O fırında çalışan kız sevimli.The girl who works at that bakery is cute.
Dişlerimi fırçalamak isterim.I'd like to brush my teeth.
Bu fırsatı kaçıramam.I can't pass up this chance.
Böyle bir fırsattan uzaklaşamam.I can't walk away from an opportunity like this.
Bunun Fransızcanı geliştirmen için bir fırsat olacağını düşündüm.I thought it would be an opportunity for you to improve your French.
Eğer ona bir fırsat verirsem Tom'un işin üstesinden gelebileceğini düşündüm.I thought Tom could handle the job if I gave him a chance.
O, dimdik ayağa fırladı.She stood bolt upright.
Bu fırtına tehlikeli değildir. Senin endişelenmene gerek yok.This storm is not dangerous. You don't need to worry.
Bu fırtına da geçecek.This storm, too, shall pass.
Bu bir süper fırtına.It's a superstorm.
Bu ciddi ve büyük bir fırtına.This is a serious and big storm.
Buradan gidiyoruz. Fırtına geliyor.We're getting out of here. The storm is coming.
Dev gibi bir fırtına.It's a monster storm.
Tom oltasını fırlattı ve balıkların ısırmasını bekledi.Tom threw his line in and waited for the fish to bite.
Bu fırsatı boşa harcamayalım.Let's not waste this opportunity.
Fırtınadan kurtulalım.Let's get out of the storm.
Pastayı fırından çıkarma zamanı.It's time to take the pie out of the oven.
Daha fazla öğrenmek için bir fırsat isterdim.I'd like a chance to learn more.
Bütün istediğim özür dilemek için bir fırsat.All I want is a chance to apologize.
Bütün istediğim üzgün olduğumu söylemek için bir fırsat.All I want is a chance to say I'm sorry.
Sana onu yapma fırsatı vermek istiyorum.I want to give you the chance to do that.
Yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için bir fırsat istiyorum.I'd like a chance to set the record straight.
Bütün istediğim Tom için bir şey yapma fırsatı.All I want is a chance to do something for Tom.
Her gün dişlerimi fırçalarım.I brush my teeth every day.
Fırsat hiç kimseyi beklemez.Opportunity waits for no one.
Onun zengin olması gerekir: Göç etmeden önce her fırsatı vardı.He should be rich: he had every opportunity before immigrating.
O zengin olmalı: göçten beri eline her fırsat geçti.He should be rich: he has had every opportunity since immigrating.
Fırında bir şeyim var.I've got something in the oven.
Fırsatı her iki elle de değerlendirmelisin.You have to seize the opportunity with both hands.
Biz sokağa dışarıya fırladık.We rushed out onto the street.
Fırtınanın ekonomi üzerinde ciddi bir etkisi vardı.The storm had a serious effect on the economy.
O, fırsattan yararlandı.He took advantage of the opportunity.
Fırında kızartılmış tavuğu severim.I like roast chicken.
Tom'un diş fırçamı kullanmasına izin vermedim.I didn't let Tom use my toothbrush.
Tom fırsatçı.Tom is opportunistic.
Sen fırsatçısın.You're opportunistic.
Henüz Tom'la yalnız başıma olmak için bir fırsatım olmadı.I haven't had a chance to be alone with Tom yet.
Bir kar fırtınasına yakalandık.We were caught in a snowstorm.
Onlar bir kar fırtınasına yakalandılar.They were caught in a blizzard.
Onlar kar fırtınasına cesaretle karşı koydular.They braved the snow storm.
Mary'yi, aynanın önünde oturup saçlarını fırçalarken gördüm.I saw Mary sitting in front of a mirror brushing her hair.
Ağzınızda bir diş fırçasıyla oradan oraya koşturmamalısın.You shouldn't run around with a toothbrush in your mouth.
Bu benim diş fırçam.That's my toothbrush.
Fırtına devam etti.The storm continued.
Ağaçlar fırtına nedeniyle kökünden söküldü.The trees were torn up by the force of the storm.
Ben şapkamı fırçalamak zorundayım.I have to brush my hat.
O iyi bir fırsattı.It was a good opportunity.
Dün geceki fırtına, yolu çökertmiş.Last night's storm washed out the road.
Fırtına sakinleşti.The storm let up.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod