Ana içeriğe geç
Sözlük

fır ile cümle

fır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Tom her zaman yemeklerden sonra dişlerini fırçalar.Tom always brushes his teeth after meals.
Ayakkabılarını cilaladıktan sonra, Tom dişlerini fırçaladı ve saçını taradı.After polishing his shoes, Tom brushed his teeth and combed his hair.
Tom Mary'nin kitabını ateşe fırlattı.Tom threw Mary's book into the fire.
Tom bir taş aldı ve Mary'ye fırlattı.Tom picked up a stone and threw it at Mary.
Tom Mary ile Boston'a gitme fırsatını kaçırdı.Tom missed the opportunity to go to Boston with Mary.
Tom'un ne düşündüğünü Mary'ye söyleme fırsatı yoktu.Tom had no chance to tell Mary what he thought.
Tom'un Mary'ye fikrini söyleyecek fırsatı olmadı.Tom had no chance to tell Mary his opinion.
Tom'un Boston'da Mary ile buluşma fırsatı vardı.Tom had a chance to meet Mary in Boston.
Tom Mary'nin fırın satışında yardım etmeye istekli olacağını farzediyor.Tom assumes Mary will be willing to help with the bake sale.
Mary'nin çalma fırsatı olmadan Tom kapıyı açtı.Tom opened the door before Mary had a chance to knock.
Tom Mary'ye bütün gece boyunca dışarda kaldığı için fırça attı.Tom chewed Mary out for staying out all night long.
O, fırsatı kaçırdı.He's missed the boat.
Onlar fırsatı kaçırdılar.They've missed the boat.
Fırtına mahsule çok zarar verdi.The storm caused much damage to the crop.
Fırtına ekin için çok zarara neden oldu.The storm caused a lot of damage to the crop.
Tom meşguldü ve öğle yemeği yeme fırsatı yoktu.Tom was busy and didn't have a chance to eat lunch.
Tom Mary'ye işi henüz niçin yapmadığını açıklamak için bir fırsat vermek istedi.Tom wanted to give Mary a chance to explain why she hadn't yet done the work.
Tom bir fırında çalışırdı.Tom used to work in a bakery.
Tom elma çekirdeğini çöp kutusuna fırlattı.Tom threw the apple core into the garbage can.
Tom bu fırsattan yararlanmalı.Tom should take advantage of this opportunity.
Tom eline geçecek ilk fırsatta Mary'yi ziyaret etmeyi planlıyor.Tom planned to visit Mary the first chance he got.
Tom eline geçecek ilk fırsatta Mary ile konuşmayı planladı.Tom planned to talk to Mary the first chance he got.
Tom her zaman yemeklerden sonra dişlerini fırçalayamaz.Tom isn't able to always brush his teeth after meals.
Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
Tom bana onunla konuşmak için bir fırsat vermedi.Tom didn't give me a chance to talk to him.
Tom'un tüm yardımları için Mary'ye teşekkür etme fırsatı olmadı.Tom didn't get a chance to thank Mary for all her help.
Tom fırtına geçinceye kadar kanoyu evin içine koymamız gerektiğine karar verdi.Tom decided that we should put the canoe inside the house until the storm passed.
Tom tekrar yüzmeye gitme fırsatını güçlükle bekleyebiliyordu.Tom could hardly wait for the chance to go swimming again.
Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston.
Tom Mary'yi fırın satışında onun yardım etmesini rica etmek için aradı.Tom called Mary to ask her to help at the bake sale.
Tom pantolonunun kumunu fırçaladı.Tom brushed the sand off his pants.
Tom dişlerini fırçaladı ve yüzünü yıkadı.Tom brushed his teeth and washed his face.
Tom Mary'nin doğum günü için fırında kek yaptı.Tom baked a cake for Mary's birthday.
Tom Mary'den tuvaleti fırçalamasını rica etti.Tom asked Mary to scrub the toilet.
Tom ve Mary biraz beyin fırtınası yaptı.Tom and Mary did some brainstorming.
Büyük bir fırtına değildi.It wasn't much of a storm.
Birinin dişlerini her gün fırçalaması önemlidir.It is important to brush ones teeth every day.
Tom kar fırtınasından dolayı Boston'da sıkıştı.Tom was stuck in Boston because of the snow storm.
Uyumadan önce dişlerini fırçalamak zorundasın!You have to brush your teeth before going to sleep!
Yüzüğünü çıkardı ve ona fırlattı.She took her ring off and threw it at him.
Tom saçını fırçaladı.Tom brushed his hair.
Tom şapkasındaki bir parça kiri fırçaladı.Tom brushed a bit of dirt off of his hat.
Bu fırsattan yararlanmalısın.You should take advantage of this opportunity.
Tom fırını yaktı.Tom lit the oven.
Tom yataktan fırladı.Tom jumped out of bed.
Keşke Rusça öğrenme fırsatım olsa.I wish I had the chance to learn Russian.
Fırtınadan dolayı, kararlaştırılan zamanda varamadık.Because of the storm, we weren't able to arrive at the appointed time.
Hey, duydun mu? Susan'ın fırında bir kurabiyesi var.Hey, did you hear? Susan has a bun in the oven.
Ben bu öğleden sonra suluboyalar ve fırçalar alacağım.I'll buy temperas and paintbrushes this afternoon.
Çocuklar dişlerini fırçalıyorlar.The boys brush their teeth.
Oğlanlar dişlerini fırçalıyorlar.The boys brush their teeth.
Ben bu güneş fırtınasını seviyorum.I love this solar storm.
Denizdeki fırtına ilerlememizi engelledi.Storms at sea impeded our progress.
Geçen yıl Rusya'da bir uydu fırlatıldı.A satellite was launched in Russia last year.
İnsanlar politikacıya yumurta fırlattılar.People threw eggs at the politician.
Bir fırsat daha kaybettim.I lost another chance.
Fırtına hiçbir hasara neden olmadı.The storm didn't cause any damage.
Fırtına bir elektrik kesintisine neden oldu.The storm caused a power outage.
Fırtınadan dolayı elektriğimiz kesildi.We lost our electricity because of the storm.
Tren fırtına nedeniyle durdu.The train stopped because of the storm.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod