Bir fırında öğle yemeği yedim.I had lunch at a bakery.
Tom Mary'nin saçını fırçaladı.Tom brushed Mary's hair.
O diğer insanların işine karışma fırsatını kaçırmaz.He does not pass up any opportunity to meddle in other people's business.
Tom tam fırtına vurmadan önce Boston'a geri gitti.Tom made it back to Boston just before the storm hit.
Tom her gün dişlerini fırçalar.Tom brushes his teeth every day.
Tom Mary'ye bir can kurtaran yeleği fırlattı.Tom threw Mary a life preserver.
O her fırsatta onun ne büyük bir adam olduğunu söyler.He says at every opportunity what a great guy he is.
Dolu fırtınası ürünleri mahvetti.The hailstorm ruined crops.
Ellerinde bir boya fırçası olan herkes bir ressam değildir.Not everyone who has a paintbrush in their hand is a painter.
Tom Mary'ye fırça çekti.Tom berated Mary.
Tom telefonu duvara fırlattı.Tom threw the phone against the wall.
Tom dişlerini gerektiği kadar sık fırçalamıyor.Tom doesn't brush his teeth as often as he should.
Bu fırsat için mutluyum.I'm happy for this opportunity.
Yakaladığım her fırsatta Tom'a yardım etmeye çalışırım.I try to help Tom every chance I get.
Bir yağmur fırtınasında yakalandım.I got caught in a rainstorm.
Bir yağmur fırtınasında yakalandık.We got caught in a rainstorm.
Arka dişlerimi fırçalamalıyım.I must brush my back teeth.
Bu, bir ömür boyu süren fırsattır.This is the opportunity of a lifetime.
Tom, kar fırtınasından sonra çatıdan kar küredi.Tom shovelled the snow off the roof after the snowstorm.
Sanırım bu fırsatı kaçıramam.I think I can't let this opportunity slip by.
Kar sokaklarda fırıl fırıl dönmeye başladı.Snow began whirling through the street.
Bir fırtına vardı ve kar sokaklarda fırıl fırıl dönmeye başladı.There was a storm, and snow began whirling through the street.
Bu bir kar fırtınası.It's a snowstorm.
Bir bardak suda fırtına koparıyorsun.Storm in a teacup.
Dün geceki fırtına Boston'da karışıklık bıraktı.Last night's storm left a mess in Boston.
Fırsat için heyecanlıyız.We're excited about the opportunity.
Bu tür fırsatlar ele geçirilmelidir.Such opportunities should be seized.
Bana harika fırsatlar verildi.I've been given great opportunities.
Bu fırsatı kaybetmememiz gerekir.We shouldn't lose this opportunity.
Bu gece daha sonra şiddetli fırtına bekleniyor.Squalls are expected later tonight.
Fırsat her köşede.Opportunity is around every corner.
Fırtına sonunda dindi.The storm eventually blew through.
Tom çok gençken fırında pişirmekle ilgilenmeye başladı.Tom became interested in baking when he was very young.
Tom gerçekten onun fırsatlarından en iyi şekilde yararlandı.Tom has really made the most of his opportunities.
Tom Mary ile konuşma fırsatı bulmayı umuyordu.Tom hoped to find an opportunity to talk to Mary.
Inanılmaz bir fırsatım var.I have an incredible opportunity.
O gece bir kar fırtınası vardı.There was a blizzard that night.
Tom o fırsatı neredeyse kaçırdı.Tom nearly missed that opportunity.
Bu bir öğrenme fırsatı.This is a learning opportunity.
Bu fırtına ciddileşiyor.This storm is getting serious.
Fırsatlar sonsuzdur.The opportunities are endless.
Bu sadece harika bir fırsat.It's just a great opportunity.
Şimdi o fırsata sahibiz.We have that opportunity now.
Harika bir fırsatımız var.We have a great opportunity.
Büyük bir fırsatımız var.We have a great opportunity.
O, kayıp bir fırsattı.That was a lost opportunity.
Torpidoları fırlatmaya hazırlayın.Prepare to launch torpedoes.
Torpidoları fırlatmak için hazırlanın.Prepare to launch torpedoes.
Herhangi bir fırsata açığım.I'm open to any opportunity.
Çok fırsatçıydık.We were very opportunistic.
Tom yola fırladı.Tom ran out into traffic.
Tom elmayı bana fırlattı.Tom chucked me the apple.
Büyük bir fırsat yakaladık.We caught a big break.
Hava fırtınalı olacak.It's going to be ugly.
Tom böyle bir fırlama.Tom is such a scalawag.
Fırsatlarımız vardı.We had opportunities.
Git ve dişlerini fırçala.Go and brush your teeth.
Fırsatım varken Tom'a sormalıydım.I should've asked Tom when I had the chance.
Fırsatım varken Tom'u öpmeliydim.I should've kissed Tom when I had the chance.
Fırtına birçok pencereye zarar verdi.The storm damaged many windows.