Ana içeriğe geç
Sözlük

fır ile cümle

fır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Tom bıçak fırlatmada bir uzmandır.Tom is an expert at throwing knives.
Keşke bunu bitirmek için bir fırsatım olsa.I wish I had a chance to finish it.
Bu olağanüstü bir fırsat.It's a remarkable opportunity.
Sana bir fırsat veriyorum.I'm giving you an opportunity.
Bunun büyük bir fırsat olduğunu biliyorum.I know it's a great opportunity.
Tom benim bu büyük fırsatı kaçırıyor olduğumu düşünüyor.Tom thinks I'm missing this great opportunity.
Bu fırsata sahip olabilirsiniz.You may have that opportunity.
Gerçekten ne olduğunu bize söylemesi için Tom'a bir fırsat vermeliyiz.We should give Tom a chance to tell us what really happened.
Tom bana yaptığım şeyi neden yaptığımı açıklama fırsatı bile vermedi.Tom wouldn't even give me a chance to explain why I did what I did.
Tom bir fırıldak çeviriyor.Tom is up to no good.
Fırsatım olduğunda seni öpmeliydim.I should've kissed you when I had the chance.
Şimdi senin fırsatın.Now is your chance.
Tom fırını açtı ve keki çıkardı.Tom opened the oven and took out the cake.
Tom dişçisine her yemekten sonra dişlerini fırçaladığını söyledi.Tom told his dentist that he brushes his teeth after every meal.
Tom'un sonunda bir fırsatı olabilir.Tom might have a chance after all.
Keşke Tom'la tanışma fırsatını yakalasaydım.I wish I'd gotten a chance to meet Tom.
Sanırım bu fırtınada dışarı çıkmasak iyi olur.I think we'd better not go out in this storm.
Tom bir fırıncı olarak bir iş arıyor.Tom is looking for a job as a baker.
En azından bana bir cevaplama fırsatı ver.At least give me a chance to answer.
Tom'a raporu bitirmesi için bir fırsat vermeliyiz.We should give Tom a chance to finish the report.
Tom bir yastık aldı ve onu Mary'ye fırlattı.Tom picked up a pillow and threw it at Mary.
Bu benim fırsatımdı.It was my opportunity.
Tom'un partide Mary ile konuşma fırsatı hiç olmadı.Tom never had the chance to talk to Mary at the party.
Bana açıklamak için bir fırsat ver.Please give me a chance to explain.
En azından açıklamak için bana bir fırsat verir misin?Can you at least give me a chance to explain?
Küçük çocuk korkmuş ve sandalyeden fırlamıştı.The little boy was frightened and sprang from the chair.
Tom'un kumdan kalesi fırtına tarafından tahrip edilmişti.Tom's sandcastle was destroyed by the storm.
O her fırsatı kullandı.She took advantage of every opportunity.
Esperantomu geliştirmek için her fırsatı kullandım.I took every opportunity to improve my Esperanto.
Fırsatın olduğunda caddenin aşağısındaki yeni restoranı gözden geçir.When you get a chance, check out the new restaurant down the street.
Fırtına yoğunlaşıyor.The storm is gathering in intensity.
Tom'u kurtarabileceğimize dair hâlâ bir fırsat var.There's still a chance that we can save Tom.
Az önce dişlerimi fırçaladım.I just brushed my teeth.
Şimdi dişini fırçalamaya git.Now go brush your teeth.
Bu bir kaçan fırsattı.It was a lost opportunity.
Hiç fırsatım olmadı.I've never had the opportunity.
Yeni fırsatlar olacak.There will be new opportunities.
Başka fırsatlar olacak.There will be other opportunities.
Bunu daha sonra yapmak için başka fırsatlar olacak.There will be other chances to do this later.
Fırın eldivenin nerede?Where's your pot holder?
Saçını fırçala.Brush your hair.
Tom bulduğu her fırsatta sosisli sandviç yiyor.Tom eats hotdogs every chance he gets.
Bir kar fırtınası olacak.There will be a blizzard.
Tom'un bir şey yapma fırsatı yoktu.Tom didn't have a chance to do anything.
Eviniz fırtına tarafından tahrip edildi.Your home was destroyed by the storm.
Bir diş fırçası alabilir miyim lütfen?Can I have a toothbrush, please?
Bu bölgede, kum fırtınaları dört güne kadar sürebilir.In this area, sandstorms can last up to four days.
Bir saatlik beklemeden sonra, roketin fırlatılışı iptal edildi.After an hour of waiting, the launch of the rocket was cancelled.
Yeni fırsatlar sana açılıyor.New opportunities are opening up to you.
Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.Don't forget to brush your teeth before going to bed.
Uçak tropikal bir fırtınaya girdi.The plane ran into a tropical thunderstorm.
Fırtına yolumuza geliyor.The storm is coming our way.
Ona başka bir fırsat verdim.I gave him another chance.
Kaçıranlar Tom'u bir vana fırlattılar ve hızlı bir şekilde uzaklaştılar.The kidnappers whisked Tom into a van and quickly drove away.
Satürn üzerindeki beyaz lekelerin, güçlü fırtınalar olduklarına inanılır.The white spots on Saturn are believed to be powerful storms.
Fırıncı köşede.The baker is around the corner.
Tom'un köpeği fırtına sırasında mutfak masasının altına büzüldü.Tom's dog cowered under the kitchen table during the storm.
Tom'un köpeği fırtına sırasında mutfak masasının altına sindi.Tom's dog cowered under the kitchen table during the storm.
Dan telefonunu havuza fırlattı.Dan threw his phone into the swimming pool.
Dan bir fırsat bekledi.Dan waited for an opportunity.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod