Mary onun diş fırçasını kullandığında Tom bundan hoşlanmıyordu.Tom didn't like it when Mary used his toothbrush.
Uçağımız fırtına vurmadan hemen önce Boston'a indi.Our plane landed in Boston just before the storm hit.
Fırsatım olursa Boston'a giderim.I'd go to Boston if I had the chance.
Kar fırtınasından dolayı Tom Boston'da mahsur kaldı.Because of the snow storm, Tom was stuck in Boston.
Küçük sağanaklar uzun sürer ama ani fırtınalar kısadır.Small showers last long, but sudden storms are short.
Fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunu seviyorum.I like the smell of bread just out of the oven.
Dün fırtınadan sonra bir metre kar vardı.There was a meter of snow after the storm yesterday.
Geçen hafta burada korkunç bir fırtına vardı.There was a terrible storm here last week.
Tom banyoda dişlerini fırçalıyor.Tom is in the bathroom brushing his teeth.
Sana son bir fırsat veriyorum.I'm giving you one last chance.
Tom biraz kar topladı, bir kartopu yaptı ve Mary'ye fırlattı.Tom picked up some snow, made a snowball and threw it at Mary.
Tom çöp kutusunu çöp yakma fırınına boşalttı.Tom emptied the wastebasket into the incinerator.
Tom'un sana verdiği fırsatı kaçırma.Seize the opportunity that Tom has given you.
Dişlerini günde kaç defa fırçalıyorsun?How many times a day do you brush your teeth?
Dişlerimi hiç fırçalamasaydım ne olurdu?What would happen if I never brushed my teeth?
Laika, bir dişi köpek, yörüngeye fırlatılacak ilk hayvandı.Laika, a female dog, was the first animal to be launched into orbit.
Sputnik 1, 1957'de fırlatıldı, uzay yarışını tetikledi.Sputnik 1, launched in 1957, triggered the Space Race.
Umarım gelecek sefer Boston'da olduğumda seni görmek için fırsatım olacak.I hope I'll have a chance to see you the next time I'm in Boston.
Bana hiç fırsat vermedin.You didn't give me a chance.
Tom bana bir fırsat vermedi.Tom didn't give me a chance.
Bir fırsatın olduğunda beni ara.Give me a call when you get a chance.
Tom saç fırçasını çekmeceye geri koydu.Tom put the hairbrush back in the drawer.
Tom tavuğu fırına koydu.Tom put the chicken in the oven.
Tom dişlerini fırçaladı ve pijamalarını giydi.Tom brushed his teeth and put on his pajamas.
Tom ne zaman bir fırsatı olsa oraya gider.Tom goes there whenever he has a chance.
Sen fırsatçı mısın?Are you opportunistic?
Fırsatını bulur bulmaz ayrıldım.I left as soon as I had the chance.
Tom fırsatını bulur bulmaz ayrıldı.Tom left as soon as he had the chance.
Biz o fırsatı kullanmak zorundayız.We have to take that chance.
Henüz Tom'la konuşma fırsatın oldu mu?Have you had a chance to talk to Tom yet?
Tom öğle yemeğinden sonra dişlerini fırçalayabilmek için ofisinde bir diş fırçası tutuyor.Tom keeps a toothbrush in his office so he can brush after lunch.
Birçok insan öğlen yemeğinden sonra dişlerini fırçalamaz.Many people don't brush their teeth after lunch.
Bazı insanlar mikrodalga fırınların güvenli olmadığını düşünüyor.Some people think microwave ovens aren't safe.
Biri, eczaneden bir diş fırçası satın alabilir.One can buy a toothbrush at the pharmacy.
Bu geziye katılma fırsatını kaçırmayın!Don't miss the opportunity of taking this trip!
Versailles görmek için bu fırsattan yararlanın.Take advantage of this opportunity to see Versailles.
Bu fırtınadan sonra hava daha serin olacak.After this storm it will be cooler.
Bir fırtına semte yaklaştığı için sokaklar boş.The streets are empty because a storm is approaching the neighborhood.
Fırtınalı olacak. Ertelemesek iyi olur.It's going to be stormy. We had better not delay.
O hiç dişlerini fırçalamaz.He never brushes his teeth.
Onlar günde iki defa dişlerini fırçalarlar.They brush their teeth twice a day.
Onun dişlerini fırçalıyorum.I brush her teeth.
O yüzünü kuruttu ve saçını fırçaladı.She dried her face and brushed her hair.
Ben birkaç gündür Paris'teyim. Louvre müzesini ziyaret etme fırsatını kullanıyorum.I'm in Paris for a few days. I'm taking advantage of that to visit the Louvre.
Böyle iyi bir fırsatın boşa gitmesine izin verme.Don't let such a good opportunity go to waste.
O, fırtına nedeniyle gelmedi.He didn't come because of the storm.
Şişeyi ondan aldı ve pencereden dışarı fırlattı.She took the bottle from him and threw it out the window.
Ben bir fırsat gördüm ve onu aldım.I saw an opportunity and I took it.
Sanırım Tom bir fırıldak çeviriyor.I assume Tom is up to no good.
O fırsatı alacağız.We'll take that chance.
Bu fırtınadan çıkmak zorundayız.We have to get out of this storm.
Tom'la konuşmak için fırsatımız olmadı.We didn't get a chance to talk with Tom.
Geçen hafta sonu büyük bir kar fırtınası yaşadık.We had a big snow storm last weekend.
Yolda büyük bir fırtına var.There's a big storm on way.
Bu büyük bir fırsat olacak.It'll be a big occasion.
Bu benim büyük fırsatım.This is my big break.
Tom'un saç fırçasını ödünç aldım.I borrowed Tom's hairbrush.
Başka bir fırsatı bulacaksın.You'll get another chance.
Karımın arkadaşı ziyarete geldiğinde, konuşmaya fırsat bulmayı zor bulurum.When my wife's friend comes to visit, I find it hard to get a word in edgeways.
Bu harika bir fırsat.It's a great opportunity.