Edirne evlerinin hepsinin genişçe bahçeleri vardı.Kaikkien pönttöjen lähituntumassa oli kotipuutarhoja.
Çocuk, devletin ücretsiz doğum evlerinde doğardı.Lapsi oli heti synnyttyään valtion omaisuutta.
Ölüler evlerin taban altına gömülmüştür.Ihmisiä haudattiin talojen alle.
Fakat bu kaçamak evlerine hırsız girmesiyle son bulur.Raivoissaan se lähtee etsimään varkaita.
Evlerin üçte biri hasar gördü ve nüfusun yarısı azaldı.Heinävedellä kärsittiin väestökatoa ja kolmasosa taloista autioitui.
Şikago’nun banliyösü olan Oak Park’ta kendi evlerini tasarladı.Wright perusti oman arkkitehtitoimiston ja rakensi talon Chicagoon Oak Parkiin.
Daha sonra bir patlama olmuş yakındaki evlerin camları kırılıp duvarları çatlamıştır.Räjähdyksen seurauksena lähialueen talot vavahtelivat ja ikkunoita rikkoutui.
Onları tutsak aldı ve evlerini yıktı.He vapauttivat panttivangit ja tuhosivat leirin.
Ancak evler terk edildiği için evlerin çoğu yıkılmıştır.Suurin osa asuinalueiden taloista on purettu.
Bu örümcek ortalığı kasıp kavurur, insanların evlerini yakıp yıkar.Ihmisten verta vuodatetaan ja heidän talonsa tuhotaan.
Sağ kalanlar ise 1944'te evlerine döndüler.Takaisin vallatut alueet evakuoitiin uudelleen vuonna 1944.
Evlerin tuvaletleri evin dışındaydı.Kylpyammeet katosivat kotoa.
Otoyolların yakınında bulunan yükseltilerde bolca müstakil evlerin bulunduğu yerleşkeler bulunur.Majan lähituntumassa on aurattuja pysäköintipaikkoja melko runsaasti.
Bugün taş evlerin çoğu iskelet halindedir.Ruukinpuiston rakennukset ovat nykyään pääosin asuntoina.
Modern opera evlerindeki yapımların çoğu "Gustav Mahler" versiyonu kullanmaktadır.Hän loi orkesterin maailmanmaineen erityisesti Gustav Mahlerin teosten tulkkina.
Aynı zamanda saldırganlar Ziraat Bankası'nı soymak amacıyla banka personelinin evlerine baskın yaptılar.Se estää myös pankkiryöstäjiä sulkemasta ihmisiä pankkiholviin ryöstön jälkeen.
Siyasi tutukluların ve sürgün edilenlerin büyük kısmına, evlerine dönme izni verildi.Sopimus antoi pakolaisille ja sotavangeille luvan palata kotimaihinsa.
Ziyaretçilerin büyük kısmı her yaz dönmekte ve bazıları sahil boyunca kendi tatil evlerini kiralamaktadır.Kesäisin osa heistä palaa mökeilleen kosken rannalle.
Şehri terk ederken cemaat evlerini yakarlar.Lähden isänmaastani, kotikaupunkini palaa.
Aile, evlerinden ayrılıp çok daha küçük bir eve taşınmak zorunda kaldı.Perhe muutti Maskussa entistä isompaan taloon.
Halen bazı evlerin önünde su kuyusu bulunmaktadır.Kerrostaloalueella asutaan kuitenkin edelleen monessa talossa.
İşçiler paydosla evlerine gider, nöbetçiler kalır.Illalla viimeiset työntekijät lähtevät kotiinsa, kun yövartija jää vartioimaan työpaikkaa.
Oldukça ağır biçimde beden eğitimi çalışır, her gün güvenli evlerinde sahip olduğu poligonlarda ateş eder.Päijät-Hämeen maanpuolustuspiiri pitää vuosittain yhteistoimintaharjoitukset Hälvälän ampumaradan maastossa.
Babası evlerinde küçük bir tıbbi klinik işletmektedir bütün aileyi kendi işinde kullanmaktadır.Ο πατέρας του έχει μια κλινική κάτω από το σπίτι τους, στην οποία βάζει όλη την οικογένεια να δουλέψει.
Bu evlerin her biri bir sanat eseridir.Κάθε σπίτι εδώ είναι ένα αριστούργημα.
Evlerin üçte biri hasar gördü ve nüfusun yarısı azaldı.Το ένα τρίτο των κτιρίων του καταστράφηκε και έχασε σχεδόν τον μισό πληθυσμό του.
Artık fakirdir, evlerinin bir odasını bir kadına kiralamışlardır.Επειδή ήταν πολύ φτωχός νοίκιαζε δωμάτια του σπιτιού για να βγάλει κάποια χρήματα.
Kadınlar evlerine dönerler.Γυρίστε στα σπίτια σας!
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Χιλιάδες ατόμων εγκαταλείπουν τις εστίες τους.
Sıklıkla evlerin içinde veya pencerelerde, evdeki ışığa gelen böcekleri yerken görülebilir.Μπορεί να βρεθούν σε παράθυρα ή ακόμη και μέσα στα σπίτια, τρώγοντας έντομα που παρασύρονται από το φως.
Daha sonrasında da köydeki evlerinin ateşler içinde yanmasını izliyorlar.Όλοι πλέον παρακολουθούν το σπίτι του να καίγεται.
İngiltere'nin en büyük malikane evlerinden biri olan saray 1705-1722 yılları arasında inşa edilmiştir.Είναι μια από τις μεγαλύτερες οικίες στην Αγγλία και κτίστηκε κατά την περίοδο 1705 - 1724.
Evlerin tuvaletleri evin dışındaydı.Οι κουντούρες ήταν φοριόνταν εκτός σπιτιού.
Bununla birlikte, aile büyük evlerini terk edip küçük bir eve yerleşir.Η οικογένεια τελικά μένει σε ένα μικρό φτωχικό σπίτι.
Kimi yerlerde evlerin saçaklarına kadar yükselmiş.Σε πολλά σπίτια ξεριζώθηκαν οι στέγες τους.
Sağ kalanlar ise 1944'te evlerine döndüler.Επιστράφηκε στους ιδιοκτήτες του το 1944.
Aile, evlerinden ayrılıp çok daha küçük bir eve taşınmak zorunda kaldı.Αναγκάστηκε να μετακομίσει μαζί με την θεία του σε ακόμα μικρότερο σπίτι.
Dakka'daki evlerin sadece üçte ikisi su sistemine bağlıdır.Τα 2/3 των νοικοκυριών στη Ντάκα έχουν τρεχούμενο νερό.
Bu mimari yağan yoğun yağmurlardan evlerini korumak için yapılan su oluklarıdır.Προτιμάει να έχει κάποιο καταφύγιο για να προφυλάσσεται από τις έντονες βροχοπτώσεις.
Gerçi, evlerinde sürekli çeşitli müzikler dinlenirdi.Στο σπίτι του ακουγόταν κλασική μουσική όλη μέρα.
Günümüzde hamak, özellikle Latin Amerika ülkelerinde evlerin çoğunda bulunmaktadır.Έτσι δημιουργήθηκαν οι περισσότερρες Ελληνικές παροικίες κυρίως σε χωρες της Λατινικής Αμερικής.
Ölüler evlerin tabanlarında açılan çukurlara gömülmüştür.Οι νεκροί ενταφιάζονταν σε λάκκους σκαμμένους στο εσωτερικό των κατοικιών.
Nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar.Οι DigiDestined τον ακολουθούν και επιστρέψουν στην πατρίδα τους.
Bart, kısa bir süre sonra doğar ve çift, ilk evlerini satın alır.Bart blev født kort efter, og parret købte deres første hus.
Evlerin üçte biri hasar gördü ve nüfusun yarısı azaldı.Omkring en tredjedel af husene i byen blev ødelagt og befolkningstallet halveret.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Op mod 800 mennesker måtte forlade deres hjem.
Evlerine girdikten sonra, Simpsonlar televizyon izlemek için kanepeye otururlar.Når de kommer ind i huset, sætter de sig på sofaen for at se tv.
2005'te (kimisi zorla da olsa) Yahudiler Gazze'deki evlerinden çıkarıldı ve evleri yıkıldı.I 2005 blev civile evakuerede fra Gaza (nogen ved tvang) og boligområderne afviklede.
21 Kasım'da evlerinde küçük bir cenaze töreni yapıldı.Den 19. februar 1891 blev der holdt en lille begravelsesceremoni I hans hjem.
TV ekipleri bir sonraki gün evlerindeydi.Derudover var bandet i TV-byen en af dagene om morgenen.
Yüzde 92'sinin cep telefonu vardır ve evlerin yüzde 58'inde internet bağlantısı vardır.Omkring 92 % har mobiltelefon, og 83,5 % (2009) har internetforbindelse i hjemmet.
Çok sayıda insanı öldürdü ve evlerini, topraklarını yaktı.Mange af dem blev dræbt, og deres huse blev sat i brand.
Aynı şey Yahudiler'i evlerinde saklayanlar için de geçerli olacaktı.Det samme gjaldt for personer, der hjalp jøderne.
Halen bazı evlerin önünde su kuyusu bulunmaktadır.Desuden findes et gadekær og haver til nogle af husene.
Daha sonra "Samanyolu" adlı dizi ile televizyon izleyicilerinin evlerine konuk oldu.Den blev senere filmatiseret under titlen Skyggernes Hus.
Dârâ, Kalkedonyalıların evlerini, tapınaklarını, kentlerini yaktı, yıktı.De plyndrede og hærgede byens paladser og templer og satte byen i brand.
30 cm külün binalara yığılması evlerin yıkılmasına neden olabilir.100-års soludbrud risikerer at smadre vores infrastruktur.
Evlerin çoğu tarihi ve eskidir.De fleste skibe var gamle og forældede.
O tarihlerde evlerine yakın sayılabilecek iki okul bulunmaktaydı.I denne periode var der skolestue i hver af husets to ender.
Bu evlerin bir bölümü günümüzde otel olarak hizmet vermektedir.Bygningerne fungerer som hotel i dag.