Bununla birlikte, aile büyük evlerini terk edip küçük bir eve yerleşir.Η οικογένεια τελικά μένει σε ένα μικρό φτωχικό σπίτι.
Kimi yerlerde evlerin saçaklarına kadar yükselmiş.Σε πολλά σπίτια ξεριζώθηκαν οι στέγες τους.
Sağ kalanlar ise 1944'te evlerine döndüler.Επιστράφηκε στους ιδιοκτήτες του το 1944.
Aile, evlerinden ayrılıp çok daha küçük bir eve taşınmak zorunda kaldı.Αναγκάστηκε να μετακομίσει μαζί με την θεία του σε ακόμα μικρότερο σπίτι.
Dakka'daki evlerin sadece üçte ikisi su sistemine bağlıdır.Τα 2/3 των νοικοκυριών στη Ντάκα έχουν τρεχούμενο νερό.
Yerleşik halk ise kerpiç ve ahşap malzemeden yapılan evlerde kalıyordu.Οι πρώτοι κάτοικοι έμεναν σε πρόχειρες καλύβες κατασκευασμένες από ξύλα και καλάμια της λίμνης.
Evlerde yaşarlar.Τις Κατοικίες.
Farklı bölümlerde farklı evlerde yaşar.Σε κάθε επεισόδιο, ζει σε διαφορετικό σπίτι.
Bu mimari yağan yoğun yağmurlardan evlerini korumak için yapılan su oluklarıdır.Προτιμάει να έχει κάποιο καταφύγιο για να προφυλάσσεται από τις έντονες βροχοπτώσεις.
Genç bir kadınla birlikte evlerden birine hapsedilir.Μια γυναίκα είναι κλειδωμένη έξω απ´το σπίτι της.
İlk olarak evlerde özel ders vermiştir.Αρχικά παρακολούθησε μαθήματα σε κάποια ιδιωτικά σχολεία.
Gerçi, evlerinde sürekli çeşitli müzikler dinlenirdi.Στο σπίτι του ακουγόταν κλασική μουσική όλη μέρα.
Günümüzde hamak, özellikle Latin Amerika ülkelerinde evlerin çoğunda bulunmaktadır.Έτσι δημιουργήθηκαν οι περισσότερρες Ελληνικές παροικίες κυρίως σε χωρες της Λατινικής Αμερικής.
Bandırma ilçesinde bütün Rum evleri Yunan Bayrakları ile donatılmıştır.Δόθηκε διαταγή να εφοδιαστούν όλα τα καταστήματα και τα σπίτια με βουλγαρικές σημαίες.
Londra Köprüsü üzerinde bulunan evler de yanmaya başlamıştı.Ολοκληρώνεται η κατασκευή της Γέφυρας του Λονδίνου.
Köydeki evler ağaç evler olup, yaklaşık 100 yıllık geçmişe sahiptirler.Στο πάρκο υπάρχουν δέντρα ηλικίας 100 ετών ή και περισσότερο.
Zaman içinde evler durmadan yeniden yapılıyordu.Έκτοτε τα κτίρια έχουν ανακαινιστεί.
Ölüler evlerin tabanlarında açılan çukurlara gömülmüştür.Οι νεκροί ενταφιάζονταν σε λάκκους σκαμμένους στο εσωτερικό των κατοικιών.
Eski bir yerleşim birimi olup, kemerli taş evleri evleri halen ayaktadır.Είναι ένα δασοσκέπαστο χωριό με πέτρινα σπίτια, και παλιές ερειπωμένες κατοικίες.
Evlerde robot kullanımı giderek artmaktadır.Η χρήση των εσωτερικών ρομπότ αυξάνεται γρήγορα.
Evlerde de rastlanabilir.Μπορεί να παρασκευαστεί και στο σπίτι.
Evlerimizin neşesiydi.Σπίτια της μνήμης.
Nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar.Οι DigiDestined τον ακολουθούν και επιστρέψουν στην πατρίδα τους.
Askerler evlere davet edilir ve yemek ikram edilir.Οι αθλητές φιλοξενήθηκαν και τους παρατέθηκε γεύμα.
Geleneksel Rus evleri ahşaptan inşa edilir.Τα παραδοσιακά ρωσικά σπίτια χτίζονται από ξύλο.
Bart, kısa bir süre sonra doğar ve çift, ilk evlerini satın alır.Bart blev født kort efter, og parret købte deres første hus.
Evlerin üçte biri hasar gördü ve nüfusun yarısı azaldı.Omkring en tredjedel af husene i byen blev ødelagt og befolkningstallet halveret.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Op mod 800 mennesker måtte forlade deres hjem.
Evleri, Ibrox Stadyumu, şehrin güneybatısındadır.Klubbens hjemmebane, Ibrox Stadium, ligger i den sydvestlige del af byen.
Evlerine girdikten sonra, Simpsonlar televizyon izlemek için kanepeye otururlar.Når de kommer ind i huset, sætter de sig på sofaen for at se tv.
Bu yüzden evlerde de görülebilirler.De kunne også tages med til hjemmene.
2005'te (kimisi zorla da olsa) Yahudiler Gazze'deki evlerinden çıkarıldı ve evleri yıkıldı.I 2005 blev civile evakuerede fra Gaza (nogen ved tvang) og boligområderne afviklede.
Daha çok terk edilmiş evlerde rastlanır.Den gik for udsolgte huse.
21 Kasım'da evlerinde küçük bir cenaze töreni yapıldı.Den 19. februar 1891 blev der holdt en lille begravelsesceremoni I hans hjem.
Yeni evler, fabrikalar inşa edildi.På området blev der bygget nye huse og fabrikshaller.
Zaman içinde evler durmadan yeniden yapılıyordu.Bygningerne blev med tiden genopbygget.
Bu bakımdan yaptıkları evler sağlam olurdu.Disse hospitaler kunne være solidt byggede stenhuse.
En ünlü Palladyan eseri, Dublin'deki eski İrlanda Parlamento Evleri'dir.Hans vigtigste palladianske arbejde er de tidligere parlamentsbygninger i Dublin, 'Houses of Parliament'.
Bu tip evlere mahalli olarak kandil yapı veya daraba adı verilir.Huse af denne type kaldtes våninger eller boder.
TV ekipleri bir sonraki gün evlerindeydi.Derudover var bandet i TV-byen en af dagene om morgenen.
Yüzde 92'sinin cep telefonu vardır ve evlerin yüzde 58'inde internet bağlantısı vardır.Omkring 92 % har mobiltelefon, og 83,5 % (2009) har internetforbindelse i hjemmet.
Yani evler dağınık bir şekilde yer almaktadır.Derpå er husene cirkulært placeret.
Çok sayıda insanı öldürdü ve evlerini, topraklarını yaktı.Mange af dem blev dræbt, og deres huse blev sat i brand.
Aynı şey Yahudiler'i evlerinde saklayanlar için de geçerli olacaktı.Det samme gjaldt for personer, der hjalp jøderne.
Evler genelde birbirine uzaktır.Er generationerne virkelig så fjernt fra hinanden?
Halen bazı evlerin önünde su kuyusu bulunmaktadır.Desuden findes et gadekær og haver til nogle af husene.
Amerika Birleşik Devletleri Donanması ve askerleri için kışla tarzında evler yaptı.De amerikanske soldater gennemsøgte hus for hus efter soldater og nazister.
Daha sonra "Samanyolu" adlı dizi ile televizyon izleyicilerinin evlerine konuk oldu.Den blev senere filmatiseret under titlen Skyggernes Hus.
Dârâ, Kalkedonyalıların evlerini, tapınaklarını, kentlerini yaktı, yıktı.De plyndrede og hærgede byens paladser og templer og satte byen i brand.
Evler genellikle iki bölüme ayrılmıştır.Nogle huse ligger delvist i begge lande.
30 cm külün binalara yığılması evlerin yıkılmasına neden olabilir.100-års soludbrud risikerer at smadre vores infrastruktur.
Evlerin çoğu tarihi ve eskidir.De fleste skibe var gamle og forældede.
Bir diğer örnek ise sivri çatılı evlerdir.Endnu en særegenhed er grænseovergangen Skomagerhus.
Yerleşik halk ise kerpiç ve ahşap malzemeden yapılan evlerde kalıyordu.Fastboende evener boede i hytter af jord og træ.
Semt daha çok bir mesken bölgesi ve küçük bahçeli evlerden oluşuyor.Hver mark/eng består af mindst ét lille hus/hytte og en stald.
Uzun süre ocak yapılmayan evleri severmiş.Han holdt ikke af sin fødeby.
Evler de küçüktür.Husene var beskedne.
Böylece katı çikolata satan "çikolata evleri" bütün Avrupa'ya yayıldı.Det danske nej sendte chokbølger ud i hele Europa.
İnşa edilen evler satılabilmekte.Bygningerne er solgt fra.
Evler kil, saman ve ahşaptan yapılmıştır ve doğal etkenlere karşı savunmasızdır.Husene er bygget af ler, strå og træ, og er sårbare for naturens omskifttelser.