Geçimlerini diğer evlere yardım ederek sağlarlar.“Ik zal jullie mijn andere vestigingen laten zien.
Bazı kanalların üzerinde tekne evler bulunur.Voor de grote schepen is een kanaal uitgebaggerd.
Ayrıca evlerin hemen hemen hepsinde cumba denilen çıkma vardır.In vrijwel ieder huis komt de huisstofmijt (en dus ook het bijbehorende allergeen) voor.
Beverly Hills'teki evlerinde yaşıyorlar.Ze woont in Beverly Hills.
Yeni yeni evler inşa edilmektedir.Nieuwe woonwijken werden aangelegd.
Evlerin kapıları hep doğuya açılır.De hoofdrolspelers komen altijd aan de oostzijde binnen.
Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Eerder ontdekte een klusjesman al het witte pak en handschoenen in Collins huis.
Aileleri ve evleri bulunur.Er zullen woningen en bedrijven komen.
İki, üç, dört katlı evler olarak yapılmaktadırlar.Men spreekt dan van één-, twee-, drie- of vierbeukige woningen.
Bu evlerin bir bölümü günümüzde otel olarak hizmet vermektedir.Een aantal van deze gebouwen is tegenwoordig hotel.
İnşa edilen evler satılabilmekte.Het ouderlijk huis wordt verkocht.
"Kudretli Oğuz beylerini hep çağırdılar evlerine getirdiler.Hij stuurde boodschappers naar de kinderen om ze naar zijn woning te ontbieden.
Evler de küçüktür.De huizen zijn groot.
Artık fakirdir, evlerinin bir odasını bir kadına kiralamışlardır.Ze hadden plannen om een kind te krijgen en ze hadden al een kamer tot babykamer omgebouwd.
Auvers'deki Evler, Vincent van Gogh tarafından yapılan bir yağlı boya resimdir.De kerk van Auvers is een schilderij van Vincent van Gogh.
Bu sırada beyazlar, kadının sokağındaki evleri aramaya başlamıştır.Die avond ziet hij de indiaan inbreken in het huis van de vrouw.
Bu yangının ardından kent, geniş caddelerle ve büyük evlerle tekrar inşa edildi.Na de Tweede Wereldoorlog werd de stad herbouwd, met brede straten en grote parken.
Kendi evlerinde Portekiz'i 2-1 yendiler.De Spanjaarden wonnen in eigen huis met 2-1.
Ocaklar ise evlerin hem içinde hem de dışında yer alıyordu.De overledenen werden in gehurkte positie binnen de nederzettingen en zelfs binnen de woningen bijgezet.
Prens onlara evlerine götürmüş.Hij nodigde de koning uit bij hem thuis.
Uygurlar evlerini tuğladan ve kerpiçten yaparlardı.Zij bouwden de huisjes schots en scheef.
Bir diğer örnek ise sivri çatılı evlerdir.Een voorbeeld hiervan is Backdoor Santa.
İçerisinde bugün bir cami kalıntısı ve köy evleri mevcuttur.Tegenwoordig is er een Heemkamer en het Gemeente-archief in gevestigd.
Evlerde yaşarlar.Hij woont in Huizen.
12. yüzyılda şehir refaha kavuştu, kiliseler, manastırlar ve evler inşa edildi.In de tweede helft van de 17e eeuw werden de hoektoren, de kerk en kloostergebouwen geconstrueerd.
İlk olarak insanların oturabileceği evler inşa etmek gerekiyor.Er zijn huizen waar de bevolking kan wonen.
2011 Eylül’de, 6 fakir aile için evler yapıldı.In 2010 werden bij de gemeenteraadsverkiezingen 6 zetels behaald.
İneklerin şaşırmadan evlerini bulabilmelerini sağlar.Daklozen zeggen dat ze moeilijk woningen kunnen vinden.
Evlerin çoğu ahşaptır.Veel huizen zijn van hout.
Safranbolu evleri beyaz renklidir ve bu evler birbirinin önlerini kapatmazlar.Lunchroom Sugarless Deze BN'ers gaan tegen elkaar vechten.
Bu gruplar, belirli zaman ve yerlerde evlerde toplanır.Deze teams treffen elkaar één keer thuis en één keer uit.
Bu dönemde Yahudiler evlerinden zorla alınıp toplama kamplarına yerleştirildiler.In deze nacht werden (bijna) alle Joodse Stadjers uit hun huizen gehaald en naar de kampen vervoerd.
Yanlış cevap vermişse ödülün yarısıyla evlerine dönerler.Bij een mogelijk verlies ging hij of zij slechts naar huis met de helft van het gewonnen bedrag.
Bugün, buna rağmen insanlar apartmalarda ve daha modern evlerde yaşarlar.Veel Wachagga wonen tegenwoordig echter in moderne huizen.
Yayın ekipmanları ise onların olduğu evlerine taşındı.De treinen keerden dus in feite terug naar waar ze vandaan kwamen.
Yeni evlerine geldikten sonra küçük kız Charlie adında hayali bir arkadaş edinir.In de latere afleveringen krijgt hij een vriendin, Julie genaamd.
Bu evleri kimin inşa ettiğini bilmiyor.Hij weet niet wie deze huizen gebouwd heeft.
Dünya kupası sebebiyle, bizim sokaktaki bütün evler küçük turuncu bayraklarla süslenmiş.Alle huizen in onze straat zijn versierd met oranje vlaggetjes vanwege het WK.
O, bu evleri kimin inşa ettiğini bilmiyor.Hij weet niet wie deze huizen heeft gebouwd.
Bu evler beş yüz yaşında.Deze huizen zijn vijfhonderd jaar oud.
Babası evlerinde küçük bir tıbbi klinik işletmektedir bütün aileyi kendi işinde kullanmaktadır.Jego ojciec prowadzi w domu małą klinikę medyczną, w czym pomaga mu cała rodzina.
Evlerin kapıları hep doğuya açılır.Drzwi tych domostw zawsze wychodziły na wschód.
İçlerinden çoğu öldü, bazıları evlerine dönebildi.Po wojnie wielu z nich zostało tam na stałe, większość jednak wróciła.
Evlerimizin neşesiydi.Rzeczpospolita domów.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Setki tysięcy ludzi zostało zmuszonych do ucieczki ze swych domów.
Doktor: İnsanları iyileştirmek için evlerine gidin.Wędruje po wsiach uzdrawiając ludzi.
Evlerinde çok sayıda köpek beslemektedirler.Psy sprawiają panu domu mnóstwo kłopotów.
O günden beri evlerini genişlettiler, bir kitapçı dükkânı açtılar ve sık sık seyahat ediyorlar.Od tego czasu powiększyli dom, podróżowali po całym świecie i otworzyli razem księgarnię.
Daha pahalı ve daha geniş evler doğrudan sokağa bakıyordu.Przy głównych ulicach budowano coraz lepsze i okazalsze budynki.
Ailesi kısa bir süre sonra iflas etti ve evlerinden çıkarıldılar.Wkrótce jednak pokłócił się z rodziną i wyprowadził z domu.
Yöreye ait eski ahşap işlemeli evlerin pek çoğu yanmış veya yıkılmıştır.W większości drewniane domy zostały spalone lub zniszczone.
Van Gogh köylü evlerini "insan yuvaları" olarak nitelendirdi.Van Gogh był zafascynowany takimi wiejskimi domostwami, które nazywał „ludzkimi gniazdami”.
Bünyesinde evler, bir kütüphane, üç restoran ve bir konservatuvar vardır.W budynku znajduje się również biblioteka, trzy restauracje oraz konserwatorium.
Bugün de Ermenilerden kalma evler ve kilisesi vardır.Ocalało jedynie 11 domów i kościół.
Buna rağmen Csaba, çamurlu sokakları ve tıkış tıkış evleri ile büyük bir köye benzer.Niemniej jednak, Csaba była dalej raczej dużą wsią z brudnymi domami i zatłoczonymi ulicami.
Evlerini boşaltıp bıraktık.Ich domy zostały zniszczone.
İneklerin şaşırmadan evlerini bulabilmelerini sağlar.Przez to zwierzęta stracą dom.
İnşa edilen evler satılabilmekte.Ocalałe zabudowania sprzedano.
Ayrıca evlere de su bağlanılmıştır.Woda porwała także domy.
Şehir yüksek bir kaya üzerine oturtulan kale ve kalenin çevresindeki evlerden oluşmaktaydı.Została wzniesiona wokół potężnej skały wyróżniającej się na tle otaczającej miasto równiny.