Karşılarında Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar.And when the Qur'an is recited to them do not bow in adoration?
(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!You may perhaps wear out your heart because they do not come to belief.
Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.The sentence is surely justified against most of them, for they do not believe.
Onlar istisna da etmiyorlardı.But did not add: "If God may please."
Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).They had indeed been called to bow in homage when they were free of blame.
(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!You may perhaps wear out your heart because they do not come to belief.
İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).But did not add: "If God may please."
Öyleyse onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?So, wherefore do they not believe?
Onlar bize haksızlık etmiyorlardı, kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.But (by disobeying) they did not harm Us, they harmed themselves.
Onlara Kuran okunduğunda neden kabul etmiyorlar?And when the Qur'an is recited to them do not bow in adoration?
Yoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar.Or say they: he hath fabricated it: aye they will not believe.
Yoksa, "Onu uydurdu" mu diyorlar! Hayır, iman etmiyorlar.Or say they: he hath fabricated it: aye they will not believe.
Oysaki onlar, kendilerinden başkasını saptırmazlar. Ama bunu fark etmiyorlar.But they shall not lead astray anyone except themselves, and they perceive not.
Zaten onlar sadece bize kulluk/ibadet etmiyorlardı ki!.."We declare our innocence (from them) before You. It was not us they worshipped."
O sırada onlar cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı.When they observed the Sabbath, their fish would come to them abundantly.
Ama onlar gaflet içindeler, hâlâ iman etmiyorlar onlar.Yet they are heedless, and they do not believe.
Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar.Yet most people do not believe.
Ama bunu fark etmiyorlar.However, they do not realize it.
Çünkü onlar iman etmiyorlar.They have no faith.
Ağızlarında Tanrı fakat kalplerinde şeytan olan insanlar ilgili hak etmiyorlar.People who have God in their mouth but the devil in their heart don't deserve attention.
Ancak bakanlığa göre, bunlar artık ulusal güvenliğe tehdit teşkil etmiyorlar.According to the ministry, however, they no longer pose a threat to national security.
Fakat kimseyle rekabet etmiyorlardı."But they weren't competing with anyone else."
Fikirlerini kontrol etmiyorlar, bundan hoşlanmıyorum."I don't like that they don't check their ideas.
Diğerleri, Hipparchus'un bir kiriş tablosu oluşturduğunu bile kabul etmiyorlar.Others do not agree that Hipparchus even constructed a chord table.
Onlar da herhangi bir şampiyonluğu temsil etmiyorlar.They do not represent any championships either.
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''Il leur dit : " Tous ne comprennent pas ce langage, mais ceux-là à qui c’est donné.
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''Dijo: "es un hasta luego, no es una despedida.
Köleler İsrailoğullarından değildi ve Yhvh'ye ibadet etmiyorlardı.Pero habían quedado de los hijos de Israel siete tribus a las cuales aún no habían repartido su posesión.
"Fikirlerini kontrol etmiyorlar, bundan hoşlanmıyorum.«No me gusta que no comprueban sus ideas.
Devrin padişahları da ona hürmette kusur etmiyorlardı.Los comisionados del rey no lograron hacerles deponer su actitud.
"Fikirlerini kontrol etmiyorlar, bundan hoşlanmıyorum.Non mi piace che non verificano le loro idee ...
Onlar senden nefret etmiyorlar.Они тебя не ненавидят.
Öğretmenler çocuklar arasındaki kavgaya müdahale etmiyorlar.Учителя не вмешиваются в школьные разборки между детьми.
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''Тот ответил: «Он не доверяет своим помощникам».
Liberaller onun yönetimini kabul etmiyorlardı.Самара не забыла своего губернатора.
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''قال: فما استغفر له ولا سبه.»
"Fikirlerini kontrol etmiyorlar, bundan hoşlanmıyorum.“Se essas são as suas condições, eu não as examino.
Liberaller onun yönetimini kabul etmiyorlardı.Liberaldemokraterna fick stanna kvar på sin post.
Vasallar, imparatorun mutlak otoritesini kabul etmiyorlardı.Neznal způsob, jak přemrštěné císařské požadavky splnit.
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''Naik a răspuns: "Acesta nu este închinare la idoli.
Devrin padişahları da ona hürmette kusur etmiyorlardı.Cancelaria moșiei n-au devastat-o.
Vasallar, imparatorun mutlak otoritesini kabul etmiyorlardı.Juriștii bizantini au recunoscut autoritatea absolută a voinței împăratului.
Uçakların düşürülmesi için korkutulmaya çalışılan kuşlar hareket etmiyorlardı.Dertil ønsker man ikke at skræmme fuglene væk.
Devrin padişahları da ona hürmette kusur etmiyorlardı.Det norske kongehus undså sig heller ikke for at genere hende.
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''「然り」と霊も言いたもう、 「かれらはその労苦から休まん。
Bu muhtemelen bir tuzaktı, fakat Jedilar kabiliyetlerinden ve yeteneklerinden hiç şüphe etmiyorlardı.難しい作詩技術の名手だったが、天才の力強さと官能は欠けていた。
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''湜弟滌謂湜曰:「主上有問,勿有所隱。
"Fikirlerini kontrol etmiyorlar, bundan hoşlanmıyorum.你们不希望看到这种事,我也一样。
Hatem dedi ki: "Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.''그러자 모토나리는 “왜 천하의 주인이 되는 것을 빌지 않았나 ? ”라고 대꾸하였다.
"Fikirlerini kontrol etmiyorlar, bundan hoşlanmıyorum.אני חייב לשמור עליהם בחיים, לא אכפת לי כיצד.
Bu muhtemelen bir tuzaktı, fakat Jedilar kabiliyetlerinden ve yeteneklerinden hiç şüphe etmiyorlardı.חומר הלימודים היה כלי חשוב בידי המורה, אך לא היה די בכלים משוכללים ובמיומנויות השימוש בהם.
Bana sorarsanız, canlıyı andırmıyorlardı. Hareket etmiyorlar.هذه لا تبدو كحياة
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""czemu oni nie rozmawiają o dobrych rzeczach jakie robimy?"
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""De ce nu vorbesc despre lucurile bune pe care le facem?"
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""왜 우리가 잘 한 것에 대해선 얘기하지 않지?"
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""Perché i media non parlano delle cose buone che facciamo?"
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""¿Por qué no hablan de las cosas positivas que hacemos?"
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""Pourquoi est ce qu'ils ne parlent pas des bonnes choses que nous faisons?"
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""Waarom praten ze niet over de goede dingen die we doen?"
"Bizim yaptığımız iyi şeylerden niye söz etmiyorlar?""Warum sprechen sie nicht über die guten Sachen, die wir tun?"