Size asla ihanet etmezdim.Ik zou u nooit verraden.
Arkadaşsız hayat hiçbir anlam ifade etmez.Het leven betekent niets zonder vrienden.
Fark etmez, vazgeçemeyiz.Dat doet er niet toe, we kunnen niet opgeven.
Onu yapmanı tavsiye etmezdim.Ik zou niet adviseren dat te doen.
O teker beş para etmez.Die band is waardeloos.
O lastik beş para etmez.Die band is waardeloos.
Koltuk altımı tıraş etmezdim ve makyaj yapan normal kızlar gibi giyinmezdim.Nie goliłam się pod pachami i nie malowałam, jak normalne dziewczyny.
Bu kuşlar göç etmez.Ptaki nie chcą tam żyć.
Fazla hareket etmezler; hızlı koşar; nadiren uçarlar.Szybko biegają i rzadko latają.
Orada Bella Edward'ın kendisini vampir yapması için baskı yapar, fakat Edward bunu kabul etmez.Wtedy to Bella oznajmia mu, że chciałaby zostać wampirem, jednak Edward odmawia przemiany.
Bu varlıklar korudukları yerin dışında güçsüzdürler, o yüzden oraları terk etmezler.Przebywające w nim istoty są tylko cieniami (refaim) dawnych siebie i nie mają swoich dawnych możliwości.
Şeytan Klisesi tanrıya ya da şeytana dua etmez.Szaleństwo karnawałowe Nie polecają się Bogu, ani diabłu.
Bütün kafirleri affetmesi ve bütün mü'minleri de cezalandırması, O'nun için bir şey ifade etmez.Dotychczasowa Synagoga (Stara) nie była w stanie pomieścić wszystkich wiernych.
Ama doğum yapmaya ömrü kifayet etmez.Jasne jest, że kobieta nie przeżyje porodu.
Ancak şekil nitelikleri azlık ve çokluk kabul etmezler.Dopływy Osymu są nieliczne i niewielkie.
Ortak bir menfaat amacıyla hareket etmezler; aksine, daima kendi dar çıkarlarını göz önünde bulundururlar.Nie doznają oni cierpienia, lecz nieustannie towarzyszy im uczucie tęsknoty.
Çok azimlidir ve asla pes etmez.Jest obowiązkowy i nigdy się nie poddaje.
Ancak bu düşen yüne etki etmez.Nie sądzę, że to zniszczyłoby urok .
Aile hekimleri hastalarını sadece tedavi etmez, onları hastalanmadan önce korumaya çalışır."Jestem tu, aby leczyć pacjentów, a nie ich kochać.
Göç etmezler ancak yöresel olarak yer değiştirebilirler.Nie można ich przesuwać ale wciąż zbierają punkty za zajęte terytoria.
Tüm turne repertuvarını temsil etmez.Ani jednej z repertuaru poważnego.
İki durumda da genellikle çeviri diğer dilde bir anlam ifade etmez.Częstokroć bywa tak, że tłumaczony wyraz nie ma swego odpowiednika w drugim języku.
Annesi gerçeği bilmesine rağmen müdahale etmez.Mąż wiedząc o tym, nie chce ujawnić jej prawdy.
İnsanlar için tehlike teşkil etmezler.Nie stwierdzono zagrożenia dla człowieka.
Marie odasından ayrılmayı kabul etmez.Potem, Marie chce iść jak najszybciej do swojego pokoju.
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.Generał nie był człowiekiem, od którego można było czegoś żądać lub go szantażować.
“Konuşan kişi, bir şeyleri tasvir etmez, bir şeyler yapar.”"Ona, która nic nie wie, patrzy na męża, a potem milczy".''
Nuridil'in hanımı onu kendi oğluyla evlendirmek ister fakat kız kabul etmez.Kłoci się z Owenem, ponieważ on chce dziecka, a ona – nie.
Bazı Sihler günlük yaşamlarında Kakkas kuralına tam olarak riayet etmezler.Zastosowanie jednostek Plancka byłoby w życiu codziennym mało wygodne.
Erkekte hanımına ismi ile hitap etmez ona, ‘kız’ veya ‘hacı’ der.Nie znosi, gdy mówi się do niej per "pani", a nie "panno".
Nicole'ün ölen karısına çok benzemesine de fazla aldırış etmez.Wdowa nie wydaje się zbytnio przejęta śmiercią małżonka.
Olayı kontrol altına almaya çalışır fakat Kral Muhafızları ona itaat etmez.Chce jej pomóc, lecz niestety zostaje zatrzymany przez strażników.
"Hiçbir Yahudi, İsa'nın Mesih olduğunu kabul etmez.Nikt nie wie, że jest to Jezus Chrystus.
Ancak linch ile yaptığı anlaşma dolayısıyla hiçbir büyücü ustası onu çıraklığa kabul etmez.Jednakże po rozmowie z Uczniem czarodzieja doszedł do wniosku, że nikt nie powinien mieć takiej władzy.
Sadece yaş farkı yüzünden onu kabul etmez.Nie został przyjęty ze względu na wiek.
Dolayısıyla Mısırlıların tanrıları görsel olarak lafzi tasvir etmezler.Nie ma jednak dowodów, że kapłani egipscy prowadzili wystarczająco dokładne obserwacje.
Bu açıklamayı filmin çoğu büyük hayranı kabul etmez.Takiej wersji nie uznaje jednak większość fanów.
Valerie çatlağı fark etmez.Wigilii się nie obchodzi.
Böyle bir soru onları kesinlikle alâkadar etmez.W odmienny sposób odpowiadają na te pytania.
Güdümlü hava mayınları, dalkavuklara etki etmez.Osy klimatu umiarkowanego nie robią zapasów.
Kont bunu kabul etmez.Hrabia godzi się nie tylko na to.
Zeus, düzenlediği Peleus ile Thetis'in düğüne tanrıçalardan Eris'i davet etmez.Według mitu, Zeus nie zaprosił bogini niezgody Eris na ślub Peleusa i Tetydy.
Akıllı bir adam bu şekilde hareket etmezdi.Mądry człowiek nie postąpiłby w ten sposób.
Marie odasından ayrılmayı kabul etmez.Marie står utanför sin dörr.
Clark kabul etmez.Smith gav sig inte.
İnsanlar için tehlike teşkil etmezler.De utgör inget hot mot människor.
"Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler" "Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez.De flesta trosriktningar anser dessutom att Jesus är Gud inkarnerad (förkroppsligad) och del i en treenig Gud.
Rusalka bunu yapmayı kabul etmez.Men det varken kan eller vill Rusalka.
Kuşlar bu süre boyunca kovuklarını pek terk etmezler.De vuxna fåglarna slutar utfodra dem vid denna tid.
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.Allt för att sedan kunna idka utpressning.
Ajan Peter'i fark etmez.Ej att förväxla med Peter Anker.
Ancak onlar bunu kabul etmezler.Men de nöjer sig inte med det.
Hastaların hepsi bu belirtileri tecrübe etmez.Dock är det inte alla patienter som är villiga att tolerera sidoeffekterna av dessa läkemedel.
Paolo bunu kabul etmez ve Pietro ile Amelia’yı kaçırmaya karar verir.Paolo beslutar genast att röva bort henne med Pietros hjälp.
Fakat hayvan, Minos’un hoşuna gider ve Minos, boğayı kurban etmez.Denne gav Minos en tjur som offergåva men Minos valde att behålla det ståtliga djuret.
Bu arada karayolunda Veli’nin arabasını yolda savrulmuş görür ama durup yardım etmez.De ser Violets vagn komma åkande längs vägen, men de finner den tom.
Tanrıların müdahalelerini konu etmez.De lyder inte Gudarnas Väg.
Aslında şunu söylemeliyim ki, eğer bunu yapmayı kabul etmezseniz, yasal işlemleri başlatmak zorunda kalacağız.Han hävdade vidare att om detta inte respekterades, skulle han vara tvungen att vidta rättsliga åtgärder.
Annesi gerçeği bilmesine rağmen müdahale etmez.Men vem skulle kunna betvivla att han talar sanning.
Yahudiler İsa'nın mesihliğini veya peygamberliğini kabul etmezler.De oroar sig över att deras son inte vet något om Jesus och böner.