Doktor ve Bennett önceki olanları izler ve müdahale etmezler.O Doutor e Bennett observam os eventos anteriores de si mesmos, incapazes de interagir ou interferir.
Doktor'a kendisini bu dünyadan uzaklara götürmesi için yalvarır, ama Doktor kabul etmez.Ela implora ao Doutor para levá-la para longe da Terra, mas ele se recusa.
Tanrı, emirlerine uyanları mükafatlandırır, uymayanları eğer tövbe etmezlerse cezalandırır.Pagar-lhes-ás conforme os seus pecados, ó Deus; sobrevenha-lhes de acordo com suas obras.
İblis ise secde etmez.Não se deve confundir iaidō com kendō (剣道) ou kenjutsu (剣術).
Aslında gece, gündüz fark etmezdi O'nun için.Eu não tinha consciência do dia e da noite.
Bunlar hiçbir şeyi kendi kendilerine inkar veya tasdik etmezler.Eu já não temo nem creio."
O bunu kabul etmez.Você não aceita isso.
Bu ılıman alanların yerleşik kuşudur ve kışları göç etmez.Esta espécie não é muito ruidosa nos locais onde inverna.
Jack'e kendilerine katılmaları konusunda ısrar ederler ancak Jack kabul etmez.Kate tenta convencer Jack,mas Jack não aceita.
Ayrıca, "doğru işe doğru kişi"nin getirileceğini garanti etmez veya sağlamaya çalışmaz.Ele também não garante nem tenta colocar a pessoa certa no trabalho certo.
Ama doğum yapmaya ömrü kifayet etmez.Não deve ser utilizado para a indução do trabalho de parto.
Hiçbir üstün gücün egemenliği altına girmeyi kabul etmez.Ninguém parece fazer frente à sua superioridade.
Orada Bella Edward'ın kendisini vampir yapması için baskı yapar, fakat Edward bunu kabul etmez.Bella pede a Edward para ser vampira, mas ele nega esse pedido.
Tüm turne repertuvarını temsil etmez.Ele não representa todos os shows da turnê.
Mahcup etmez diye umuyorum. "Ele não passou essa vergonha."
Ama Benes bunu kabul etmez.O ABS impede que isso ocorra.
Nihayet, Jose Miguel ve Valentina evlenmeye karar verir ama Jose Miguel'in annesi bu evliliği kabul etmez.José Miguel e Valentina finalmente concordam em se casar, mas a Leonor não aprova o casamento.
Benzetilmek beni rahatsız etmez.Isso não parecia incomodá-los.
Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.É desaconselhada a sua utilização durante a fase de amamentação.
Paolo bunu kabul etmez ve Pietro ile Amelia’yı kaçırmaya karar verir.Furioso, Paolo decide sequestrar Amélia.
Fakat hiçbir hastane kadını tedavi etmeyi kabul etmez.Nenhum dos outros empregados do hospital o trata melhor.
Bu açıklamayı filmin çoğu büyük hayranı kabul etmez.Esta explicação não é aceita pela maioria dos fãs, entretanto.
Ancak yaşadığı hayat onu mutlu etmez ve her şeyi bırakıp farklı ülkeler dolaşmaya başlar.Às vezes não saber o que se passa à sua volta e deixe guiar pelo demás.
Savaşın bu acıları arasında boş zamanlarında gırgırlarını geçmeyi de ihmal etmezler.Peço-vos para não deixar resfriar o que vivestes nestes dias.
Zihnin hasta olduğu vakit tedavisi için neden acele etmezsin?Como nunca mais adoecer Porque é que as pessoas engordam?
Göç etmezler.Não vai afundar.
Anesteziye engel olduğu gerçeğini kabul etmez.Como prevenir da anemia.
Hâlbuki Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez."Daardoor zijn de zondaren niet meer aan de eeuwige heerschappij van de duivel onderworpen.
Kardeşleri onu çok sevmektedir ancak bunu belli etmezler.Zij vragen hem ten dans, maar hij weigert.
Ancak müdür bu isteği kabul etmez.Of als de eigenaar dat niet wil.
'Cehennem' kelimesi Çincede kötü bir anlam ifade etmez.Er bestaat niet echt een Chinees woord voor het fenomeen.
Aslında gece, gündüz fark etmezdi O'nun için.Hij heerste over de dag, maar vermoedelijk niet over de nacht.
Kimseye güvenmez ve yardım etmezdi.Ik kan niet van iedereen houden en vertrouwen.
Şapkaya selam verip hürmet göstermeyi kabul etmez.Tell weigert de hoed hulde te brengen.
Çok az bir kısmı hariç, iman etmezler.Zij zouden weinig of geen onderscheidingen op hun kleding gedragen hebben.
Ama babası bunu kabul etmez.Maar haar vader vindt dat maar niets.
Kilise evlenmeden birlikte yaşamayı tasvip etmez.De kerk erkent het huwelijk niet.
Kendi başlarına bir anlam ifade etmezler.Ze leveren zelf geen punten op.
Rusalka bunu yapmayı kabul etmez.Zonder na te denken stemt Rusalka hiermee in.
Ozan ise bu suçlamaları kabul etmez.NS gaf geen gehoor aan deze klachten.
Binalara etki etmez.Schade aan gebouwen.
Diz üstü bilgisayarını çantasından eksik etmez.Het pasje hoeft niet uit de portemonnee te worden gehaald.
Bir fatihanızı eksik etmezseniz sevindirirsiniz mevtalarımızı.Als hij zijn zin niet krijgt huilt hij oorverdovend.
İsmaele bu teklifi kabul etmez.Ajax accepteerde dit bod niet.
Camus, pes etmez.Mayra geeft het niet op.
Ev hemşireleri de sadece medikal anlamda yardım etmezler.Ook hun psychiaters kunnen hun geen hulp bieden.
Hastaların hepsi bu belirtileri tecrübe etmez.Niet alle patiënten krijgen alle symptomen.
“Hatipler halkın karşısında söz söyledikleri vakit, etki etmezler mi?”“Men moet het publiek zijn zin geven, nietwaar?”
Zira ezeli ve ebedi vacibü'l vücud olan Allah, mutlak yokluk kavramına müsaade etmez.God sleept niemand er met de haren bij, terwijl het hart weigert en zich verzet.
“Konuşan kişi, bir şeyleri tasvir etmez, bir şeyler yapar.”Zeg niets, wees niets en doe niets."
Çünkü draft'a müsaade etmez.Het programma gaf geen auteurs op.
Kurallara sıkıca bağlı inananlar gün batımından sonra yemez, içmez veya seyahat etmez.Jaïnisten eten, drinken en reizen niet na zonsondergang.
Diğer araştırmacılar ise bu rakamı kabul etmezler.Andere onderzoekers aanvaarden dit echter niet.
Ancak onlar bunu kabul etmezler.Deze worden echter niet geaccepteerd.
Müzisyen, maskesiz olarak görüntü vermeyi tercih etmez.De acteurs wilden echter niet het liedje zingen met vermomming aan.
Harry uyanır fakat belli etmez.Michael wordt wakker en hij is gedesoriënteerd.
Bu kuşlar göç etmez.Vogels kunnen niet zweten.
Antagonistler reseptöre bağlanır ama onu aktive etmez.Stoffen die wel binden aan een receptor maar hem niet activeren zijn antagonisten.
Fakat Sif onun teklifini kabul etmez.Guus komt zijn belofte echter niet na.
Benim için fark etmez.Dat maakt mij niets uit.