Bu antlaşma her iki tarafı da memnun etmemiştir.Thỏa hiệp này không làm thỏa mãn các bên.
Cenazede kimse babasına hakkını helal etmemiştir.Trên Trời chẳng ai xứng làm chồng nàng.
Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.Khi đã chiến đấu thì nó không bao giờ bỏ chạy trước bất kỳ đối thủ nào, chiến đến chết mới thôi.
Her siyaset uzmanı siyasî fikrin ve ideolojinin önemli olduklarını kabul etmemiş.Ông cũng không tán thành bất kỳ trường phái tư tưởng thuộc học thuyết hay chính trị nào.
Fark etmemişiz.Không ai nhận ra.
Albay Vidoje Blagojeviç, kendisi hakkında verilmiş olan 18 yıl hapis cezasını temyiz etmemiştir.大佐ヴィドイェ・ブラゴイェヴィッチは、人道に対する罪で懲役18年を言い渡された。
Daha da ilginç olarak III. George anavatanı olan Almanya'yı hayatı boyunca hiç ziyaret etmemiştir.ジョージ3世は生涯を通してあまり旅行せず、一生を南イングランドで過ごした。
Hâlbuki ihanet etmemiştir.やっぱり裏切れない!
Ancak ailesi orada yaşamayı kabul etmemiş.しかし、家族としては彼らを受け入れることはなかった。
Hırvat Köylü Partisi anayasanın geçerliliğini kabul etmemiştir.当初、クロアチア共和農民党は憲法の正統性を認めなかった。
Fakat, halk bunu kabul etmemiştir.でもそれは大衆が望んでるものじゃない。
Onun kim olduğunu merak etmemiştim ama onu hemen kanıksadım.お照の正体は知らなかったが、最終回で正体を知った。
Kadın, son 30 yıldır evini terk etmemiştir.彼女いない歴30年。
"İyi ki pes etmemişim".」と諦めていた。
Ödül sahiplerine daha sonra madalya ve diplomaları verilmiş, ancak para ödülünü kabul etmemişlerdir.皆が勲章や賞状をもらっているのに、パパには何もない。
Onunla tanışıklığı olan birçok çocuk kekelemesini hatırlarken, yetişkinlerin çoğu bunu fark etmemiştir.「あなたが若く、みなあなたのことを初めてみたときには、そのほとんどはただ驚くばかりだろう。
Bâzı İslâm âlimlerine göre Ali, Osman'a hiçbir zaman biat etmemiştir.オスカーを邪道だと言い、オスカーには決して足を向けない。
Yine hatıralarına göre yeni sahibi ona iyi muamele etmemiştir.^ いずれも本来の持ち主に理不尽な扱いをされた模様。
Ama bunun ortak bir tuvalet olduğunu fark etmemiştir.なんとトイレは未だに共同。
Muharebe savaşın sonucuna etki etmemiştir.結果は本戦には影響しない。
Bir iddiaya göre ise intihar etmemiş; öldürülmüştür.既不隱其謀矣,又敢逃其刑乎?」遂被殺害。
Her ne kadar ne bütün gezegenlere ne de Güneş’e yolculuk etmemiş olsak da, bunların kütlelerini biliyoruz.尽管人类还没有去过太阳和其他星球,我们都可以知道它们的质量。
Ama bunun ortak bir tuvalet olduğunu fark etmemiştir.这时他才发现原来这是一间女厕所。
Ne var ki istasyonun hiçbir parçası hedefe isabet etmemiştir.最終,並沒有任何碎片擊中那個目標。
ABD Anayasası bu makamı açıkça herhangi bir organa tahsis etmemiştir.美國官方對此書的觀點沒有表態。
Bu düşünceye keşişlerin çoğu katılmış; ama azınlık kabul etmemiş.一些路德派教徒认同这种观点,但大多数并不赞成。
Girdiği hiçbir ülkede de alimlerin incitilmesine müsaade etmemiştir.其國未入幕中,不逞之罪彌天。
Onunla tanışıklığı olan birçok çocuk kekelemesini hatırlarken, yetişkinlerin çoğu bunu fark etmemiştir.許多他友人的小孩記住了他的口吃,但是成年人卻沒有注意到。
Amerika Birleşik Devletleri federal devlet olarak böyle bir yasayı kabul etmemiştir.但联合国、美国等并未承认这个新的联邦国家。
Ödül sahiplerine daha sonra madalya ve diplomaları verilmiş, ancak para ödülünü kabul etmemişlerdir.他们虽然后来收到了奖牌和获奖证书,但没有收到奖金。
Her ne kadar ne bütün gezegenlere ne de Güneş’e yolculuk etmemiş olsak da, bunların kütlelerini biliyoruz.비록 우리가 행성들이나 태양에 직접 탐사해보지는 않았지만 우리는 그 질량들을 안다.
Hâlbuki ihanet etmemiştir.우리는 그분을 배신할 수 없습니다.
Başlangıçta yetkililer uçakta 295 kişi olduğunu söylemişlerdi; üç bebeği dahil etmemişlerdi.처음에 당국은 295명이라고 밝혔지만, 이는 같이 타고 있던 3명의 유아를 헤아리지 않은 것이다.
Bu antlaşma her iki tarafı da memnun etmemişti.이 약속은 둘 다 지키지 않았다.
Albay Vidoje Blagojeviç, kendisi hakkında verilmiş olan 18 yıl hapis cezasını temyiz etmemiştir.블라고예비치 대령은 비인륜전 행위로 18년형을 선고받았다.
Bir iddiaya göre ise intihar etmemiş; öldürülmüştür.이후 유배되어 풀려나지 못하고 그곳에서 사망하였다.
"İyi ki pes etmemişim".더 나은 세상 위해 창업 “Never, never give up”.
Bu diriliş uzun süre devam etmemiştir.그러나 그러한 경향이 오래 계속되지는 않았다.
Çocuğu gizlice doğuran Peggy bu olaydan asla Pete'i haberdar etmemiştir.פגי ששלחה את תינוקה לאימוץ לא מספרת על כך לפיט.
Ancak, hayatının kalan kısmında hakarete uğramışlığı devam etmemiştir.אולם נראה כי הוא לא נשאר מגונה בשארית חייו.
Isaac o günden sonra bir daha asla Rousseau'yu ziyaret etmemiştir.מאותו היום גוסינסקי לא חזר לרוסיה.
Fakat, halk bunu kabul etmemiştir.לכך לא יכול העם להסכים.
Ancak ailesi orada yaşamayı kabul etmemiş.הוריו לא התנגדו להחלטתו לנסוע לשם.
Ama bunun ortak bir tuvalet olduğunu fark etmemiştir.הוא אכן לא ידע שריקודו סודי.
Girdiği hiçbir ülkede de alimlerin incitilmesine müsaade etmemiştir.מין זה אינו בסכנת הכחדה באף מדינה בה הוא שוכן.
Wednesday, hiç Division 4'te mücadele etmemiştir.עם זאת הדיוויזיה אף פעם לא נלחמה כיחידה אחת.
Bu antlaşma her iki tarafı da memnun etmemiştir.ההסכם לא מולא במלואו על ידי שני הצדדים.
Kadın, son 30 yıldır evini terk etmemiştir.Цяло десетилетие той не се отказва от нея.
Karl’ın talepleri vatandaşları memnun etmemiştir.Романите на Карл Май всъщност не са популярни в САЩ.
Yine hatıralarına göre yeni sahibi ona iyi muamele etmemiştir.Официалната версия е, че изпълнителят не го смята за достатъчно добър.
Ancak 15 Ocak 2015 tarihinde, İtalyan yayıncı RAI bu teklfii kabul etmemiştir.На 15 януари 2015 година телеканалът отказва да приеме конкурса по финансови причини.
Swindon ise daha önce hiç en üst düzey futbol liginde mücadele etmemişti.Ел Маестро никога не е играл футбол професионално.
Albüm çok büyük satış rekoru elde etmemiştir ve çok ses getirmemiştir.Албумът не се купува много добре и няма голям успех.
Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse, Türk'e yurtluk etmemiş kıta yoktur.Разположено на кръстопът и близо до града, то не е могло да остане без турци.
Bununla birlikte kendi oğlunun Bulgar Gönüllü Ordusu için askere gitmesine müsaade etmemiştir.[1]Но забранява на сина си да се запише доброволец в Българското опълчение.
Onun kim olduğunu merak etmemiştim ama onu hemen kanıksadım.Nisam uopće bio željan saznati tko je ona, već sam ju odmah uzeo zdravo za gotovo.
Ayrıca bu sözleşmeyi imza etmemiş ülkeler hükümler tarafından bağlanmamaktadır.Nadležnosti koje Ugovorima nisu dodijeljene Uniji, zadržavaju države članice.
1917 Ekim Devrimi’nden sonra, birçok arkadaşının aksine, yurdunu terk etmemiştir.Oktobarska revolucija 1917. nije puno izmjenila njegov položaj.
Pavlik ailesini ihbar etmemiş ve olağan bir kavgadan sonra öldürülmüşlerdir.Po jednoj verziji Pavlik nije prijavio svog oca, a bio je ubijen uslijed slučajnog prepiranja.
Fakat, halk bunu kabul etmemiştir.Práve preto nechcel, aby to vedela verejnosť.