Yardımınızla ilgili minnettarlığımı ifade etmek istiyorum.I want to express my appreciation for your help.
Birbirimize yardım etmek önemlidir.It is important to help each other.
Kraliçe bizi davet etmek için yeterince nazikti.The queen was gracious enough to invite us.
Bir romanın varlığının tek nedeni hayatı temsil etmek için girişimde bulunmasıdır.The only reason for the existence of a novel is that it does attempt to represent life.
O delil ile karşı karşıya geldiğinde, suçlu olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.When he was faced with the evidence, he had to admit that he was guilty.
Patronunla herkesin önünde alay etmek kabalıktır.It's rude to make fun of your boss in public.
O, yemeği ısraf etmek istemediği için akşam yemeğini bitirdi.He finished his dinner because he didn't like to waste food.
Sıkı bir diyet takip etmek önemlidir.It's important to follow a strict diet.
Okulu yeni bir okul müdür idare etmektedir.A new principal is administering the school.
Yeni bir şehir hastanesi inşa etmek için planlar sürüyor.Plans are under way to build a new city hospital.
Engelli insanlara yardım etmekten gerçekten hoşlanırım.I really enjoy helping disabled people.
İnsanları işaret etmek kalabalıktır.It is rude to point at people.
İnsanları ziyaret etmek ziyaret edilmekten daha hoştur.Visiting people is nicer than being visited.
Onlarla sohbet etmek zorunda değilsin.You don't have to chat with them.
Hükümet ve endüstri çevre kirliliğiyle mücadele etmek için işbirliği yapıyor.The government and industry are cooperating to fight pollution.
Hükümet enflasyonla mücadele etmek için güçlü önlemleri benimsedi.The government adopted strong measures to fight inflation.
Hükümet, kaybı telafi etmek zorunda kaldı.The government had to make up for the loss.
Bazen doğruyu yanlıştan ayırt etmek zordur.It is sometimes hard to tell right from wrong.
Yaşam tarzların değiştirmek için insanları ikna etmek zordur.It is very difficult to persuade people to change their life style.
Gemiyle yolculuk etmek çok eğlenceli, değil mi?Traveling by boat is a lot of fun, isn't it?
Gemi ile seyahat etmek bize büyük zevk veriyor.Traveling by ship gives us great pleasure.
Tekneyle seyahat etmek çok eğlencelidir.Traveling by boat is a lot of fun.
İyiyi kötüden ayırt etmek kolay değildir.It is not easy to distinguish good from evil.
Doğruyu yanlıştan ayırt etmek zordur.To distinguish right from wrong is difficult.
Başkan istifa etmek zorunda.The minister had to resign.
Kaybı telafi etmek için her şeyi yapmaya hazırım.I am ready to do anything to make up for the loss.
Başka insanların hatalarını işaret etmekte belli bir zevk var.There is a certain pleasure in pointing out other people's errors.
Başkalarını işaret etmek kabalıktır.It is rude to point at others.
Başkalarına yardım etmek, kendine yardım etmektir.To help others is to help yourself.
Bana yardım etmek için hiç kimse gelmedi.Nobody came to help me.
Ona yardım etmek için kimse gelmedi.Nobody came to help him.
Yalnız seyahat etmek bir grupla gitmekten daha ilginçtir.It's more interesting to travel alone than to go on a group tour.
Kendimi rezil etmektense ölmeyi tercih ettim.I would rather die than disgrace myself.
Kendini rezil etmektense ölmeyi tercih eder.He would rather die than disgrace himself.
Kasabadaki insanlar ona yardım etmek için geldi.People in the town came to help him.
Eski alışkanlıkları terk etmek kolay değil.Old habits die hard.
Onlar isyan etmek istiyor.They want to riot.
Şiddetli bir depremin Tokyo'yu ne zaman vuracağını tahmin etmek mümkün değil.There is no telling when a severe earthquake will strike Tokyo.
Seyahat etmek o günlerde çok daha zordu.Travelling was much more difficult in those days.
Politikamız müşterilerimizi tatmin etmektir.Our policy is to satisfy our customers.
İş arkadaşlarım adına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.I would like to express our thanks on behalf of my colleagues.
Okumaktan, şöminenin yanında sarılmaktan ve yavaş dans etmekten zevk alırım.I enjoy reading, cuddling by the fireplace and slow dancing.
Japonya, ekonomisini yeniden inşa etmek zorunda.Japan has to reconstruct its economy.
Japonya ham maddelerinin çoğunu ithal etmek zorunda.Japan has to import most of its raw materials.
Japonlar grup ya da organizasyona bireyden daha fazla dikkat etmektedir.The Japanese pay more attention to the group or the organization than to the individual.
Onun parayı kabul ettiği gerçeği hâlâ devam etmektedir.The fact remains that he accepted the money.
Onun ne yapacağını tahmin etmek mümkün değil.There is no telling what he will do.
Ne düşündüğünü tahmin etmek mümkün değil.There is no telling what he is thinking.
Onun ne zaman geleceğini tahmin etmek zor.There is no telling what time he will come.
Onun ziyaret etmek istediği yer Mısır'dır.It is Egypt that he wants to visit.
Onun gelecek sefer ne yapacağını tahmin etmek zor.There is no knowing what he will do next.
Onun işini terk etmek için karar verdiğini bilmiyordum.I didn't know he had decided to leave his job.
Onu bir tane almaya ikna etmek için ne söylerdin?What would you say to convince him to buy one?
Fikrini değiştirmesi için onu ikna etmek zordu.It was difficult to persuade him to change his mind.
Onun planını kabul etmekten başka seçenek yoktur.There is no choice but to agree to his plan.
Onun planı o nehir üzerinde bir köprü inşa etmektir.His plan is to build a bridge over that river.
Onun önerisi bizi tatmin etmekten uzak.His proposal is far from being satisfactory to us.
O, proje üzerinde yaptığı kaybı finanse etmek için erkek kardeşinden borç aldı.He borrowed from his brother to finance the loss he made on the project.
O, yalnız seyahat etmek için yeterince yaşlıdır.He is old enough to travel alone.
Onu ikna etmek için elinden geleni yaptı.He did his best to persuade her.