Böylece Avrupa kültürünün etkisi diğer kıtalara da yayılmaya başlamıştır.A mozgalom átterjedt Kína más részeire is.
Araştırmacılar bu nedenle bahçenin sakinleştirici etkisi olduğunu öne sürüyorlar.Úgy gondolják, ennek köszönhető a kert nyugtató hatása.
Kendisinde Hegel etkisi belirginleşmeye başladı.Elvetette Hegel dialektikáját.
Descartes felsefesinin yanı sıra Malebranche'de Augustinus etkisi görmek mümkündür.Megjegyzések az Augustinus-Descartes hatás kérdéséhez.
Müzikte İrlanda müziğinin büyük etkisi vardır.A zenében erős az indonéz befolyás.
Daha çok Akdeniz ikliminin etkisindedir.Még látványosabb a hatása azonban a légkörre.
Bu maçta aktör Hugh Jackman'ın etkisi vardı.A film főbb szereplői közé tartozik Hugh Jackman is.
Buna Doppler Etkisi diyoruz.A hatást emiatt Doppler–Fizeau-hatásnak is nevezik.
Onun etkisinde doğanlar savaş tanrısı Mars'a hizmet etmek için yanıp tutuşurlar.A bátran harcoló legyőzöttek emlékére a csata színhelyét Mars istennek szentelték.
Herhangi bir yan etkisi yoktur, bağımlılık yapmaz.Nem opioid típusú, ezért nem okoz függőséget.
Kümedeki kütleçekimsel merceklenme etkisi iyi bilinmektedir.Gyulladást csökkentő hatásuk közismert.
Ayrıca dil değişimine yol açan ve dil değişimini kontrol eden birçok sebebin etkisi de önemlidir.A nyelvrendszertani változások mellett a nyelvhasználati változások figyelemmel kísérése is lényeges.
Çin'deki Tang ve Sui Hanedanları'nın etkisiyle Nara'da ilk kalıcı başkent kurulmuştur.A kínai Tang- és Szui-dinasztia hatásai vezettek az első állandó főváros, Nara megalapításához.
Popüler kültürün etkisiyle dünyada yaygınlaşmıştır.Kultikus népszerűségű lett az egész világon.
Göreli Doppler etkisini anlamak için Doppler etkisi , ] ve ve anlamayı gerektirir .Ehhez a Doppler által felfedezett, és róla elnevezett Doppler-effektust használják fel.
Ancak yine de birçok Alman tankını etkisiz hale getirmiştir.Több német tank tervezéséhez is hozzájárult.
Entansif tarım tekniklerinin gelişmesinin yan etkisi, gene tarımsal emek üzerinde işsizleşme olmuştur.A rossz műszaki állapotú járművek üzemeltetése cégünk népszerűségvesztésével is jár.
Daha geç terkedenin erozyon etkisi daha az olur.A későbbiekben végzett vakcinálásnak csökken a hatékonysága.
Etkisini kısa sürede gösterir.Hatását helyileg fejti ki.
Proton ve nötronun etkisi çok küçük olduğundan ihmal edilir.Például, a proton és az antiproton töltésének összege pontosan nulla kell, hogy legyen.
İklim üzerinde deniz etkisi ve yükseltinin yanı sıra, yer şekillerinin uzanışı da büyük rol oynar.A menettulajdonságokat és a stabilitást a méretek mellett a hajó formája is nagyban befolyásolja.
Budist düşünceye göre dānanın bağışta bulunanın zihnini arındırma ve dönüştürme etkisi vardır.A buddhista gondolkodásmódban ez a fajta cselekedet tisztítja és átalakítja az adományozó tudatát.
Yapısalcı antropolojinin kurucusu Claude Lévi-Strauss üzerinde etkisi büyüktür.Mauss nagy hatással volt Claude Lévi-Straussra, a strukturalista antropológia atyjára.
Bu dönemde İskoçya'da John Knox'un etkisiyle Kalvenizm yayıldı.A reformáció idején John Knox követői lerombolták.
Toksik etkisi şiddetlidir.Vize erősen szennyezett.
Bu tarzdaki resimlerinde Renoir etkisi görülebilir.A későbbi építményeken már a reneszánsz hatás látható.
Bu durumda, uzatılmış yapı, bu arada görüşlerin gelişmesine izin vermenin yararlı etkisine sahipti.Ebben az esetben az építés elhúzódásának előnyös hatása volt, hogy közben a nézetek is fejlődhettek.
Doktrin George H. W. Bush döneminde de devam etmiştir ancak Soğuk Savaş'ın sonlarına doğru etkisi azalmıştır.Doktriinin toteuttaminen jatkui vielä George H. W. Bushin kaudella, mutta väheni kohti Kylmän sodan loppua.
Bunda bölgede yaptırdığı daça (Rus yazlık evi)'nın da büyük etkisi vardır.Tähän on voinut vaikuttaa myös maan kohoaminen, joka on Iidesjärven alueella voimakasta. ( (
Çünkü bebekler antikolinerjiklerin etkisine çok hassastır.Imeväisikäiset ovat herkkiä antikolinergien vaikutuksille.
Bu maçta aktör Hugh Jackman'ın etkisi vardı.Lopulta rooliin valittiin näyttelijä Hugh Jackman.
Anaerob bakterilere karşı etkisizdir.Anaerobisiin bakteereihin se ei tehoa.
Njal'ın etkisiyle yeni bir ödeme düzenlenir ve Gunnar'ın ünü yayılır.Njállin avustuksella asia saadaan soviteltua, ja Gunnarrin maine kasvaa.
Rusya'nın iklimi birkaç belirleyici faktörlerin etkisi altında oluşmuştur.Venäjän ilmaston muotoutumisen taustalla on useampia tekijöitä.
Bazı ilaçların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilir.Sitä voi ilmetä myös joidenkin lääkeaineiden sivuvaikutuksena.
421 yılında Pulcheria'nın etkisiyle Theodosius Hristiyanlara zulmettikleri gerekçesiyle Perslere savaş açtı.Vuonna 421 Pulcheria sai veljensä hyökkäämään Persiaa vastaan, koska persialaiset vainosivat kristittyjä.
Filmin özellikle müzik dünyasında büyük etkisi oldu.Häneen vaikutti syvästi erityisesti maailmanmusiikki.
Bu sayede güneydeki bölgelerdeki düşmanlar etkisiz hale getirildiler.Vihollisen Sortavalan alueella olleiden joukkojen maayhteydet etelään tulivat näin katkaistuiksi.
Savaşçı sınıfının saray etkisine girişi, Hōgen Ayaklanması'nın bir sonucu idi.Sotilasluokan nouseminen hoviin oli Hōgen-kapinan seuraus.
Filmde Ray Harryhausen filmlerinin güçlü bir etkisi göze çarpar.Elokuvan erikoistehosteista vastaa Ray Harryhausen.
Yerleşik düzenin doğumlar üzerinde etkisi vardır.Sisarusten välisellä syntymäjärjestyksellä on vaikutuksia.
Aralık 1904'te Sankt-Peterburg’daki Putilov Fabrikasında başlayan grev kıvılcım etkisi yapar.Neljän työläisen erottaminen Putilovin tehtaalta joulukuussa 1904 johti laajoihin levottomuuksiin.
Arap etkisi Lizbon’da halâ görülmektedir.Maurien vaikutus on yhä havaittavissa Lissabonissa.
Komando: Bunlar, parçalayabilir, bozabilir ve düşmanı etkisiz hale getirebilir.Painija voi myös viskoa, väännellä, repiä ja raapia vihollistaan.
Tabii ki bunda küçükbaş hayvan sayısının azalmasının da etkisi vardır.Vähenemisen syyksi on esitetty myös ravintoeläimen siiselin väheneminen.
Bunun nedeni ise, ailesinin etkisi olarak düşünülüyor.Itse olen sitä mieltä, että näin on tehty kansaan vaikuttamiseksi.
Olayda Chicago belediye başkanı Anton Cermak'ı yaralanmış, aldığı yaraların etkisiyle 6 Mart 1933'te ölmüştür.Yksi hänen uhreistaan, Chicagon pormestari Anton Cermak, kuoli sairaalassa 7. maaliskuuta 1933.
Savoy'un zamanının Caz müziğine büyük etkisi vardır.Osa Sigin väestä kyllästyi vähäksi aikaa musiikkiin.
Ekran açıkken hiçbir etkisi yoktur.Avaimenreiästä ei näy koko huone.
Kasket, güneşin etkisini azaltmak için kullanılır.Aurinkolaseja käytetään estämään auringon häikäisyä.
Parti uzun süre etkisiz kaldı.Esiintymä jäi unholaan pitkäksi aikaa.
Temel olarak glukokortikoid etkisi vardır.Kortisolin vaikutukset ovat glukokortikoidivaikutuksia.
Buradan geçen D010 devlet yolunun etkisi şüphesiz inkâr edilemez.10. D:n asemat murskaantuivat olemattomiin.
Bunda ilkbahar yağmurlarının etkisi büyüktür.Eteenkin kevättulvat ovat voimakkaat.
Böylece Avrupa kültürünün etkisi diğer kıtalara da yayılmaya başlamıştır.Myös uskonnolliset vaikutteet levisivät muihin alueen kulttuureihin.
Boccaccio'nun etkisiyle öykü türü canlılık kazandı.Ne ovat saaneet merkittäviä vaikutteita Boccacciolta.
Brown mahkemeye itiraz etti fakat hiçbir etkisi olmadı.KPL teki ottelusta protestin, mutta sillä ei ollut vaikutusta.
Rihanna en büyük etkisini Mariah Carey'den aldığını söylüyor.Hän on maininnut suurimmaksi esikuvakseen Mariah Careyn.
Ama nişandan sonra büyünün etkisi geçer.Taikakortti poistetaan käytön jälkeen.
Devletin etkisi kanun, bütçe, ve mülk idaresi aracılığıyladır.Julkisoikeuteen liittyviä ovat esimerkiksi valtiosääntöoikeus, hallinto-oikeus ja finanssioikeus.