Rayleigh saçılımı etkisinden kaynaklanır.Richelieu skarży się na swój los.
Hipnoz etme etkisi vardır.Efekty hipoterapii.
Bunun etkisi en çok Hell on Earth (1996) albümünde görülmektedir.Utwór pochodzi z albumu Hell on Earth z roku 1996.
Aldığı yaranın etkisiyle Troçki ertesi gün öldü.W dzień po zamachu Lew Trocki zmarł w wyniku odniesionych obrażeń.
Kalmukların kurduğu Kalmuk Hanlığı bir süre sonra Çarlık Rusyası'nın etkisine girmiştir.Sterroryzowany sejm uległ ostatecznie woli posła rosyjskiego.
Bağdat Üniversitesi'ndeki Kürt öğrenciler üzerinde belirgin bir etkisi vardı.Miał znaczący wpływ na kurdyjskich studentów studiujących na uniwersytecie w Bagdadzie.
Soğuk algınlığının ekonomik etkisi, dünyanın birçok yerinde yeteri kadar anlaşılmamaktadır.Hur stora de ekonomiska konsekvenserna av förkylning är oklart i stora delar av världen.
Harbin yerel mutfağında da Rus etkisi vardır.Det lokala köket i Harbin är också ryskinfluerat.
Bunun, metabolizma üzerindeki etkisinden kaynaklandığı düşünülmektedir.Man tror att denna effekt beror på att den påverkar metabolismen.
Thatcher'ın etkisi Muhafazakâr Parti üzerinde kuvvetle devam etmektedir.Thatchers arv har fortsatt att starkt påverka det konservativa partiet.
Yani darbe etkisi 2 defadır.Fallfaktorn blir då två.
Oyunun senaryosu, yazar Howard Philips Lovecraft’ın hikâyelerinin etkisiyle yazılmış.Spelet är fritt baserat på Howard Philips Lovecrafts historier.
Yapısalcı antropolojinin kurucusu Claude Lévi-Strauss üzerinde etkisi büyüktür.Han är även släkt med antropologen Claude Lévi-Strauss.
Bununla birlikte, gabapentinin etkisi ile ilgili tavsiyeler farklılık göstermektedir.Rekommendationerna när det gäller effektiviteten varierar däremot för gabapentin.
Sir John Leslie bir hava akımının soğutma etkisinin kendi hızıyla yükseldiğini 1804'te gözlemledi.Den skotske fysikern John Leslie observerad 1804 att kyleffekten av en luftström ökar med vindens hastighet.
Bu durum yazdığı öykülerde de etkisini göstermiştir.Detta får även genomslag i skriften.
Ancak aynı zamanda mikro klima iklim etkisi de vardır.Emellertid har det ett mikroklimat.
Taşıt sürme veya makine kullanımı üzerinde bilinen bir etkisi yoktur.Normalt inga problem för bilkörning eller användning av maskiner.
Bu genlerin etkisi, organizmanın deneyimlerde bulunduğu çevrenin etkileriyle çeşitli derecelerde dengelenir.Dessa geners inflytande förmedlas i varierande grad av den miljö som organismen upplever.
13 Mayıs - Bangladeş'i etkisi altına alan fırtınalar ve hortum 600 kişinin ölümüne neden oldu.13 maj - Stormar och en tornado dödar 600 personer i Bangladesh.
Augustus'un "Kamu Gelir reformları" nın İmparatorluğun sonraki başarıları üzerinde oldukça etkisi olmuştur.Augustus offentliga finansiella reformer fick ett stort inflytande på imperiets följande framgångar.
Bu Blazhko Etkisi olarak bilinir.Detta är allt som berättas om Hnoss.
Eyfel Kulesi'nin Fransa'da etkisi çok büyük oldu.Eiffeltornet hade en enorm inverkan på Frankrike.
Buna Doppler Etkisi diyoruz.Detta brukar inte kallas dopplereffekt.
Ertesi yüzyıl, İtalya'da Bizans etkisi devamlı düşerek sonunda yol oldu.Under århundradet därefter avtog det bysantinska inflytandet i Italien stadigt, och upphörde sedan.
Birçok ülkenin ekonomisi üzerinde büyük etkisi vardır.Dessa sjukdomar har en stor ekonomisk effekt i många länder.
Taş kılıçları vardır ve vurduklarında 10 saniyeliğine Solma etkisi verir.Vapnen blir aktiva och skjutbara efter 10 sekunder i spelet.
Robert'in İngiliz asilere yeterinde destek göstermemesinin kısmen etkisi ile ayaklanma başarılı olmadı.Det misslyckades, delvis därför att Robert aldrig kom till de engelska rebellernas stöd.
Artık o intikam hırsı gitmiş üzerinde oluşan Seth'in şeytani etkisi bitmiştir.Medea är nu besatt av tanken på hämnd.
Bernhardt'ın ayrıca opera üzerinde de etkisi olmuştur.Helsing har även arbetat med opera.
Beatrix Potter'in etkisi altında kaldı.Ej att förväxla med Beatrix Potter.
Böyle bir elektronun foton yayan, dış etkisi olmadan bozunur zaman, bu "spontane emisyon" denir.Om detta sker utan inverkan av en inkommande foton kallas det för spontan emission.
Sosyal psikoloji toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim dalıdır.Socialpsykologi kallas vetenskapen om hur sociala förhållanden påverkar människor.
Ağrı dindirme etkisi aspirinden çok yüksektir.Smärtan är stark nog att distrahera.
Bu film, tüm dünyada büyük yankı uyandırmakla birlikte günümüzdeki etkisini hala sürdürmektedir.Filmen har haft en mycket stor betydelse för långfilmens fortsatta genomslag i världen.
Yumuşak bir cisim şokun etkisiyle bükülebilir.Observera att en person i chock kan vara törstig.
Ancak dönme yönüne etkisi vardır.De har däremot bra förmåga att vända om.
Körfez Akıntısı'nın en temel etkisi, Avrupa'nın kuzeybatısının ısınmasını sağlamasıdır.Härigenom får denna ström den största betydelse för norra Europas klimat.
Spektroskopik gözlemler, Doppler etkisi ile birlikte bulutsunun genişleme hızını ortaya çıkarabilir.Spektroskopiska observationer kan avslöja hastigheten av nebulosans expansion med hjälp av dopplereffekten.
Gemi 2 gün sonra dalgaların etkisiyle karaya oturduğu yerden kurtuldu.Den dockade med rymdstationen två dagar senare.
Onun etkisi sayesinde, bu teori yakında yaygın olarak Almanya'da kabul edildi.Han bidrog även till dess utveckling och snart var den allmänt accepterad i Tyskland.
Kristen eve geri döner ve evdeyken maskeli adam tarafından etkisiz hâle getirilir.Kristen blir knockad och släpas tillbaka av "Man in Mask".
Hastalığı atlatmasına rağmen yorgun olduğu zamanlarda etkisi hala gözükmektedir.Han har återhämtat sig, men effekterna av sjukdomen är fortfarande synliga, särskilt när han är trött.
Aynı zamanda insan etkisiyle oluşturulan fidelikler de yapay yaşam alanlarındanır.Ett medmänskligt val, som blir ett konstnärligt val, räddar även hans liv.
Genetik sürüklenmenin etkisi, küçük popülasyonlarda büyük, büyük popülasyonlarda ise küçüktür.Genetisk drift har en stark tendens att vara starkare i små populationer.
Türkçeyi yabancı dillerin etkisinden uzaklaştırmaya çalışılmıştır.Det kan röra sig om inflytande från turkspråk.
Genellikle ılıman bir iklime sahip olup, ülkenin kuzey kesimleri subtropikal iklimin etkisi altındadır.Generellt sett anses Nordkaukasien ha ett inlandsklimat medan Sydkaukasien har ett subtropiskt klimat.
Sinyalin frekans kayması uydu (Doppler etkisi) hareketine neden olduğunda gerçekleşir.Det efterföljande ljudets frekvens blir förskjutet på grund av dopplereffekten.
Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu.Som gymnasist hade han läst Henrik Ibsen och tagit stort intryck av denne.
Ancak uzun yıllar sonra dilin etkisi ortadan kalkmış durumdadır.Efter att ha haft en stor anslutning under några år övergavs språket snabbt.
Glukagon insülinin etkisine ters etki gösteren bir hormondur.Glukagon har alltså en motsatt verkan till insulin.
Etkisi biten felaketin sonunda sadece bir küçük grup canını kurtarabilmişti.Genom att till slut offra sig själv lyckas han rädda några enstaka barn.
Canlı bomba etkisiz hale getirildi.En tredje bomb påträffades intakt.
Boşluğa bırakılan her cisim, yerçekiminin etkisi altında kalarak düşer.Allt vatten som kommer ned i form av nederbörd strävar efter att ta sig neråt med gravitationens kraft.
Bir ballad olan şarkıda, country ve rock müzik etkisi vardır.Sången är en powerballad med country- och rockinfluenser.
Günümüzde Polonya siyasi hayatındaki etkisi eskisine göre çok sınırlıdır.Idag har alliansen mycket litet inflytande i polsk politik.
Basit evsizlerken birden çocuk sahibi olmanın bize büyük bir etkisi oldu.För enträget stillasittande gör att barnen blir rastlösa.
Anti bakteriyel etkisi vardır.Ämnet har även antibakteriell verkan.
Müzikte İrlanda müziğinin büyük etkisi vardır.Låten är väldigt influerad av irländsk musik.
Roketler etkisiz hale getirildi.Därför kom raketen ur kurs.