Şimdi bu parantezin içindekileri etkilemeyen işlemler yapabilir miyiz, bakalım. -このかっこの中のこれはここには影響しません. ここにはマイナス5の2乗があります.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Có ba cách để làm ảnh hưởng đến não: giường của nhà trị liệu học, thuốc viên và con dao.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Der har været tre måder at prøve at påvirke hjernen på: Terapeutens briks, piller og kniven.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Det har funnits 3 sätt att försöka påverka hjärnan: terapeutens soffa, piller och skalpellen.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Erau trei modalități prin care creierul putea fi impactat. canapeaua psihologului, pastile şi bisturiul.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Er waren drie manieren om de hersenen te beïnvloeden: de sofa van de therapeut, pillen en de scalpel.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Existovali tri spôsoby, ako ovplyniť mozog: pohovka u terapeuta, tabletky a nôž.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Finora c'erano tre modi di intervenire sul cervello: l'analista, le pillole ed il bisturi.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Három módon igyekeztek az agyat befolyásolni: pszichoterápiával, tablettákkal, és késsel.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Havia três maneiras de tentar causar mudanças no cérebro: o divã do terapeuta, as pílulas e a faca.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Il y avait 3 façons d'avoir un effet sur le cerveau la thérapie, les médicaments et le couteau.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Jak dotąd, istniały trzy sposoby oddziaływania na mózg: kanapa terapeuty, pigułki i nóż.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Jsou tři možnosti jak se pokusit ovlivnit mozek: teraupetova pohovka , prášky a nůž.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.뇌에 변화를 주는 기존의 방법에는 세 가지가 있습니다. 바로 정신 치료, 약물 복용, 그리고 병원에서의 수술입니다.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Telah ada tiga cara untuk mencoba memberikan dampak pada otak: kursi terapis, pil-pil dan pisau.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Було 3 способи вплинути на мозок: психотерапевт, таблетки та ніж.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Досега имаше три начина за оказване на въздействие върху мозъка: диванът на терапевта, хапчетата и скалпелът.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.Раньше было только 3 способа попробовать воздействовать на мозг: кушетка психотерапевта, таблетки и нож.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.בעבר היו 3 דרכים לנסות להשפיע על המוח: ספת הטיפולים, תרופות וסכין המנתחים.
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.كان هناك ثلاث طرق لمحاولة التأثير على المخ: ملمس الأريكة، الحبوب المعالجة، وسكيناً
Şimdiye kadar beyni etkilemenin üç yolu vardı: terapistin koltuğu, haplar ve bıçak.セラピストのソファと 薬 そしてナイフ これはもうすぐ4番目の方法になります
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.De Stanford Gevangenisstudie is een studie van de macht van instellingen om individueel gedrag te beïnvloeden.
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.스탠포드 감옥 실험 역시 시설에서의 권력관계가 개인의 행동에 미치는 힘에 대해 다루고 있습니다.
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.O estudo da Prisão de Stanford é sobre o poder das instituições para influenciar o comportamento individual.
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.Stanfordzki eksperyment więzienny bada wpływ instytucji na zachowanie jednostki.
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.Так, Стенфордський тюремний експеримент є вивченням впливу влади, що мають установи, на людську поведінку.
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.ומחקר כלא סטנפורד חקר את הכוח שיש למוסדות להשפיע על התנהגות היחיד.
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.وعليه كانت دراسة سجن ستانفورد تبحث في سلطة المؤسسات في التأثير على السلوك الفردي.
Stanford Hapishane Çalışması kurumların bireylerin davranışını etkilemedeki gücünü inceliyor.組織の権威の研究です 面白いことに スタンリー・ミルグラムと私は 1954年 ブロンクスの
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Bueno, parece algo malo, pero en realidad no me afecta porque soy un ciudadano honesto.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım." D'accord, ça semble mauvais, mais ça ne me regarde pas vraiment, parce que je suis un honnête citoyen.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."D'accordo, non sembra corretto, ma non mi riguarda perché osservo la legge.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Dobře, to zní hrozně, ale mě se to ve skutečnosti netýká, protože jsem řádným občanem.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."나쁜 것 같긴 하지만 전 법을 준수하니깐 저랑은 상관 없는 이야기인 것 같군요.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Kyllä, kuulostaa pahalta, mutta ei kosketa minua, koska minä en riko lakia.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."mas não me afeta realmente porque sou um cidadão legal.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Okay, sună rău, dar asta nu mă afectează pe mine în mod direct, deoarece eu respect legea.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Ok, das klingt schlecht, aber es betrifft mich ja nicht, weil ich ein braver Bürger bin.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Oké, dat klinkt niet goed, maar eigenlijk maakt het me niets uit, want ik hou me aan de wet.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Ok, nghe tệ thật đấy, nhưng nó không ảnh hưởng gì đến tôi vì tôi là một công dân gương mẫu
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."OK, זה נשמע רע", "אך זה לא ממש משפיע עליי, כי אני אזרח שומר חוק."
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Rendben, ez rosszul hangzik, de ez engem nem érint, mert én törvénytisztelő polgár vagyok.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Tak, to brzmi źle, ale to mnie nie dotyczy, bo jestem prawym obywatelem.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Да, звучит не очень, но как это может мне повредить, я законопослушный гражданин.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."Добре, това звучи лошо, но това не ме засяга, защото съм легален гражданин.
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım."حسنا ذلك خطأ, لكن ذلك لا يؤثر عليّ لأنني مواطن صالح .
"Tamam kulağa kötü geliyor, ama bu beni etkilemez çünkü ben yasalara uyan bir vatandaşım.実際は影響ないよ 法を守っているんだから なぜ心配しなきゃいけないの?
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Apoi am încercat s-o impresionez luându-i un pachet de absorbante.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Ich versuchte also, meine Frau mit einem Päckchen Monatsbinden zu beeindrucken.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Ik probeerde mijn vrouw te imponeren door maandverband voor haar te kopen.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Intenté impresionar a mi nueva esposa ofreciéndole un paquete de toallas.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.J'ai essayé d'impressionner ma femme en lui offrant un paquet de serviettes hygiéniques.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.어쨌든 아내에게 생리대를 선물하고 싶었고, 그녀를 기쁘게 해주고 싶었습니다.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Pokusil jsem se na ženu udělat dojem a řekl jsem si, že jí balení hygienických vložek koupím.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Próbowałem jej zaimponować ofiarując paczkę podpasek.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Provai a impressionare la mia nuova moglie offrendole un pacco di assorbenti.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Saya mencoba mengesankan istri saya dengan membelikannya pembalut wanita.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Tôi đã cố gắng gây ấn tượng với cô vợ mới cưới của mình bằng cách tặng cho cô ấy một gói băng vệ sinh.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Προσπάθησα να εντυπωσιάσω τη γυναίκα μου προσφέροντάς της ένα πακέτο σερβιέτες.
Taze eşimi, ona bir paket hijyenik ped sunarak etkilemeye çalıştım.Я попробовал произвести впечатление на свою жену, купив ей упаковку прокладок.