Bu esnada korkunç beslenme alýţkanlýklarýný gözlemlerdik. Haţlanmýţ pirinç gibi sadece beyaz ţeyler tüketirdi.それに白いパンなど......。
Bu esnada korkunç beslenme alýţkanlýklarýný gözlemlerdik.Khẩu vị của cậu ấy làm chúng<br/>tôi rất ngạc nhiên.
Bu esnada korkunç beslenme alýţkanlýklarýný gözlemlerdik.Napařovaná rýže, žádná pražená, protože nebyla dost bílá, bílý chleba a tak dále.
Bu esnada korkunç beslenme alýţkanlýklarýný gözlemlerdik.Son alimentation affreuse nous a surpris.
Bu esnada korkunç beslenme alýţkanlýklarýný gözlemlerdik.وكنا متعجّبين من عاداته الغذائية الغريبة يأكل فقط الطعام الأبيض، فقط مثلا الرز المبخر
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Enquanto isso, enormes custos legais incentivam os arguidos a pagar e chegar a acordo fora do tribunal.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Entretanto, enormes costos legales motivan a los demandados a pagar y a negociar fuera de la corte.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Jednocześnie koszty procesowe zniechęcają pozwanych do obrony i ułatwiają układanie się poza sądem.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.그러는 동안 막대한 변호 비용은 피고인들로 하여금 비용을 지불하고 사건을 협의로 끝내도록 부추기고 있습니다.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Mezitím velké soudní poplatky povzbuzují obžalované, aby zaplatili a řešili spor mimosoudně.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Währenddessen bewegen riesige Anwaltskosten die Angeklagten dazu sich aus den Prozessen frei zu kaufen.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Εν τω μεταξύ, τεράστια νομικά έξοδα ενθαρρύνουν τους εναγόμενους να τα καταβάλουν με εξωδικαστικές ρυθμίσεις.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Същевременно огромните съдебни такси окуражават обвиняемите да плащат и да сключват извънсъдебни споразумения.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.Тем временем, огромные затраты на суды заставляют обвиняемых платить сразу, урегулируя дела вне суда.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.בינתיים עלויות משפטייות ענקיות מעודדות את הנאשמים לשלם ולהגיע להסדר מחוץ לכותלי בית המשפט.
Bu esnada korkunç dava masrafları davalıları borçlarını ödeyerek uzlaşmaya gitmeye mecbur bırakıyor.被告側は有り金をはたいて 裁判を避けようとする 被告側は有り金をはたいて 裁判を避けようとする 実に残念な話だ
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.A jak jsem tam seděla, uvědomila jsem si, že mému foťáku se dostává mnohem lepšího zacházení než těmto lidem.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.I kiedy tak siedziałam, myślałam sobie, że mój aparat jest lepiej traktowany niż ci ludzie.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.다시 작동시켜야 했어요. 그렇게 차에 앉아 있으면서 생각했는데, 제 카메라가 그들보다 훨씬 더 나은 대우를 받고 있는 것이었습니다.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.Ko sem sedela tam, sem pomislila, da se mojemu fotoaparatu godi bolje kot tem ljudem.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm."Meine Kamera wird wesentlich besser behandelt als diese Menschen."
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.Stăteam acolo și mă gândeam că aparatul are parte de un tratament mult mai bun decât acei oameni.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.Terwijl ik daar zat, bedacht ik dat mijn camera een veel betere behandeling kreeg dan deze mensen.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.Tôi nghĩ, cái camera của mình còn được đối xử tốt hơn nhiều những người kia.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.І коли я сиділа там, я подумала, що моя камера має краще ставлення, ніж ці люди.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.כדי להחזירו לפעולה, וכשישבתי שם, עלה בדעתי שהמצלמה שלי זוכה לטיפול טוב בהרבה מזה שמקבלים בני האדם האלה.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.كي تستعيد قوتها، وبينما كنت جالسةً هناك كنت أفكر بأن آلة التصوير خاصتي تلقى معاملة أفضل بكثير من أولئك الناس.
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.あの人々よりも余程ましな扱いを受けていることに 気づきました 窯に戻ると泣出したい気持ちでした
Bu esnada Sitotoksik T hücreleri de yolunu şaşıran, yani bozulan hücreleri öldürür.Tymczasem cytotoksyczne limfocyty T po prostu zabijają nieprawidłowo funkcjonujące komórki.
Bu esnada Sitotoksik T hücreleri de yolunu şaşıran, yani bozulan hücreleri öldürür.T-клетки убиват клетки, които са се изметнали.
Bu esnada Sitotoksik T hücreleri de yolunu şaşıran, yani bozulan hücreleri öldürür.Zellen, die fehlerhafte Zellen töten.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.Die Herstellung von Lebensmitteln war inzwischen industriell geworden.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.하지만 그사이에, 음식 생산은 산업화 되었습니다.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.Ondertussen was de voedselproductie een industrie geworden.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.Ruoantuotanto oli muuttunut teolliseksi.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.Trong lúc đó, sản xuất lương thực trở thành một ngành công nghiệp.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.Εντωμεταξύ, η παραγωγή φαγητού είχε βιομηχανοποιηθεί.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.בינתיים, ייצור המזון הפך תעשייתי. תעשייתי.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.في هذه الأثناء، بدأ إنتاج الطعام يأخذ شكلاً صناعياً.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.たぶんプラスチックみたいに
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti. Endüstriyelleşti.同時食物嘅生產過程變得工業化,叫工業化
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.Intre timp, productia alimentara a devenit industrie.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.Mezitím se produkce jídla stala průmyslovou.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.Mientras, la producción de comida se había industrializado.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.Mindeközben, az élelemgyártás iparosodott.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.Nel frattempo, la produzione di cibo era diventata industriale.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.Pendant ce temps, la production alimentaire était devenue industrielle.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.W międzyczasie produkcja jedzenia została uprzemysłowiona.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.Zatiaľ sa produkcia jedla stala priemyslom.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.А тем времени производство продуктов питания стало промышленностью.
Bu esnada, yemek üretimi sanayileşti.През това време, продукцията на храна беше станала индустриална.
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.Doszedłem do wniosku, że harpooneer, w trakcie dalekiej podróży, musi mieć spotkał się z podobną przygodę.
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.이 harpooneer가 자신의 먼 항해의 과정에서해야 결론
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.Jag drog slutsatsen att detta harpooneer, under hans avlägsna färder, måste ha träffade ett liknande äventyr.
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.Jeg konkluderede, at dette harpooneer, i løbet af sine fjerne fart, skal have mødt med en lignende eventyr.
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.Päättelin että tämä harpooneer, aikana hänen kaukainen matkoilla, on oltava tapasi samanlainen seikkailu.
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.Sem ugotovil, da to harpooneer, v okviru svoje oddaljenih potovanja, morajo imeti srečal s podobno avanturo.
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.הגעתי למסקנה harpooneer זה, במהלך מסעות רחוקים שלו, כנראה
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.استنتجت أن هذا harpooneer ، في أثناء رحلاته البعيدة ، يجب أن يكون
Bu harpooneer, onun uzak sefer esnasında, olması gerektiği sonucuna varıldı benzer bir macera ile buluştu.同じような冒険に会った。そして、それが何であるか、私はすべての後、思いました!