Ana içeriğe geç
Sözlük

eski ile cümle

eski kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Dünya eskisi gibi değil.The world is not what it used to be.
Narita Havaalanında eski bir arkadaşıma rastladım.At Narita Airport, I ran into an old friend of mine.
Ben, eskisi kadar genç değilim.I'm not as young as I was.
Eski güzel günlerin hatıraları sel gibi peş peşe geldi.Memories of the good old days came flooding back one after another.
Eski okul arkadaşları sık sık birbirleriyle iletişimde kalmaya çalışıyorlar.Old school friends often try to keep in touch with one another.
O, eskiden olduğu gibi değil.He is not what he used to be.
Eskiden çok sigara içerdim ama artık sigara içmeyi bıraktım.I used to smoke a lot, but I have given up smoking now.
Eski günleri gerçekten özlüyorum.I really miss the old days.
Eskiden olduğumuzdan daha varlıklı olduğumuzu düşünüyor musun?Do you think we are better off than we used to be?
Eskiden evimin önünde büyük bir çam ağacı vardı.There used to be a big pine tree in front of my house.
Geçen gün eski bir arkadaşıma rastladım.I met an old friend of mine the other day.
Geçen gün şehirde eski bir erkek arkadaşımla karşılaştım.I ran across an ex-boyfriend of mine in town the other day.
Nehir artık eskisi kadar temiz değil.The river is no longer as clean as it used to be.
O on sekiz yıldan daha fazla bir süredir onun eski olanına sahip.He had had his old one for more than ten years.
Büyükbabam bize eski şeylerden bahseder.My grandfather tells us about old things.
Büyükannemin eski saati yıllardır çekmecede duruyordu.My grandmother's old watch has been lying in the drawer for years.
Köyün merkezinde eski bir kule var.There's an old tower in the center of the village.
Birçok eski gelenekler yavaş yavaş ortadan kayboluyorlar.Many old customs are gradually dying out.
Çok sayıda eski gelenek yavaş yavaş ortadan kalkıyor.Many old customs are gradually dying out.
Kayalıkların üstünde eski bir kale duruyor.An old castle stands on top of the cliff.
Çin'in tarihi Japonya'nınkinden daha eskidir.The history of China is older than that of Japan.
Kasabadaki en eski sinema salonu şu an yıkılıyor.The oldest movie theater in town is being pulled down now.
Eski alışkanlıklar zor biter.Old habits die hard.
Eski alışkanlıkları terk etmek kolay değil.Old habits die hard.
Yolda yürürken eski bir arkadaşa rastladım.Walking along the street, I met an old friend.
Sokakta yürürken, eski bir arkadaşımla karşılaştım.Walking along the street, I met an old friend of mine.
Taşrada eski âdetler, kolay kolay kaybolmadı.Old practices died hard in the country.
Tokyo İstasyonunda eski bir arkadaşıma rastladım.I ran into an old friend at Tokyo Station.
Buradaki hayat eskisinden çok daha kolay.Life here is much easier than it used to be.
Bir süre için eskisiyle yetinmek zorunda kalacağız.We'll have to make do with the old one for a while.
Nara, çok eski bir şehirdir.Nara is a very old city.
Nara çok eski bir şehir.Nara is a very old city.
Nara Kyoto kadar eski.Nara is as old as Kyoto.
Nara hayatında en az bir kez ziyaret etmeye değer eski bir şehirdir.Nara is an old city worth visiting at least once in your life.
Eski arkadaşlar gibi birlikte konuştular.They talked together like old friends.
Japonya'da birçok eski gelenek vardır.There are many ancient customs in Japan.
Eski işine döndürmek için firmasını ikna etti.He persuaded his firm to let him go back to his old job.
Onun evi küçük ve eski.His house was small and old.
Onun ayakkabıları o kadar eskiydi ki parmakları onlardan dışarı çıkıyordu.His shoes were so old that his toes were sticking out of them.
Onun eski külüstürü bir şeye değmez.His old clunker isn't worth anything.
Onun eski arabası miadını doldurmuş.His old car is on its last legs.
Onun eski arabası eski püskü.His old car is on its last legs.
Hobisi eski pulları toplamaktır.His hobby is collecting old stamps.
O eskiden öyle söylerdi ama şimdi söylemiyor.He used to say so, but now he doesn't.
O bir hafta içinde eski haline dönecek.He will be up and about in a week.
Eski püskü bazı şeylerle karıştırdı.He is mixed up with something shabby.
O eskisinden çok daha fazla ağır geliyor.He weighs a lot more than before.
Onun eski hilelerine aldanma.Don't fall for his old tricks.
O, eski arabasına hâlâ değer veriyor.He still cherishes his old car.
O, eski bir şarkı çalmaya başladı.He began to play an old song.
O artık eski utangaç çocuk değil.He is no longer the shy boy he was.
O, Roma'ya gitti, orada bir sürü eski binalar gördü.He went to Rome, where he saw a lot of old buildings.
O, eskisi gibi güçlü değil.He is not strong as before.
O eskisi kadar şişman değil.He is not as fat as he was.
Eskisinden çok daha fazla çalışıyor.He studies much harder than before.
Eskisinden biraz daha erken geldi.He came a little earlier than he used to.
Yolda yürürken eski bir arkadaşına denk geldi.While walking down a street, he ran into an old friend of his.
O, kırık eski bir sandalye buldu ve piyanoda oturdu.He found an old, broken chair and sat down at the piano.
Eski bir tuvid takım elbise giymiş.He is dressed in an old tweed suit.
O eski evini sattı.He disposed of his old house.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod