Esasen bu kavramlar arasında herhangi bir bağ var mıdır?Finns det något samband mellan offren?
Göl esasen kamışlıklarla çevrelenmiştir.Sjön omges av tallskogar.
Esasen bölge Sami dillerinin en kuzeybatı yayılma bölgesidir.Ståkke är den nordligaste utposten för det umesamiska språkområdet.
Esasen buğday ve üzüm ekilir.Повсюдно висіваються кукурудза і пшениця.
Göl esasen kamışlıklarla çevrelenmiştir.Озеро відноситься до сильно заростаючих.
Her ikisi isim haricinde esasen birbiriyle aynı.Двоє із цих імен явно однакові.
Esasen Amerikan filmlerinde bu konuya daha çok rastlanmaktadır.Цілком зрозуміло, що і в американських фільмах також.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Більшість віскі, виробленого в США, є бурбоном, він офіційно вважається національним напоєм США.
Buna rağmen, esasen dostane bir ilişkileri vardır.До них належать, наприклад, зв'язківці.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Méně běžně se může bolest objevovat v zadní či horní části hlavy.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.Celulele albe din sânge, mai ales celulele mononucleare, generează în principal inflamația.
Paket esasen düşük fiyatlı bir derleme paketi olmasına odaklanılmıştır.Ea s-a axat pe vânzarea unor pachete de cărți la un preț scăzut.
Esasen yönetime katılmada sorun, sermaye ile çalışanlar arasında bir denge kurabilmektedir.Acțiunile de urgență vor cauza stres printre muncitorii care le implementează.
Küçükçekmece ilçesi, esasen yoğun bir sanayi bölgesi niteliğindedir.Clădirea se află situată în Piața Mică, o zonă istorică deosebit de interesantă.
Conkbayırı esasen Anafartalar Grup Komutanlığı’nın sorumluluğundadır.Bonfield este cel cu adevărat responsabil pentru moartea polițiștilor.”
Esasen bir karış bile geri çekilmeye yanaşmayan Hitler, bu öneriyi geri çevirdi.Hitler și apropiații săi au refuzat chiar și să ia în discuție o astfel de posibilitate.
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.Acoperirea monedei garantate în aur a scăzut puternic.
Sagan'ın seansında esasen video da bir mesaj göndermek isteniyor.În cazul lui Sagan acesta „interpretează” și refrenul.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.A gyulladást elsősorban a fehérvérsejtek főként a mononukleáris sejtek – idézik elő.
Alt parçaları esasen beyazdır.A maradék nagy része fehér.
Esasen oklar bundan daha fazla etkili olabilirdi.A valódi incidencia valószínűleg ennél jóval magasabb volt.
Esasen, temel yapısı 15. yüzyıl İspanyolcasını yansıtmaktadır.A kódex nyelvezete a korabeli, 15. századi magyar nyelv állapotát tükrözi.
Kendisi, cinsiyet fark etmeksizin, esasen bu fakülteye atanan ilk kişidir.Ő úgy érzi, az egyetlen önmaga, aki normális ebben az iskolában.
Esasen bu kavramlar arasında herhangi bir bağ var mıdır?Mi lehet az összefüggés ezek között?
Esasen Birleşik Krallık'ın hesabı Rus petrol ve buğdayıdır.Energiatermelése az orosz földgázon és kőolajon alapszik.
Esasen Victor Fleming tarafından yönetilmiştir.Sen ohjasi Victor Fleming.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.Kaksi muuta armeijakuntaa saapuivatkin paikalle samana päivänä.
Esasen mahkemelerin bağımsızlığı ile yargıçların bağımsızlığı eş anlamlıdır.Tuomioistuimen riippumattomuuteen liittyy läheisesti myös tuomarin riippumattomuus.
Bu özellikleri esasen termoplastiklerin molekül yapısından ileri gelmektedir.Se vastaa hyvin pitkälti termodynamiikan tilanyhtälöä.
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.Nostavan ilmavirtauksen on täytynyt olla hyvin voimakas.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Vaalea lager on Suomen ylivoimaisesti myydyin olut.
Günümüzde esasen müze olarak kullanılsa da çeşitli kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapmaktadır.Nykyään restauroituna se toimii monien erilaisten kulttuuritapahtumien näyttämönä.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Πιο σπάνια, μπορεί να εκδηλωθεί πόνος κυρίως στην πλάτη ή στην κορυφή του κεφαλιού.
Her iki ülke esasen savaş sonrasında askeri bir yönetim ile idare edildi.Οι εκλογές διεξήχθησαν υπό μια ουδέτερη υπηρεσιακή κυβέρνηση έπειτα από διετή στρατιωτική διακυβέρνηση.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Στις Ηνωμένες Πολιτείες, η Corona Extra αποτελεί την κορυφαία σε πωλήσεις εισαγόμενη μπύρα.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.Τα λευκά αιμοσφαίρια, και κυρίως τα μονοπύρηνα κύτταρα, δημιουργούν κατά κύριο λόγο τη φλεγμονή.
Esasen Victor Fleming tarafından yönetilmiştir.Τη θέση του πήρε ο Βίκτορ Φλέμινγκ.
Esasen saldırıya geçmek gibi bir zorunluluğu yoktu.Δεν θα γινόταν προληπτική επίθεση.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.Στην πραγματικότητα η υπόθεση αφορούσε τρία ναυτικά επεισόδια που συνέβησαν τον ίδιο χρόνο στην ίδια περιοχή.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Langt det meste øl, der brygges i Danmark, er undergæret.
Esasen saldırıya geçmek gibi bir zorunluluğu yoktu.Der ville ikke blive tale om et forebyggende angreb.
Biçim değiştirme esasen bir nesnenin özelliklerini değiştirme sanatıdır.Besværgelser går ud på at ændre en tings egenskaber.
1950'lerden 1980'lere kadar, merkezî hükûmetin gelirleri esasen devlete verilen kârlardan kaynaklanıyordu.De siste som var igjen på 1950-tallet takket ja til flyttebidrag fra staten.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.I tillegg var det to kamper til samme dag.
Yeni gemi yapımı esasen durmuştur.Byggingen av overflateskip ble nesten stoppet.
Bu hizmet 1940 Ağustos'unda esasen askeri amaçla kullanılan ek mavnalarla genişletilmiştir.Trafikken økte i august 1940 med lektere som stort sett ble brukt av militæret.
Anlaşma esasen seçime dayalıdır.Motsetningen er direkte valg.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Mesteparten av ølet som blir solgt i Norge er norskbrygget pilsnerøl.
Esasen karakter, Ronald Reagan'dan ilham alınmıştı fakat sonradan bu konsepten vazgeçildi.Awalnya, karakter dipengaruhi oleh Ronald Reagan, sebuah konsep yang kemudian tidak digunakan lagi.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Kadangkala, sakitnya terutama terasa di bagian kepala belakang dan atas.
Mirotarih esasen İtalya'da 1970'lerde gelişti.Sejarah mikro pada mulanya dikembangkan di Italia pada 1970-an.
1914-1945 Yılları Arasında Batı Dünyası, esasen iki dünya savaşı ve bunlar arasındaki dönem üzerinde duruyor.Pertama, periode antara tahun 1949–1950 ketika ada dua konstitusi yang berlaku secara bersamaan.
Esasen oklar bundan daha fazla etkili olabilirdi.Kết quả thực tế có thể còn lớn hơn.
İçindeki maddenin aşırı sıkışması yüksek yoğunluğa neden olur, çünkü muhtemelen esasen hidrojendir.Sự nén vật chất cực độ bên trong nó gây ra mật độ lớn, bởi vì nó có khả năng được cấu tạo chủ yếu từ hiđro.
Anlaşma esasen seçime dayalıdır.Chức viện sĩ là do bầu chọn.
“Sigara içme arzusu esasen alışılmış davranışa olan arzuyu yansıtır” sonucuna varılmıştır.」と言われたので、喫煙の習慣があるらしい。
Esasen söz konusu kalker tepenin adı Görüklük Tepe'dir.戒名は厳浄院釈尼鏡照。
Esasen kendi kendine yeterli olan Finlandiya, çok sınırlı tarım ticareti yapmaktadır.本質的にはフィンランド農業は自給自足であり、農業貿易には限定的に関わるのみであった。
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.飛翔力は退化していた。
Esasen buğday ve üzüm ekilir.小麦、大麦を含んでもよい。