Esasen 140,000 mil yol katettik ve insanlar farkına bile varmadı.In fact, while we drove 140,000 miles, people didn't even notice.
Yani esasen bu işi ben böyle çözmeyi hayal etmiştim.That's how I solved it in my head.
Ama esasen bu aslında bize Sanalpara'nın yaygınlaştığını saygınlık kazandığı gösteriyor.But what it does show is that it's sort of gaining ground, it's gaining respectability.
Esasen bağlılık mikro-iktisattır.Loyalty essentially is a micro-economy.
Esasen sormak istediğim: Tarih tekerrürden mi ibaret?So what I'm going to ask is, basically, is history repeating itself?
Esasen Hindistan'ın kendisi olmasıydı.It was essentially India being itself.
Esasen bir CD bu.It's a CD basically.
Yani burada, bu esasen ondalık işaretini 5 sağa taşıyacak.So this right here is essentially going to move the decimal 5 to the right.
Esasen burada bir sohbet odamız var, çünkü bir kez başladı mı, herkes konuşuyor.We basically have a chat room going on here, because once it gets started, everybody's talking.
Esasen bir düet yaptıracağım.So basically I'm going to make a duet.
Bu esasen piyasanın şirketin hisselerinin gerçek değeri hakkındaki fikridir. -That's essentially the market's sense of what this number really is.
Yani, esasen -- bunu hiç düşünmemiştim.I mean, it basically -- I haven't really thought of it.
Aslında, kimse esasen hiçbir şey bilmiyor.Actually, no one really fundamentally knows anything.
Napoleon'un esasen Fransa'nın başına geçmesiyle son bulduk.We end up with Napoleon, essentially being in charge of France.
Ve geri dönüş olarak, şirket esasen bu üretim faktörleri için kira ödeyecek. .Did I say a $1,000 per month?
Esasen, bu küçük değişiklikler o kadar da ciddi değil; bahsetmeye bile değmez.In truth, these are minor changes, nothing really serious, it's barely worth mentioning.
Esasen tadında değil.It's not in their taste, really.
Esasen laboratuvarımda yaptığım da bu.And that's what I do in my lab.
Aslolan, bu araç koltuklarının esasen pek bir işlevi olmadığıdır.It's just that, fundamentally, the car seats aren't doing much.
Ve esasen yaptığımdan elde ettiğim sonuç işte şu gördüğünüz tahta baskı kalıbıydı.And there you can see that woodcut is basically what I ended up doing.
İşte bu esasen nasıl burada olduğumun açıklaması. Q:So, that essentially explains how I got here.
Yani esasen ortada sıcak bir dünyaya bağlanabileceğimiz fikri var.Well, primarily that there is a subtle knowledge that we can connect with the world.
Tüm bunlar süslü kelimeler, ama bunlar esasen sadece duvarlarda sıkışmaktır.These are all fancy words, but essentially it's just squeezing through the walls.
Esasen çete üyesi, neler olduğunu ekonomistlere göre çok daha kolay anlaşılır ifade ediyor sanırım.I think the gang member says it much more articulately than the economist, about what's going on.
Ask esasen kendi toplumumuza karsi bir tehdittir.Love does indeed pose quite a threat to our society.
Esasen, bugün Amerika'da dava açma hakkınızdan vazgeçemezsiniz.Now, in America, in fact, you cannot give up your right to trial by jury.
Yani bu çok olumlu bir sonuç, esasen.No harm to the developing fruit.
İşte bizim elde ettiğimiz şey, esasen.You see under a microscope.
Esasen, yaptığımız her şeye hakim.It pervades basically everything that we do.
Dillerin esasen birbirlerinden nasıl farklı olduğundan biraz bahsedeyim.Let me tell you a little bit about how languages fundamentally differ.
Esasen buradaki şey yüzünden bağlantılılar.And they're connected primarily because of this here.
Bu esasen aşağı inen suyu toplayan bir ağaca benziyor.It's basically like a tree collecting water coming down.
Esasen yapmakta olduğu şey daha fazla tüketim büyümesini teşvik etmek.And what it does essentially is to stimulate further consumption growth.
Esasen, hepimiz patern arayan primatlarız.Essentially, we are pattern-seeking primates.
Esasen 100 doları aldık ve 1+%5 ile çarptık.We essentially took $100 and we multiplied by 1+5%.
Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.Surely the stratagem of Satan is ineffective.
Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler.You have no power over us.
Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır., As for those they call besides God, they cannot create a thing, and have themselves been created.
Esasen Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.He is cognisant of what you do.
Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.Remind them; you are surely a reminder.
Esasen biz daha önce de müslüman idik, derler.We had committed ourselves before it came."
Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler.We had committed ourselves before it came."
Çünkü o iftiracılar şeytanlara kulak verirler, esasen onların çoğu yalancıdırlar.Who listens to you (for spreading rumours); but most of them are liars.
Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.And every soul will be repaid for its deeds in full, and He knows very well what they used to do.
Esasen sen sadece bir öğütçüsün.(The Holy Prophet is a Remembrance from Allah.)
Esasen, yanınızda bulunsalardı dahi, onlardan pek azı savaşırlardı.If they were among you, they would fight but little.
Esasen insanoğlu acelecidir.Curse him, etc." and that one should not do, but one should be patient].
Esasen Rabbinin nimeti kimseye yasak kılınmış değildir.And the Bounties of your Lord can never be forbidden.
Eğer taraftarların olmasaydı seni taşlardık. Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler.But for thy family, we should have stoned thee, for thou art not strong against us.
Bu konular esasen Çalışma Kanununda düzenleniyor."Rather, they are defined by the Labour Law," she explained.
Esasen AB, önümüzdeki "büyük patlama"ya benzer genişleme sürecine odaklanmış durumda.The fact is that the EU is focused on how the upcoming "big bang" enlargement will work.
Osmanlı dönemine bakış açımız esasen pek değişmedi.The way in which we view this era hasn't really changed so much.
Esasen ülkede şu anda herşeyin fazlası var.Indeed, the country probably offers too much of everything at the moment.
Esasen silahsız bir kurum olan KPC’nin yalnızca 200 mensubu silah taşıma yetkisine sahip.The KPC is essentially unarmed, with only 200 of its members authorized to carry weapons.
Esasen bu iki koşul eş zamanlı hareket ediyor."In fact, both conditions act simultaneously," Aralica said.
Buna rağmen, esasen dostane bir ilişkileri vardır.In spite of this, it was an essentially friendly relationship.
Bu "ücretsiz" kalan kar ödemeleri, esasen sermaye giderlerini aşmıştır.[4]These payments of "free" remaining profits substantially exceeded capital charges.[97]
Kosslyn esasen zihinsel imgeler üzerine yaptığı araştırmalar ve teoriler ile bilinir.Kosslyn is known primarily for his research and theories on mental imagery.
Bu biraz alaycı, ama esasen ölümlülüğün ve hayatınla uğraşmakla ilgili.It's a little sarcastic, but it's pretty much about dealing with your mortality and life.
İslam'da evlilik esasen bir sözleşmedir.In Islam, marriage is essentially a contract.