Yapımda esas sorun güvenilirliği ve maliyeti arasındaki dengeydi.開発する上での重要な問題は信頼性と経済性であった。
Dolayısıyla, bu antlaşma esas itibarıyla bugün de geçerli olması gereken bir belgedir."そうして、この条約の義務的であるとしている事前の通告は、実際には与えられない事になるという可能性が大きい」。
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.頭痛に左右差がなく、頭全体あるいは後頭部よりの痛みである。
Öğrenirken hatasız ve yavaş çalışmak esastır(değişmez kuraldır).酒は弱く、時折身に覚えの無い(武者頑駄無真悪参時代のものと推測される)記憶に悩まされている。
Ama bu kanunlar yaratıldıktan sonra esaslarına uygun olarak kendi kendine işler.彼らは自分に都合のいい場合に限り法律に従う。
Biçim değiştirme esasen bir nesnenin özelliklerini değiştirme sanatıdır.好みを変えるとは、物事を感じるやり方を変えることである。
Esas yapım yeri olan karaciğerin dışında, böbrek, kemik iliği ve dalakta da yapılır.腰の骨は頑丈な腸骨と癒合した恥骨と坐骨で構成される。
Belirleyen esas unsurun olmaması ilginç bir durum.これは主要な決定要素が存在していない興味深い例である。
Tam olarak, Allah'ın adlarını anmayı esas tutan bir yoldur.「引導者」是真主的其中一個名字。
Kamu idarelerine ait taşınmazların yönetim esaslarını belirlemek.王與直指者論勿協時。
Libya'daki İtalyan zırhlıları, esas itibarıyla L3 hafif tankıdır.意大利驻利比亚的装甲部队由数以百计的L3轻型坦克组成。
Bununla beraber İslam'da inanç esaslarının neler olduğu konusunda görüş birliği yoktur.非伊斯蘭教的其他宗教沒有實踐自己信仰的權利。
Dizi şifrelemede aynı anahtarın iki defa kullanılmaması esastır.)不需要同時按下二鍵。
İçindeki maddenin aşırı sıkışması yüksek yoğunluğa neden olur, çünkü muhtemelen esasen hidrojendir.行星內部物質被極度壓縮使其密度極高,這是因為它可能主要由氫組成。
Esas barış anlaşması 21 Kasım 1902 yılında Amerikan savaş gemisi Wisconsin üzerinde imzalandı.1902年11月21日,雙方在美國海軍的戰艦威斯康辛號上再次簽署和約。
Esas olan özgürlüktür.最想得到的是自由。
Afrika içlerinin Avrupalılarca keşif süreci 18. yüzyılın sonlarında esas olarak başlamıştır.歐洲對非洲內陸的探索在十八世紀末開始全面展開。
Esas olan mal asıl değer olarak da tanımlanır.錢是最正確最值得的東西。
Hastalardan esasen normal bir yaşam süresi beklenir.经过治疗,患者会拥有正常的预期寿命。
Sonunda esas gücünle savaşabileceksin.最後與直力行同歸於盡。
Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemek.收受他人的犯罪所得之贈與。
Medreselerin gelir kaynakları esas olarak vakıflardan sağlanırdı.皇室的收入来源主要是股票投资。
Bu ilke ihtiyatlılık kavramını esas alır.这就是警示中枢发挥的作用。
Depremden sonra esaslı bir tamir gördü.地震后安巴托经过了彻底的重建。
Ancak, sicim esaslı güçlü kuvvetin tanımı deneysel bulgulara ters düşen çok fazla öngörüde bulunmuştur.当然,更精确的实验发现了重要的偏差。
Olasılıksal Risk Değerlendirmesi’nin esas amacı da zaten budur.由此对概率高的风险进行重点防範。
Her ikisi isim haricinde esasen birbiriyle aynı.可是她們是兩個人來的,巧合的相同名字。
Oksijen yakma sürecini tamamlamış olan bir yıldızın çekirdeği, esas olarak silikon ve sülfürden oluşur.一顆恆星完成氧燃燒過程後,它核心的主要成分是矽和硫。
Vatanın dünyanın merkezi sayılması düşüncesini esas aldı.認為世界以自己為中心轉動。
Modern standart Arapçadaki ses değerleri esas alınmıştır.在現代標準阿拉伯語表示 音 或 音。
Dispersiyon esaslı yapıştırıcı ve kaplama lakları c.1 C版新增音轨。
Bakü füniküleri 2001'de ve 2007'de iki kez esaslı tekrar tamir edilmiştir.徐汇新村曾经在1994年以及2007年经过两次较大规模的整修。
Yıldırım savaşı taktikleri de esas olarak dolaylı tutum stratejisine dayanmaktadır.換言之,運動戰主要適合于地形複雜的戰場。
Özellikle, |r| = 1 iken logr 'nin esas değeri geometrik veya trigonometrik inşaya başvurmadan hesaplanabilir.特别地,logr 的主值,这里 |r|=1,可不引用任何几何或三角构造算出来。
“Bizim esas soyumuz Yörüktür.「我們的榮譽取決於我們的誠信。
Madde 3 Egemenliğin temeli, esas olarak ulustadır.基本人權在第3章具體地列舉出來。
Bu ilke tam açıklama kavramını esas alınarak yaratılmıştır.可以看出正交的概念正是在此基础上推广而来的。
Antrenmanlarda esas olan, vücudun her bölümünü ayrı ayrı çalıştırmaktır.做完全套动作,身体各个部位都得到锻炼。
Büyük Britanya'da esas olarak güneyde görülür.计划首先考虑在柏林的东南面。
Esas müdafanın vicdanlarınızda yapılmasını istiyorum.其後官永義反起訴許智明。
Pedoloji esas olarak toprak oluşumu, toprak morfolojisi ve toprak sınıflandırılmasıyla ilgilenir.土壤学主要是针对成土、土壤形态和土壤分类。
Hakim, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verir.他希望法院判决时不会避免直接面对这一问题。
Öğrenirken hatasız ve yavaş çalışmak esastır(değişmez kuraldır).至于礼仪乐律、星筭卜卦,靡不究穷奥妙。
GPS ise uydu sinyallerini esas alarak ölçüm yaptığı için herhangi bir yardımcı araca gereksinim yoktur.因为沃森并不需要估算就绪信号何时到达。
1950'lerden 1980'lere kadar, merkezî hükûmetin gelirleri esasen devlete verilen kârlardan kaynaklanıyordu.直至1950年代,TTC的收入主要來自乘客車資。
Ateşbaz-ı Veli, Mevlana' nın muasırı olup, esas ismi Şemseddin Yusuf, babasının adı ise İzzeddin ' dir.曾祖父袁敬;祖父袁鼐,曾任封刑部主事;父親袁褒,曾任監生。
450 yılında, esasen askeri ve mali zorunluluklar sonucu kurulan meclis.450年,从军南征,任宣威将軍。
Modelleri esas olarak kadınlardır.尤以婦女爲最。
Bu işlemde esas olan kavramların belirlenmesidir.” 这一定义包含了过程之所以为过程的基本特征。
Dört büyük Sünni mezhebinin imâmlarını esas alırlar.操控強大的四大神獸精靈。
Eğitimsizlik kaynaklı nedenlerle esas kimliklerini bilmemektedirler.还有一些谁都不确定的确切来源的气味。
Hem Amerikan hem Avrupa ana esasları, tedavi için kısmi önerileri FEV1 üzerinden yapar.미국과 영국 양국의 지침은 FEV1에 바탕하여 치료법을 제안하도록 권장한다.
Aristoteles zamanından beri bunlar esas olarak biyolojik süreçler olarak kabul ediliyordu.아리스토텔레스 이후로 이러한 과정들은 본질적으로 생물학적 과정으로 간주되어 왔다.
İkinci ve esas savunma hattı kenttin 6 – 8 km dışında ve yaklaşık 30 km uzunluğundaydı.두 번째이자 주요 방어선은 도시 6-8km 내에 위치했으며 약 30km였다.
Bunun ardından islam'daki iman ve ibadet esaslarına sadakat tekrarlanır.이슬람은 믿음(إيمان, īmān)과 실천 (دين, dīn)으로 이루어진다.
Daha sonra Sun ile beraber esas adaya giderler.너와 함께 밤 강가로 갈거야.
Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir.그러나 이 독립이 실현될 지는 의문이다.
Esas olarak İngilizlerden devralınan Anglo-Sakson kanunları vardır.주로 영국인으로부터 계승 된 앵글로 색슨 법칙을 가지고 있다.
Askeri Yargıtay’ın kararı esastan bozmasından sonra beraat etti.법관이 불복사건의 이전심급의 재판에 관여하였을 때.
İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır.왜냐하면 사생활에 대한 관심은 동시에 소비와 레저에 대하는 관심이기 때문이다.