Ancak, akışkanlarla ilgili esas gelişmeler Rönesans’tan sonra olmuştur.Tuy nhiên, một giai đoạn biến động nội bộ ngắn lại xảy ra sau khi Ashur-Dan qua đơi.
"Biz milleti değil, ümmeti esas alırız.Ưu tiên của chúng tôi không phải là đất đai; con người là quan trọng với chúng tôi."
Orta bağırsak emilmenin esas merkezidir.Ngay giữa trung tâm là điện thờ chính.
Anlaşma esasen seçime dayalıdır.Chức viện sĩ là do bầu chọn.
Bu görev kuvvetinin esas görevi bir deniz muharebesi değildi.Nhiệm vụ chính của tàu là chống ngầm.
Esas soyadım yasak olduğu için Uzun oldum.Ngoài ra dòng tên bị cấm.
Luftwaffe esas unsurlarının harekâttaki görevi, Sovyet Hava Kuvvetleri'nin etkisiz hale getirilmesiydi.Nhiệm vụ đầu tiên của Luftwaffe là loại bỏ lực lượng không quân Bỉ.
Esas olarak İngilizlerden devralınan Anglo-Sakson kanunları vardır.主に英国から継承されたアングロサクソン法がある。
Kamu idarelerine ait taşınmazların yönetim esaslarını belirlemek.その他主審の指示に従わない場合。
Esas dersler sabah işlenirdi.講座 朝から学ぶ!
Hatta 3 faz taşımak esastır.3行程度で送って欲しいとの事。
İslam'da iman, İslam dininin esaslarına inanmaktır.イスラム教を信仰する。
Kırıklar, bunların esas heykellerden koptuğunu düşündürmektedir.将軍、これが貴方の割ってきた岩であることを恐れる。
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).最も大きな問題は難聴 (14%に発現)および認知障害 (10%に発現)である。
Modelleri esas olarak kadınlardır.読者は主に女性。
Esas panzer birlikleri bir haftadır hareketsizdiler.戦車隊はめぼしい戦果なしに、一週間ばかりで戦場を去った。
“Sigara içme arzusu esasen alışılmış davranışa olan arzuyu yansıtır” sonucuna varılmıştır.」と言われたので、喫煙の習慣があるらしい。
Esasen söz konusu kalker tepenin adı Görüklük Tepe'dir.戒名は厳浄院釈尼鏡照。
Madde 3 Egemenliğin temeli, esas olarak ulustadır.第三条 清国皇族資産は一体に保護す。
Medreselerin gelir kaynakları esas olarak vakıflardan sağlanırdı.これらの部隊の兵士らに支払われる給料は、基本的に現金によるものであった。
Bunun ardından islam'daki iman ve ibadet esaslarına sadakat tekrarlanır.イテンやカプソワル等の一部の地域ではイスラム教も信仰される。
Pérez Esquivel, 1960'larda halkı esas alan Latin Amerika Hristiyan pasifist gruplar ile çalışmaya başladı.1960年、ペレス・エスキベルはラテンアメリカのキリスト教徒平和主義者のグループで働くようになった。
Esas adı Lin Li-hui (林立慧)'dir.漢名は林秀玲(リン・シウリン)。
Arabidopsis ’teki esas DNA metiltransferaz enzimleri DRM2, MET1 ve CMT3'dür.DNAにメチル基を転移させ共有結合させる主要な Arabidopsis DNAメチルトランスフェラーゼ酵素は、DRM2、MET1、CMT3である。
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.異変は別の場所でも起きていた。
İmparatorluğun eyaletlerine (yönetim alanında) daha geniş yetkiler verilmesi esasını konu alır.領土では(帝国ではなく)権力は益々束ねられた。
Birey esas alınarak, kişisel özgürlükler üzerinde durulur.ハ 個人制裁を重くする。
Esas beceri isteyen, onu seyredilebilir kılmaktır.もちろん、それを見た者は幸福を得られる。
Bakü füniküleri 2001'de ve 2007'de iki kez esaslı tekrar tamir edilmiştir.当ケーブルカーは、2001年および2007年に見事に修理された。
Öz annesi Halkın Tapınağı mensubu olan Tim Jones’un esas adı, Timothy Glen Tupper idi.ティム・ジョーンズの実の母親は人民寺院の信者であり、元々の名前はティモシー・グレン・タッパーであった。
Esasında son derece lüks bir yaşantı içerisindedirler.長居 優樹(ながい ゆうき) 主人公。
1955 yılında "Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları" adlı eserini yayımlandı .1955年、論文「心理機能の系的性質について」を発表。
Esasen kendi kendine yeterli olan Finlandiya, çok sınırlı tarım ticareti yapmaktadır.本質的にはフィンランド農業は自給自足であり、農業貿易には限定的に関わるのみであった。
Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.ムスリムになるためには、証人となるムスリムの前で信仰告白の手続きを取ることが必要である。
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.飛翔力は退化していた。
Senato üyeleri gizli oyla dolaylı oy kullanma esasına göre seçilirler.下院議員は、直接の秘密投票を通して選ばれる。
Esas olarak Asya'da yayılım gösterir.主にアジアに分布していたとされる。
Esasen buğday ve üzüm ekilir.小麦、大麦を含んでもよい。
Bu dönüşlere devinim, nütasyon ve esas dönüş denir.それぞれ俗に戻り復活、その場復活と呼ばれる。
İkincil yapı hidrojen bağlanması ile tanımlanır, dolayısıyla bir hidrojen bağının kesin tanımı esastır.二次構造は水素結合によって定義されるため、水素結合の厳密な定義が決定的に重要な意味を持つ。
Esas olarak bin yıllık bir dönemi incelemiştir.千年祭の真意にいち早く気付いた。
Önceki TLS 1.1 ve TLS 1.2 spesifikasyonları esas alınmıştır.IE 11においてTLS 1.1および1.2が既定で有効。
Esas olarak bir tümülüs olduğu düşünülerek kazıya girişilmiş olduğu anlaşılmaktadır.どうやら叩きつけられた事に特別な感情があるらしい。
Yazı dilinde Merkez lehçesi esas alınır.言語学課程は首席で修了している。
Esas olarak kürk için yetiştirilir.主に表皮に分布する。
Böyle bir tartışmalarda genelde son oy sahibi İşverendir. Yarışma esasında.芸能人・プロスポーツマン大会ともに、この競技が最後の種目として行われることが多い。
Parlamenter sistemlerde çoğunluk ilkesi genel olarak esastır.一般には議事の決定には多数決の原則が採用される。
Esası, bir müzik parçasının tekrarlanan nakaratıdır.その代わりにあるのは連続した音楽の流れである。
Avcılık ve balıkçılık esas geçim yollarıdır.漁業と狩猟が主な生業であった。
Esas yüz denen şey de budur.これは一面正しい。
Bu hizmet 1940 Ağustos'unda esasen askeri amaçla kullanılan ek mavnalarla genişletilmiştir.1940年8月にはこれに加え、軍用のはしけの便も設けられた。
Şu an dünyanın 50-den fazla ülkesinde esas Avrupada satılmaktadır.現在世界50か国以上で販売されており、特に欧米で高い人気を得ている。
Her tur verilen konu İngiliz Parlamenter Sistemi esasına dayanarak tartışılır.分割案はイギリス議会で精力的に議論された。
Esasen Boğaz'a mayın döşenmesi ile ilgili elde hazır bir plan vardır.又天馬から降りて剣を振るシーンも僅かにある。
Dörtlük esasına dayanır.は4連覇をはたす。
Ateşbaz-ı Veli, Mevlana' nın muasırı olup, esas ismi Şemseddin Yusuf, babasının adı ise İzzeddin ' dir.それに対して朱彧の父の朱服は家族に「孟在は富貴を長く続けられるまい」と言った。
Mevcut olan riskler, esas olarak olaylar (event) ile ifade edilir.※印が付いているものは、実際に起きた出来事(史実)が元となっている。
Esas başarı, 3 BF-109 avcı grubu tarafından elde edilmiştir.特攻機にはBf109戦闘機が最適とされた。
Örfi hukuk ise İslam dininin esasları üzerine kuruluydu.博士論文は教会法についてであった。
Kırım Cephesi kuvvetleri, esas olarak 44. Ordu, 47. Ordu ve 51. Ordu'dur.第44・第47・第51軍を含む。