esas ile cümle

esas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bu ilke önemlilik kavramını esas alır.Denne kritik overser dog et væsentligt punkt.
12 adım kalıbını esas alabilmektedir.Prøv at tage 10 skridt i udviklingen.
Onlar sermayeci kültürün iktisadi erdemlerini insanlığın esasiyel niteliklerinden saymışlardır.Han ser religionerne som personlige livsstadier i menneskehedens levnedsløb.
Hareketli toplar ve obüsler esas olarak mayın tarama tekneleri (balıkçı tekneleri) üzerinde etkili olmaktadır.Robåde og lave motorbåde kan sejle under uden problemer).
Biçim değiştirme esasen bir nesnenin özelliklerini değiştirme sanatıdır.Besværgelser går ud på at ændre en tings egenskaber.
Bu durumda en küçük t değeri esas alınır.Her er mindstelønsbegrebet naturligvis mest interessant for os.
Bu işlemde esas olan kavramların belirlenmesidir.Dermed ligger vægten på det målrettede i handlingen.
Mistisizmde böyle bir esas yoktur.Så der er ikke noget spor mystifistisk i det."
Esaslar belirtildi.Forhindringer anbringes.
Esas kullanım askeri ve bilimsel alanlardadır.Faldskærme benyttes militært, videnskabeligt og civilt.
Yerel kanunla uluslararası kanun çelişirse, uluslararası kanun esas alınır.Sker der retsbrud i folkeretten, er der tale om et folkeretsbrud.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Det største problemet lå imidlertid andre steder.
I. Pön Savaşı MÖ 264 ile MÖ 241 arasında geçen esas olarak bir deniz savaşıdır.Første punerkrig var primært en sjøkrig utkjempet mellom 264 og 241.
Esas olan özgürlüktür.Men størst av alt er friheten.
1950'lerden 1980'lere kadar, merkezî hükûmetin gelirleri esasen devlete verilen kârlardan kaynaklanıyordu.De siste som var igjen på 1950-tallet takket ja til flyttebidrag fra staten.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.I tillegg var det to kamper til samme dag.
Bu dedüktif metot, ilk zamanlarda ezberi esas almıştır.Mytedannelsen rundt ham var til tider påtakelig.
Bu durumda en küçük t değeri esas alınır.I slike tilfeller gjelder selvsagt laveste verdi.
Esas hedef görünümün iyileştirilmesidir.Figuren sies å ha helbredende egenskaper.
Sözleşme'nin 6. maddesine göre her çocuk esas olarak yaşama hakkına sahiptir.Barnekonvensjonens artikkel 6 slår fast at: «.. hvert barn har en iboende rett til livet».
Çünkü, esas olarak, bu düşünceler matematiksel olarak formülleştirilmemişti.Han undret seg over at elektronikk ikke var formelt matematisk fundert.
Gaz esaslı tipler de aynı prensibe göre çalışırlar.Gassdrevne gjennomstrømningsvarmere fungerer prinsipielt på samme måte som elektriske.
Kadınları esas giysisi üç etek zıbındır.Kvinner i for store herreskjorter handler om tre kvinner og deres ulike tilværelser.
Memur hukuku esas olarak memuru inceleyen bir hukuk disiplinidir.Etterforskning er primært en politifaglig disiplin.
Yeni gemi yapımı esasen durmuştur.Byggingen av overflateskip ble nesten stoppet.
Bu hizmet 1940 Ağustos'unda esasen askeri amaçla kullanılan ek mavnalarla genişletilmiştir.Trafikken økte i august 1940 med lektere som stort sett ble brukt av militæret.
Esas olarak Yeni Dünya cinsidir ve daha çok Güney Amerika'da yoğunlaşmıştır.Gruppen lever bare i den nye verden og er mest artsrik i Sør-Amerika.
(Irak Savaşı) 1 Mayıs: Bush, "esas çatışmaların sona erdiğini" açıkladı.1. mai erklærte Bush, under et skilt som sa «oppdrag utført», at bakkeoperasjonene var over.
Örfi hukuk ise İslam dininin esasları üzerine kuruluydu.Hvem skulle bestemme over de kirkens rettigheter.
Pater Roma Senatosu'nun esas üyeleri için kullanılan bir kavramdı.Pater var en av flere betegnelser som ble brukt om de opprinnelige medlemmene av det romerske senatet.
Kola ve dekstrin esaslı yapıştırıcılar b.D- og E-dekket rommet lugarer.
İş hacminin üçte ikisi, giysi esaslı konfeksiyondan oluşur.Forvingenes ytre to tredjedeler er ganske tynt skjellkledte og gjennomsiktige.
Günümüzde araştırmacılar bu kararın esas amacı konusunda hemfikir değildir.Jeg ønsker ikke å levne noen tvil, mine herrer, om målet for dagens møte.
Yapımda esas sorun güvenilirliği ve maliyeti arasındaki dengeydi.Det største problemet var å finne en balanse mellom utgifter og inntekter.
Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu.En lovstiftende forsamling ble dannet med to kamre.
Anlaşma esasen seçime dayalıdır.Motsetningen er direkte valg.
Görülebilir kanalı esas olarak beden dili oluşturur.Her kan du virkelig uttrykke deg selv ved hjelp av kroppsspråk.
Esasında Harran şehri Haçlılar için hiç çekici değildi.Men plyndringen av byen var ikke nok for korsridderne.
Bu oyun, ebe olan oyuncunun öbür oyuncuların gölgelerine basma esasına dayanır.Utespiller: Dette er det resten av utelagets spillere gjør.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Mesteparten av ølet som blir solgt i Norge er norskbrygget pilsnerøl.
Esasında Io yumrusu Jovian manyetosferinin dinamiklerini değiştirmektedir.Hennes undersøkelser av juvelen vekker tilfeldigvis djinnen.
Ceza hukukunda "beraatı zimmet esastır."«Straffereaksjoner (avsnitt Ubetinget fengsel)».
Anayasa temel olarak halk egemenliğini esas alır.Grunnloven stadfester folkesuverenitetsprinsippet som førende.
Esas olarak piyadeden oluşan Rumen kuvvetleri neredeyse başlarda çöktü.De rumenske styrkene, som for det meste var kavaleri, kollapset nesten umiddelbart.
Android KitKat esasında yaratıltı.Krøniken er moralsk oppbygget.
Gençlik çalışma ve projelerine ilişkin usul ve esasları belirlemek.Om forståelse og behandling av ungdom med volds- og aggresjonsproblemer.
Aralarındaki ilişki özgürlük ve bağlılık arasındaki bir denge esasına dayanmaktaydı.Hva er sammenhengen mellom moralsk ansvar og fri vilje?
Kutup dairelerinin her ikisi de esas olarak su buzundan oluşmaktadırlar.De to polkalottene ser ut til hovedsakelig å bestå av vann.
Esasen karakter, Ronald Reagan'dan ilham alınmıştı fakat sonradan bu konsepten vazgeçildi.Awalnya, karakter dipengaruhi oleh Ronald Reagan, sebuah konsep yang kemudian tidak digunakan lagi.
Elçiliğin esas görevi Avrupa'ya gitmekti.Tujuan utama misi Hasekura adalah pergi ke Eropa.
Pérez Esquivel, 1960'larda halkı esas alan Latin Amerika Hristiyan pasifist gruplar ile çalışmaya başladı.Pada 1960-an, Pérez Esquivel mulai bekerja di kelompok pasifis Kristen Amerika Serikat.
Esas pozisyonu Şutör gard'tır ama Point guard pozisyonunda da oynayabilmektedir.Ia bermain di posisi Shooting guard, walaupun ia juga bisa bermain di posisi Point guard.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).Masalah utamanya adalah tuli (terjadi pada 14% kasus) dan gangguan kognitif (terjadi pada 10% kasus).
Esas genel bir taarruz, bir sonraki gün başladı.Layanan reguler dimulai pada hari berikutnya.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Kadangkala, sakitnya terutama terasa di bagian kepala belakang dan atas.
Ancak savaşın akışı içerisinde esas güç Josip Broz Tito'nun Komünist Partizanlar'ının eline geçti.Namun, kekuatan politik yang sesungguhnya berada di tangan Josip Broz Tito dari Partisan.
Bunun esas nedeni buluntuların büyük çoğunluğunun firavun mezarları, cenaze gemileri ve vazolar olmasıdır.Fir'aun mendapati banyak orang yang tidak mau lagi menyembah dirinya.
Allah'nın özü ve esas nitelikli insan için her zaman bilinmez olarak kalacaktır.Penebusan Allah dan tuntutan Allah atas kehidupan manusia dikenang."
Akışkan tipleri ise sıvı veya gaz esaslı olabilirler.Senyawa molekuler dapat juga berupa cairan atau gas.
Ama esas istediği bu zengin kadınlarain servetleridir.Ia mengulangi apa yang dikatakan oleh perempuan kaya itu.

İlgili Sayfalar