İş hacminin üçte ikisi, giysi esaslı konfeksiyondan oluşur.Forvingenes ytre to tredjedeler er ganske tynt skjellkledte og gjennomsiktige.
Günümüzde araştırmacılar bu kararın esas amacı konusunda hemfikir değildir.Jeg ønsker ikke å levne noen tvil, mine herrer, om målet for dagens møte.
Yapımda esas sorun güvenilirliği ve maliyeti arasındaki dengeydi.Det største problemet var å finne en balanse mellom utgifter og inntekter.
Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu.En lovstiftende forsamling ble dannet med to kamre.
Anlaşma esasen seçime dayalıdır.Motsetningen er direkte valg.
Görülebilir kanalı esas olarak beden dili oluşturur.Her kan du virkelig uttrykke deg selv ved hjelp av kroppsspråk.
Esasında Harran şehri Haçlılar için hiç çekici değildi.Men plyndringen av byen var ikke nok for korsridderne.
Bu oyun, ebe olan oyuncunun öbür oyuncuların gölgelerine basma esasına dayanır.Utespiller: Dette er det resten av utelagets spillere gjør.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Mesteparten av ølet som blir solgt i Norge er norskbrygget pilsnerøl.
Esasında Io yumrusu Jovian manyetosferinin dinamiklerini değiştirmektedir.Hennes undersøkelser av juvelen vekker tilfeldigvis djinnen.
Ceza hukukunda "beraatı zimmet esastır."«Straffereaksjoner (avsnitt Ubetinget fengsel)».
Anayasa temel olarak halk egemenliğini esas alır.Grunnloven stadfester folkesuverenitetsprinsippet som førende.
Esas olarak piyadeden oluşan Rumen kuvvetleri neredeyse başlarda çöktü.De rumenske styrkene, som for det meste var kavaleri, kollapset nesten umiddelbart.
Android KitKat esasında yaratıltı.Krøniken er moralsk oppbygget.
Gençlik çalışma ve projelerine ilişkin usul ve esasları belirlemek.Om forståelse og behandling av ungdom med volds- og aggresjonsproblemer.
Aralarındaki ilişki özgürlük ve bağlılık arasındaki bir denge esasına dayanmaktaydı.Hva er sammenhengen mellom moralsk ansvar og fri vilje?
Kutup dairelerinin her ikisi de esas olarak su buzundan oluşmaktadırlar.De to polkalottene ser ut til hovedsakelig å bestå av vann.
Esasen karakter, Ronald Reagan'dan ilham alınmıştı fakat sonradan bu konsepten vazgeçildi.Awalnya, karakter dipengaruhi oleh Ronald Reagan, sebuah konsep yang kemudian tidak digunakan lagi.
Elçiliğin esas görevi Avrupa'ya gitmekti.Tujuan utama misi Hasekura adalah pergi ke Eropa.
Pérez Esquivel, 1960'larda halkı esas alan Latin Amerika Hristiyan pasifist gruplar ile çalışmaya başladı.Pada 1960-an, Pérez Esquivel mulai bekerja di kelompok pasifis Kristen Amerika Serikat.
Esas pozisyonu Şutör gard'tır ama Point guard pozisyonunda da oynayabilmektedir.Ia bermain di posisi Shooting guard, walaupun ia juga bisa bermain di posisi Point guard.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).Masalah utamanya adalah tuli (terjadi pada 14% kasus) dan gangguan kognitif (terjadi pada 10% kasus).
Esas genel bir taarruz, bir sonraki gün başladı.Layanan reguler dimulai pada hari berikutnya.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Kadangkala, sakitnya terutama terasa di bagian kepala belakang dan atas.
Ancak savaşın akışı içerisinde esas güç Josip Broz Tito'nun Komünist Partizanlar'ının eline geçti.Namun, kekuatan politik yang sesungguhnya berada di tangan Josip Broz Tito dari Partisan.
Bunun esas nedeni buluntuların büyük çoğunluğunun firavun mezarları, cenaze gemileri ve vazolar olmasıdır.Fir'aun mendapati banyak orang yang tidak mau lagi menyembah dirinya.
Allah'nın özü ve esas nitelikli insan için her zaman bilinmez olarak kalacaktır.Penebusan Allah dan tuntutan Allah atas kehidupan manusia dikenang."
Akışkan tipleri ise sıvı veya gaz esaslı olabilirler.Senyawa molekuler dapat juga berupa cairan atau gas.
Ama esas istediği bu zengin kadınlarain servetleridir.Ia mengulangi apa yang dikatakan oleh perempuan kaya itu.
1970’lerden beri ABD, İsrail’in esas müttefiki oldu.Sebelum 1967, pemerintah "Amerika Serikat sangat keras terhadap Israel."
Kanun-i Esasi, üye sayısı 30'a varan bir özel kurul (Meclis-i Mahsus) tarafından yapılmıştır.Jumlah anggota panitia khusus ditetapkan oleh rapat paripurna paling banyak 30 (tiga puluh) orang.
Oyunun iki esas konusu vardır.Seri ini memiliki 2 tema utama.
Yagılamalarda esas kural koyucu ise Allah'tır.Menerapkan hukum-hukum yang berasal dari Allah dalam segala aspeknya adalah wajib.
Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!Saat ia ingin memasak di dapur.
Mirotarih esasen İtalya'da 1970'lerde gelişti.Sejarah mikro pada mulanya dikembangkan di Italia pada 1970-an.
Bu dedüktif metot, ilk zamanlarda ezberi esas almıştır.Ketegasan ini pada awalnya banyak yang menentang.
Bir hitap çeşidi olan konferans, bilgi verme esasına dayanmaktadır.Namun Dewan bertemu dalam berbagai bentuk tergantung pada topik.
Dış müşteri ise işletmenin ürettiği ürünleri satın alan esas müşteridir..Konsumen adalah orang yang membeli barang.
Bunun ardından islam'daki iman ve ibadet esaslarına sadakat tekrarlanır.Dengan Kesucian menunaikan Rukun Islam dan Rukun Iman.
Çünkü, esas olarak, bu düşünceler matematiksel olarak formülleştirilmemişti.Namun, definisi ini tidak mengutamakan rumus matematis pembentukannya.
1914-1945 Yılları Arasında Batı Dünyası, esasen iki dünya savaşı ve bunlar arasındaki dönem üzerinde duruyor.Pertama, periode antara tahun 1949–1950 ketika ada dua konstitusi yang berlaku secara bersamaan.
Khao niao - Yapışkan pirinç Kuzey ve Kuzeydoğu Tayland'ın esas yiyeceğidir.Ketan (khao niao, Thai: ข้าวเหนียว) adalah makanan pokok di Thailand Utara dan Thailand Timur Laut.
Yani lehçe olduğu gibi yazı dilinde de esas alınsa gene de bazı harflerin okunuşları farklıdır.Karena suku dapat ditulis pada gantungan aksara, maka cara penulisannya juga berbeda-beda.
Tanto esas olarak delici maksatla kullanılan bir silahtır ancak keskin yanı kesmek için de kullanılabilir.Tantō ini dirancang sebagai senjata, tetapi bagian tepi dapat digunakan untuk memotong juga.
Elçiliğin esas görevi Avrupa'ya gitmekti.Nhiệm vụ cuối cùng của sứ bộ là khởi hành tới châu Âu.
Ancak bu bölünme yalnızca laftaydı ve esas otorite Gratianus'un elinde kaldı.Việc phân chia, tuy nhiên, chỉ là danh nghĩa, và quyền lực thực sự vẫn nằm trong tay của Gratianus.
Esas olarak kürk için yetiştirilir.Loài này chủ yếu được nuôi để lấy lông.
1960'lı yılların sonuna doğru gelindiğinde uyuşturucu Meksikalı kaçakçıların esas işi halini aldı.Vào cuối những năm 1960, những kẻ buôn lậu ma túy ở Mexico bắt đầu buôn lậu ma túy trên quy mô lớn.
Sonunda esas gücünle savaşabileceksin.Cuối cùng Trương Giản Chi được phong tướng vị.
Nitekim bu esasın ismi de buradan doğmuştur.Cái tên Sinh Từ cũng ra đời vào thời điểm đó.
Esasen oklar bundan daha fazla etkili olabilirdi.Kết quả thực tế có thể còn lớn hơn.
Esas adı Yumiko Shiina (椎名裕美子, Shiina Yumiko)'dir.Truỳ Danh Lâm Cầm), hay còn được viết là Sheena Ringo, tên thật là Shiina Yumiko (椎名 裕美子, Shiina Yumiko?
Esas olarak 1995 yılında kaydedilmiş fakat stüdyo albüm olarak 1998'de basılmıştır.Nó được tìm thấy ở miền trung châu Âu, but was also recorded từ Đảo Anh năm 2005.
Önceki antlaşmalar ve konferanslar, 19. ve 20. yüzyıllarda boğazların açıklığını esas almıştı.Các hiệp ước và hội nghị trước đây đã được thực hiện trong các giai đoạn của thế kỷ 19 và 20.
İçindeki maddenin aşırı sıkışması yüksek yoğunluğa neden olur, çünkü muhtemelen esasen hidrojendir.Sự nén vật chất cực độ bên trong nó gây ra mật độ lớn, bởi vì nó có khả năng được cấu tạo chủ yếu từ hiđro.
Onun esas idolü Elvis Presley'dir.Cái chết của Elvis Presley.
Esas olarak yılda bir kere toplanırlar.Thông thường tụ tập mỗi năm một lần.
Ön galaksi terimi esas olarak Büyük Patlama Teorisi'nde kullanılmıştır.Thành phần của chúng phù hợp với thành phần theo tiên đoán của lý thuyết Vụ Nổ Lớn.
Ancak esas yetki Attila'nın elindeydi.Quyền lực trong triều đình thực sự nằm trong tay Sofia.
Esas genel bir taarruz, bir sonraki gün başladı.Công việc phá dỡ sân vận động bắt đầu vào ngày hôm sau.