esas ile cümle
esas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Vaalea lager on Suomen ylivoimaisesti myydyin olut.
Avrupa Birliği'nin esaslarını belirleyen Maastricht Anlaşması reddedildi.Puolue vastustaa Euroopan unionin määrittelemiä pelastuspakettien ehtoja.
Aslında bu savaşın esas nedeni sınıf faklılıklarıydı.Varsinaiset sodan syyt olivat monimutkaisemmat.
Diğer bir deyişle, bileşenler esas değişikliği ile aynı dönüşüme göre farklılık gerekir.Lisäksi voidaan kysyä, miten alkuaineet säilyvät muuttumattomina yhdisteissä.
Örfi hukuk ise İslam dininin esasları üzerine kuruluydu.Riitatapaukset kuitenkin ratkaistiin islamin lakien mukaan.
Bugün (6 mil esasına göre) Ege Denizi'nin %40'ı Yunan karasularıdır.Nykyisin sitä tavataan 40 %:ssa Yhdysvaltojen sisävesireiteistä.
Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir.Itsehallintolain ulkopuolelle jäävät käytännössä vain asiat, jotka voidaan liittää täyteen itsenäisyyteen.
Tek dereceli çoğunluk esasına dayanan seçim kanunu kabul edildi.Asiat ratkaistaan yksinkertaisella äänten enemmistöllä.
Moi esas kadın benliğinin olmadığını iddia etti.Tarina kertoo, ettei täydellistä naista olekaan.
Günümüzde esasen müze olarak kullanılsa da çeşitli kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapmaktadır.Nykyään restauroituna se toimii monien erilaisten kulttuuritapahtumien näyttämönä.
Esas branşın nedir?Mikä sinun pääaineesi on?
Esas olarak DOS 3'ün bir kopyasıydı, ama onun aksine başarılı oldu.Ουσιαστικά ήταν ένα αντίγραφο του DOS 3, όμως αυτή τη φορά με επιτυχή κατάληξη.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).Τα κυριότερα προβλήματα είναι η κώφωση (στο 14%) και οι γνωστικές δυσλειτουργίες (στο 10%).
Yerleştirme, genellikle dönemin başında müdür tarafından teoride yaş esasına göre yapılır.Η τοποθέτηση γενικά αποφασίζεται στην αρχή της σχολικής περιόδου από τον Διευθυντή, θεωρητικά βάσει ηλικίας.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Το πρόβλημα ήταν αλλού.
Aristoteles zamanından beri bunlar esas olarak biyolojik süreçler olarak kabul ediliyordu.Από την εποχή του Αριστοτέλη αυτά θεωρούνταν ουσιωδώς βιολογικές (ζωικές) διεργασίες.
Cumhuriyet esaslarına göre yeni bir anayasa hazırlandı.Ο στρατός ισχυρίστηκε πως ένα νέο σύνταγμα θα δημιουργηθεί το συντομότερο δυνατό.
Bununla birlikte yöreye esas olarak yabancılar yerleşmekteydi.Στην κατασκήνωση παραθέριζαν κυρίως ξένοι.
Ayrıca İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'nin esasları uygulamaya konuldu.Επίσης, καθιερώθηκε η ισότητα δικαιωμάτων και υποχρεώσεων των πολιτών.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Πιο σπάνια, μπορεί να εκδηλωθεί πόνος κυρίως στην πλάτη ή στην κορυφή του κεφαλιού.
Esas itibarıyla kadın oyunudur.Παριστάνει γυναικεία κεφαλή.
Her iki ülke esasen savaş sonrasında askeri bir yönetim ile idare edildi.Οι εκλογές διεξήχθησαν υπό μια ουδέτερη υπηρεσιακή κυβέρνηση έπειτα από διετή στρατιωτική διακυβέρνηση.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Στις Ηνωμένες Πολιτείες, η Corona Extra αποτελεί την κορυφαία σε πωλήσεις εισαγόμενη μπύρα.
Vakıf tamamen gönüllülük esasına göre çalışmaktadır.Ο σύλλογος βασίζεται αποκλειστικά στην εθελοντική δράση.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.Τα λευκά αιμοσφαίρια, και κυρίως τα μονοπύρηνα κύτταρα, δημιουργούν κατά κύριο λόγο τη φλεγμονή.
Esasen Victor Fleming tarafından yönetilmiştir.Τη θέση του πήρε ο Βίκτορ Φλέμινγκ.
Esasen saldırıya geçmek gibi bir zorunluluğu yoktu.Δεν θα γινόταν προληπτική επίθεση.
Yüksek Hakem Kurulunun (YHK) oluşmasında üçlü temsil sistemi esas alınmıştır.Μέσα στις διευθύνσεις ακολουθείται το τριαδικό σύστημα οργάνωσης.
Kanunların uygulanmasına ilişkin esasları gösterir.Εφαρμόζει τους νόμους.
Bu yöntem kümedeki yıldızların uzayda ortak bir hareket paylaştığı esasına dayanır.Σε αυτή χρησιμοποιείται το γεγονός ότι οι αστέρες ενός σμήνους έχουν ταυτόσημη κίνηση στον χώρο.
Sadece kutuplara sahip olup ancak esas tekilliğe sahip olmayan fonksiyonlara meromorf fonksiyon denir.Συναρτήσεις που έχουν μόνο πόλους αλλά όχι ουσιώδη σημεία ανωμαλίας ονομάζονται μερόμορφες.
Bugün (6 mil esasına göre) Ege Denizi'nin %40'ı Yunan karasularıdır.Δηλαδή, το 0,41% των Αμερικανών έχουν ρίζες ελληνικές.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.Στην πραγματικότητα η υπόθεση αφορούσε τρία ναυτικά επεισόδια που συνέβησαν τον ίδιο χρόνο στην ίδια περιοχή.
Çigong uygulamalarında üç ana esas bulunmaktadır.Τα μειονεκτήματα του συστήματος αυτού είναι κυρίως τρία.
Bu esas talimatlar nedeniyle, her zerre evrenin küçük bir aynasıdır.Λόγω αυτών των εσωτερικών οδηγιών, κάθε μονάδα λειτουργεί ως ένας καθρέφτης του σύμπαντος.
Esas genel bir taarruz, bir sonraki gün başladı.Den almindelige drift begyndte dagen efter.
Bu hizmet, Wirecard Bank AG’nin otomatik olarak “sanal” kredi kartları ihraç etmesini esas alır.Denne service fra Wirecard Bank AG er baseret på automatisk udstedelse af ”virtuelle” kreditkort.
Afrika içlerinin Avrupalılarca keşif süreci 18. yüzyılın sonlarında esas olarak başlamıştır.Den europæiske opdagelse og udforskning af Afrika begyndte for alvor i slutningen af det 18. århundrede.
Esas olarak DOS 3'ün bir kopyasıydı, ama onun aksine başarılı oldu.Den var i bund og grund en kopi af DOS 3, men i modsætning til forgængeren var denne mission en succes.
Ekim sonlarına doğru Alman ordusunun esas bölümü batıya kaydırılmıştı.I slutningen af oktober var hovedparten af den tyske hær flyttet vestpå.
Eğitimin esası, tayin edilen programın hazmedilmesidir.Sådan vælger du det rigtige træningsprogram.
Yunan-Pers Savaşları için elimizdeki esas kaynak, Grek tarihçi Herodot'tur.Den vigtigste kilde til perserkrigene er den græske historiker Herodot.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Årsagen ligger derfor formentlig et andet sted.
Kuvvetler ayrımı esasını ortaya atmıştır.Forterne havde adskille svagheder.
Esas dersler sabah işlenirdi.Lytterne havde imidlertid vænnet sig til morgennyheder.
Onun esas idolü Elvis Presley'dir.Stor fan af Elvis Presley.
Medreselerin gelir kaynakları esas olarak vakıflardan sağlanırdı.Venturekapital finder oftest sted via fondsinvesteringer.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.Langt det meste øl, der brygges i Danmark, er undergæret.
Kanûn-ı Esâsî'de Osmanlı Devleti'nin monarşi (md.Fangen på Munkholmen (Han d'Islande).
Kara ordusu esas olarak atlılardan oluşmaktaydı.Almindeligvis kæmpede det tunge kavaleri kun til hest.
Tofu ve soya sütü gibi fasulye esaslı ürünler günümüzde yine popüler protein kaynaklarıdır.Sojaprodukter som tofu og tempeh er normale proteinkilder.
Avrupa dillerinde ise Grek sözcüğünün esas alındığı görülür.Vigtigst var naturligvis talordene, hvor de græske blev valgt.
(Irak Savaşı) 1 Mayıs: Bush, "esas çatışmaların sona erdiğini" açıkladı.1. maj 2003 – Præsident George W. Bush erklærer at alle "større kamphandlinger i Irak" er overstået.
Luftwaffe esas unsurlarının harekâttaki görevi, Sovyet Hava Kuvvetleri'nin etkisiz hale getirilmesiydi.Luftwaffes opgave var at neutralisere det sovjetiske luftvåben.
Müze, şehrin esas meydanı Place de la Comédie'nın (Komedi Meydanı) ana mekanlarından biridir.Den helt centrale plads i byen er Place de la Comédie.
Esasen saldırıya geçmek gibi bir zorunluluğu yoktu.Der ville ikke blive tale om et forebyggende angreb.
Ancak İslam toplumlarındaki uygulamalar her zaman bu esaslara uygun olarak şekillenmemiştir.Men det var ikke kirkernes sædvaner i resten af verden ...
Esas olan özgürlüktür.Frihed under ansvar er centralt.
Kanunların uygulanmasına ilişkin esasları gösterir.Folket har direkte indflydelse på gennemførelsen af love.
Pater Roma Senatosu'nun esas üyeleri için kullanılan bir kavramdı.Faderens navn indikerer, at han var efterkommer af medlemmer af det romerske senat.