esas ile cümle
esas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Esas kararı onlar verecektir.Én leszek, aki dönt.
Alt parçaları esasen beyazdır.A maradék nagy része fehér.
Modern etnolojinin doğuşu esas olarak sömürgecilik ve emperyalizm ile yakından ilişkilidir.Az imperializmus jellemzői mind szoros összefüggésben vannak a gyarmati rendszerrel.
Esasında ne Haçlılar ne de Konstantinopolis ahalisi savaş istemekteydi.Valójában sem a Porta, sem Bécs nem akarta a háborút.
Gaga'nın esas yapımcısı RedOne, "Just Dance"in bir remiksini hazırlamıştır.Gaga egyik fő producere, RedOne az énekesnő Just Dance című debütáló kislemezéből készített remixet.
Asya'da doğal olan bu türün esas yayılış alanı belirsizdir.Nyugat-Ázsia fanunájából hiányzik ez a faj.
Düzenlenmesinde en az yedi (7) günün esas alınması gerekmektedir.A BET ülése legalább 7 tag jelenléte esetén határozatképes.
Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için tekrar tekrar doğmak inanışına dayanıyordu.A szertartás maga az isten halálát és újjászületését jelképezte."
Bu dedüktif metot, ilk zamanlarda ezberi esas almıştır.Úgy látszik, az őskori rovarok valahogy megoldották ezt a problémát.
Çiftçilerin dayanışma ve ekonomik birliktelikleri esasına dayanır.Saját lovaikkal és gazdasági felszereléseikkel léptek be a gazdák.
Ancak İslam toplumlarındaki uygulamalar her zaman bu esaslara uygun olarak şekillenmemiştir.A gyakorlatban azonban a földek megszerzése általában nem ilyen ideális formában történt.
Esasen oklar bundan daha fazla etkili olabilirdi.A valódi incidencia valószínűleg ennél jóval magasabb volt.
Liberal demokrasi, liberalizmin temel ilkelerini esas alan, temsili demokrasiye dayalı hükümet şeklidir.A kormányzás alapjául a liberális demokrácia elvei szolgálnak.
Ancak, sicim esaslı güçlü kuvvetin tanımı deneysel bulgulara ters düşen çok fazla öngörüde bulunmuştur.A központi hatalom gyengülése szinte azonnal elszakadási kísérletekhez vezetett.
Esasen, temel yapısı 15. yüzyıl İspanyolcasını yansıtmaktadır.A kódex nyelvezete a korabeli, 15. századi magyar nyelv állapotát tükrözi.
Yunan-Pers Savaşları için elimizdeki esas kaynak, Grek tarihçi Herodot'tur.A görög–perzsa háborúk elsődleges forrása a görög történész, Hérodotosz.
Esas, temel, asıl.Egyszerű, közvetlen, ún.
Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünlü esrini yayımladı.Még ugyanebben az évben meglátogatta az ENSZ Közgyűlését, hogy ismertesse a török-ciprióta álláspontot.
Cinsel olgunluğa erişmede vücut gelişiminin tamamlanması esastır.Hatásának kialakulásához szexuális ingerlésre van szükség.
"Kânûn-ı Esâsî".A „Kánai menyegző”.
Kendisi, cinsiyet fark etmeksizin, esasen bu fakülteye atanan ilk kişidir.Ő úgy érzi, az egyetlen önmaga, aki normális ebben az iskolában.
Esasen bu kavramlar arasında herhangi bir bağ var mıdır?Mi lehet az összefüggés ezek között?
Bu inhibitörler enzimin aktivitesi için esas olan amino asit kalıntılarını değişime uğratırlar.Proteolitikus kísérleteivel meghatározta, hogy mely aminosavak alapvetőek az enzimatikus működéshez.
Mücevher yapımında kullanılan beyaz altının esasını teşkil eder.Arany - Ékszerkészítésre használt nyersanyag.
Bu her iki okul da görüşlerinden dolayı Buda’nın esas öğreti mantığından uzaklaşmıştır.Mindkét buli rossz irányt vesz, köszönhetően Cole mesterkedéseinek.
Planet Math'da Esaslı TekillikCsillagászatportál Matematikaportál
Adam Sandler's Eight Crazy Nights, Sandler esas karakter,Dante yardımcı karakter.Előfordul Nyolc őrült éjszaka, illetve Adam Sandler - Nyolc őrült éjszaka címváltozattal is.
Senato üyeleri gizli oyla dolaylı oy kullanma esasına göre seçilirler.A választók közvetlen, titkos szavazással fejezik ki akaratukat.
Bu program, esasında kütüphanelerden oluşmuş bir yapıdır.Ez az információ ezekből a könyvtárakból jön.
Akılcılığı esas alarak dinî dogmalara karşı çıkmıştır.Álmát megzavarni főbenjáró vétek.
Kuruluş esasları kanunla belirtilen devlet tüzel kişiliği içinde yer alan birimdir.Az egyezségokmányban felsorolt jogok alanya az állam területén jogszerűen tartózkodó személy.
Yedinci olarak halk oylaması esas alınacaktır.A 0. fázis a tömeg kezelése.
Mevcut olan riskler, esas olarak olaylar (event) ile ifade edilir.Lényegében a – fentiekben említett – kockázatot jelentő körülmények kerüléséből áll.
Ancak savaşın akışı içerisinde esas güç Josip Broz Tito'nun Komünist Partizanlar'ının eline geçti.De e lépés már túl későn jött, és a szövetségesek inkább Josip Broz Tito marsall partizánjait támogatták.
Sonuç olarak, zayıf ve elektromanyetik kuvvetlerin gücünün, esas olarak eşit düzeyde olduğu sonucuna varıldı.Így felteszi, hogy a tehetetlen és a gravitációs tömeg alapvetően ugyanaz a dolog.
Esasen Birleşik Krallık'ın hesabı Rus petrol ve buğdayıdır.Energiatermelése az orosz földgázon és kőolajon alapszik.
9 kray (bölgeler): esasında oblastlara benzemektedir.Yhdeksän aluepiiriä (krai): nämä ovat hyvin samantyyppisiä kuin alueet.
Esasen Victor Fleming tarafından yönetilmiştir.Sen ohjasi Victor Fleming.
1970’lerden beri ABD, İsrail’in esas müttefiki oldu.Suunnilleen vuodesta 1970 lähtien Yhdysvalloista on tullut Israelin tärkein liittolainen.
Ancak esas yetki yine de Gratianus'un ayağındaydı.Todellisuudessa valta kuitenkin pysyi Gratianuksen käsissä.
Elçiliğin esas görevi Avrupa'ya gitmekti.Lähetystön varsinainen matkakohde oli Eurooppa.
Phillip Hugh Norman Rudd (esas adı Phillip Hugh Norman Witschke Rudzevecuis; d.Phillip Hugh Norman Rudd (syntyjään Phillip Hugh Norman Witschke Rudzevecuis, s.
Oyunun esas amacı 10000 Euroya kadar ulaşabilen büyük ikramiyeyi kazanmaktır.Pelin päätarkoitus on voittaa jackpot, joka parhaimmassa tapauksessa voi olla jopa 10000 euroa.
Esas dersler sabah işlenirdi.Aamulla tuntu hyvältä!
Bu ise holografinin esasını teşkil etmektedir.Pystyy luomaan hologrammeja.
Bu, elektrik jeneratörlerinin esası oldu.Tämä artikkeli käsittelee sähkögeneraattoria.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.Kaksi muuta armeijakuntaa saapuivatkin paikalle samana päivänä.
Esasen mahkemelerin bağımsızlığı ile yargıçların bağımsızlığı eş anlamlıdır.Tuomioistuimen riippumattomuuteen liittyy läheisesti myös tuomarin riippumattomuus.
Bu özellikleri esasen termoplastiklerin molekül yapısından ileri gelmektedir.Se vastaa hyvin pitkälti termodynamiikan tilanyhtälöä.
Yük taşınması esas olarak demiryolu taşımacılığı ile sağlanmaktadır.Rautatien odotetaan lisäävän erityisesti rahtiliikenteen tehokkuutta.
Ancak esas yetki Attila'nın elindeydi.Todellinen valta oli kuitenkin Antipaterin käsissä.
Gençlik çalışma ve projelerine ilişkin usul ve esasları belirlemek.Nuorisotilojen suunnittelu ja käyttö.
Muharebeye sürülen hava gücü esasen zayıflamıştı.Nostavan ilmavirtauksen on täytynyt olla hyvin voimakas.
Kırım Cephesi kuvvetleri, esas olarak 44. Ordu, 47. Ordu ve 51. Ordu'dur.Perustamishetkellä rintamaan kuuluivat 44., 47. ja 51 armeija.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Todelliset ratkaisut tehtiin kuitenkin muualla.
12 adım kalıbını esas alabilmektedir.Kaksitoista askelta myötätuntoiseen elämään.
Kanunların uygulanmasına ilişkin esasları gösterir.EU ilmaisi huolestumisensa lakien johdosta..
Esas olarak Abhazya ve Türkiye’de konuşulur.Abadzehin murretta puhutaan lähinnä Turkissa ja Lähi-idässä.
Kadınları esas giysisi üç etek zıbındır.Pukukoppeja on käytössä kolme.
Abonelik esasına göre dağıtılır.Erossa heidän omaisuutensa jaetaan.