Esas beceri isteyen, onu seyredilebilir kılmaktır.Як досвідчений фахівець, він розуміє, що його чекає.
Esas müdafanın vicdanlarınızda yapılmasını istiyorum.«Повиноватися начальству за самую совість.
Bu durumda, özün biçime önceliği esastır.Як для своєї групи, його оперення примітивне.
Esas Sardalyalar (Clupeiformes)Основні сардини (Clupeiformes)
İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.Вона ґрунтується на тому, що люди адміністративної адміністрації керують долею особисто та фактично.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Méně běžně se může bolest objevovat v zadní či horní části hlavy.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).Hlavními problémy jsou hluchota (ve 14 % případů) a poruchy kognitivních funkcí (v 10 % případů).
(Şu An Kullanılmıyor) İktisadında pamukçuluk esas yeri kaplar.O obydleném místě pojednává článek Samota (místo).
Bu hizmet, Wirecard Bank AG’nin otomatik olarak “sanal” kredi kartları ihraç etmesini esas alır.Služba je založena na automatickém vydávání „virtuálních“ kreditních karet společností Wirecard Bank AG.
Allah'a iman, İslamiyet'teki iman esaslarının birincisidir.Pak opěvuje vděčnost věřících k hvězdě, dárci všeho požehnání.
Oyunun esas amacı 10000 Euroya kadar ulaşabilen büyük ikramiyeyi kazanmaktır.Jako hlavní cíl ve hře pro hráče je možnost vyhrát Jackpot až do výše 10 000€.
Güç, esasında bütün yaşamı yaratan bir enerji alanıdır."Síla je pole energie tvořené všemi živými bytostmi.
Ancak aynı yılın Ekim ayında Askerî Yargıtay mahkûmiyet kararlarını esastan bozdu.V červenci téhož roku však hrabě všechny odsouzené podmínečně omilostnil.
Vatanın dünyanın merkezi sayılması düşüncesini esas aldı.Svůj domov pokládají za srdce světa.
Bu ise holografinin esasını teşkil etmektedir.Toto vedlo k holografickému principu.
Esas yüz denen şey de budur.V tom spočívá naše silná stránka.
Böyle bir tartışmalarda genelde son oy sahibi İşverendir. Yarışma esasında.Ve fotbale se obvykle v takovém zápase spolu utkávají mistr ligové soutěže s vítězem domácího poháru.
Esas yapraklar genellikle 3-4 parçalıdır.To znamená, že pyramida má obvykle tři nebo čtyři strany.
Bu, elektrik jeneratörlerinin esası oldu.Tento článek je o elektrickém generátoru.
Seçimlerde ilk kez aday esaslı blok oy sistemi uygulanmıştır.Před rokem jsme poprvé upozorňovali na absurdní anonymitu hlasování radních.
Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!V kuchyni má široké použití.
Onun esas idolü Elvis Presley'dir.Obdivuje Elvise Presleyho.
Esas olarak 6. SS Panzer Ordusu.Armee 6. tanková armáda SS / 6.
Yerleştirme, genellikle dönemin başında müdür tarafından teoride yaş esasına göre yapılır.Umístění je obvykle rozhodnuto na začátku pololetí ředitelem, s přihlédnutím k věku dítěte.
Beş yazmayı çevirisine esas aldı ve diğerlerinden de yararlandı.Dat se mezitím naučí pět znakových řečí a překládá pro něj.
Esas olarak kürk için yetiştirilir.Jsou zabíjeni hlavně kvůli kožešině.
Büyük Britanya'da esas olarak güneyde görülür.Dodáváno zejména do Velké Británie.
Esas kullanım askeri ve bilimsel alanlardadır.Tyto rakety jsou používány pro malé komerční a vědecké satelity.
Öğrenirken hatasız ve yavaş çalışmak esastır(değişmez kuraldır).Ten sotva slyšitelným a sípavým hlasem odpověděl: „Ano“ a vzápětí ztratil vědomí.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Vhodné podnebí bylo i jinde.
Eğitimin esası, tayin edilen programın hazmedilmesidir.Memostation Konkrétní implementace programovaného učení.
Esas görevleri yüzey gerilimini azaltmaktır.Jeho úkolem je zdrsnit povrch.
1921'de ise Güney Afrika'nın ırk esasına dayanmayan ilk partisi olarak Güney Afrika Komünist Partisi kuruldu.V roce 1910 získala, jako první koloniální stát, jistou podobu nezávislosti Jihoafrická unie.
Bu, kodların kopyalama esasına göre özelleştirilmesini sağlar.Umožňuje oddělit kód aplikace od její prezentace.
Vakıf tamamen gönüllülük esasına göre çalışmaktadır.Celý festival funguje na principu dobrovolnosti.
Sözleşme'nin 6. maddesine göre her çocuk esas olarak yaşama hakkına sahiptir.Podle Charty dětských práv má každé dítě právo na čistý vzduch.
Bunlara ek olarak DIC gelişmesinde sitokinlerin de esas olarak önemli rolleri vardır.Obě tyto žlázy mají kromě svého fungování v rámci trávicí soustavy další neméně významné funkce.
Kura çekimindeki torbalar, takımların Eylül 2013 ayındaki sıralaması esas alınarak oluşturuldu.Hráčky oddílů žen se nechaly na podzim 2013 nafotografovat pro kalendář.
Oyun bir çiftliğin işletilmesini esas alır.Nyní rozhodneme o koupě stodoly.
Kâr amacı gütmeyen kuruluş (non-profit) olup editörleri gönüllülük esasına göre çalışır.TV-MIS nemá placené zaměstnance, je založena na práci dobrovolníků.
Kanun-i Esasi tarihi Anayasanın Yapıldığı Ortam ve Anayasanın Yapılışı olarak iki safhadadır.Historicky vznikly a stále trvají tři typy právních vztahů podle dvou právních předpisů.
Grek kuvvetleri esas olarak ağır piyade kullanırken Pers ordusunda hafif piyade birlikleri ağırlıktaydı.I když v řecké armádě dominovali těžce vyzbrojení hoplíté, existovali zde i příslušníci lehké pěchoty.
Bu ilke dönemsellik kavramı esas alınarak yaratılmıştır.Používání pojmu idealismus zavedl patrně G.
Ayrıca sivil itaatsizlik esasına dayalı direniş de giderek yayılmıştır.K sociálním nerovnostem přibyly stále ostřeji vedené národnostní spory.
Takvîm-i Vekâyi, resmî bir gazete olması dolayısıyla makaleler esas olarak devletin görüşlerini yansıtıyordu.Jelikož jsem spisovatelem, v jistém smyslu jsem učinil veřejnost svým důvěrníkem.
Dörtlük esasına dayanır.Dál jen při mně stůj 4.
Esas yapı taşları lipid ve proteinlerdir.Včely propolis využívají jako stavební a ochranný materiál.
9 kray (bölgeler): esasında oblastlara benzemektedir.9 kraiuri (teritorii): în esență, același lucru ca regiunile.
1970’lerden beri ABD, İsrail’in esas müttefiki oldu.Începând cu 1970, Statele Unite ale Americii a fost principalul aliat al Statului Israel.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).Problemele principale sunt reprezentate de surditate (14%) și tulburare cognitivă (10%).
Alevilikte, Muhammed'in son Peygamber olduğu, Ali'nin ise Velîliği (İmâmlığı) esastır.În hadith Muhammad este cel care vorbește, iar în Coran, Dumnezeu.În hadith, numai sensul este inspirat.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.Celulele albe din sânge, mai ales celulele mononucleare, generează în principal inflamația.
Yukarıdaki sıcaklık ve basınç değerleri 20 °C ve 1 atmosfer basıncına göre (101.325 kPa) esas alınmıştır.Temperaturile și presiunile sunt la 20 °C și o atmosferă(101.325 kPa).
Esas karakterlerden biridir.Este unul dintre personajele principale.
Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir.Acest lucru este posibil numai atunci când există concurență perfectă.
Pedoloji esas olarak toprak oluşumu, toprak morfolojisi ve toprak sınıflandırılmasıyla ilgilenir.Pedologia se ocupă cu pedogeneza, morfologia și clasificarea solurilor.
Paket esasen düşük fiyatlı bir derleme paketi olmasına odaklanılmıştır.Ea s-a axat pe vânzarea unor pachete de cărți la un preț scăzut.
1819'da şehirde bir Harp Okulu kuruldu ve bu sonra İsviçre ülkesi için esas Harp Okulu oldu.În 1819 o școală militară a fost fondată în oraș, devenind mai târziu cea mai importantă din Elveția.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Aceasta, din cauză că mintea îi era în altă parte.
Esas genel bir taarruz, bir sonraki gün başladı.Ei au părăsit colonia, începînd chiar cu a doua zi.