esas ile cümle

esas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Pawilony, 1970'lerde, esas olarak dükkanlar ve zanaat atölyelerine ev sahipliği yapmıştır.Pawilony powstały w latach 70. XX wieku głównie jako sklepiki i zakłady rzemieślnicze.
Oyun bir çiftliğin işletilmesini esas alır.Spelet är baserat på att styra en riktig bondgård.
Esasen bu bölümde Edwin Starr'ın "War" adlı şarkısını kullanmayı planlıyordu.Från början hade han tänkt använda Edwin Starrs sång "War" i avsnittet.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).De huvudsakliga problemen är dövhet (hos 14 %) och kognitiv nedsättning (hos 10 %).
Modelleri esas olarak kadınlardır.Figurinerna föreställer huvudsakligen kvinnor.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Mer sällan kan smärtan uppstå främst i ryggen eller toppen av huvudet.
Reanimation, Linkin Park'ın 2002 yılında Hybrid Theory albümünün şarkıları esasında çıkardığı remix albümdür.2002 släppte Linkin Park ett remixalbum Reanimation, som innehåller låtar från Hybrid Theory.
Esasen karakter, Ronald Reagan'dan ilham alınmıştı fakat sonradan bu konsepten vazgeçildi.Från början var hans figur inspirerad av Ronald Reagan, men de liknelserna kom senare att upphöra.
Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.I domstolarna har endast troende muslimska män tillåtits vittna.
Esasen bu durum Yakın Doğu'nun neolitik yerleşmelerinde görülen bir durumdur.Denna påminner mycket om den som finns strax söder om Nyköping.
1872 yılında "gizli oy" esası kabul edildi.1897 infördes sluten omröstning.
Bu hizmet 1940 Ağustos'unda esasen askeri amaçla kullanılan ek mavnalarla genişletilmiştir.Trafiken utökades i augusti 1940 med lastpråmar som i första hand användes av militären.
Audacious esasen, bir XMMS çatallaması olan Beep Media Player'dan çatallanmıştır.Audacious är baserad på Beep Media Player som i sin tur är baserad på XMMS.
Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!Särsö passar bra i köket.
Esas adı Juliet Smerth veya Juliet Smerdt'tir.Diminuitivversioner av namnet är Juliette eller Juliet.
Esas dersler sabah işlenirdi.Skoldagen varade under förmiddagens timmar.
Kanuna ek 4 ayrı tarifede yer alan ürünlerin vergilendirilmesi esastır.HO kunde driva enskilda personers ärenden enligt fyra olika lagar.
Esasen ekili alanların koruyucusudur.Han är åkerbrukets beskyddare.
Tarım esas olarak bir “dağ tarımı”ydı.Detta "stora hus" var "berggrunden" i det lantliga samhället.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.Vita blodkroppar, i huvudsak mononukleär(a) celler, är huvudorsaken till att inflammationen uppstår.
Karmaşık analizin geometrik yorumlanmasının esasını oluşturur.Grundläggande för analytisk geometri är begagnandet av ett koordinatsystem.
Veriler HRT tarafından derlenir ve Hırvatistan'daki 40 radyo istasyonunun şarkı çalma sayıları esas alınır.Statistiken sammanställs av HRT, och är baserad på speltid i cirka 40 radiostationer i Krotien.
DNA ikileşmesi için bu esastır.Detta gjordes för att dna:t skulle drygas ut.
Esasen bu durum daha sonraki sezonlarda da birkaç kez tekrarlandı.Den har senare skärpts vid ett antal tillfällen.
Özellikle, kapaklı telefonların esas müşterileri bayanlar idi.Då var det framför allt vänorternas politiker som träffades.
Büyük Britanya'da esas olarak güneyde görülür.Då främst i Storbritannien.
Alt parçaları esasen beyazdır.De övriga undre delarna är vita.
Bu durum, yerleşme sakinlerinin esas yaşam alanlarının bu avlular olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.Troligtvis på grund av de höga kraven som dessa djur ställer på sina habitat.
Yük taşınması esas olarak demiryolu taşımacılığı ile sağlanmaktadır.Orsaken till dröjsmålet låg i järnvägens finansiering.
Bunun esaslarından biri de bütün deney sonuçlarının ve cihazın etkilerinin de sisteme dahil edilmesidir.Detta har bland annat berört testets struktur och resultatens reliabilitet.
Onun esas idolü Elvis Presley'dir.I huvudrollen ses Elvis Presley.
Esasen çok geniş bir risk yelpazesine rağmen işlevlerine devam ettikleri görülmektedir.Han ses ofta när han gör extrema aktiviteter trots alla risker.
Bu ilke dönemsellik kavramı esas alınarak yaratılmıştır.Deras förmenta opålitlighet hade format sig till ordspråk.
Daha sonra 1945 yılında Berlin Muharebesi'nde esasen tahrip edildi.I januari 1945 blev förbandet i det närmaste förintat vid strider i Polen.
Görüldü ki bu taneciklerin çok büyük bir sayısı esas tanecikler olmayabilir.Många tyckte också att det var för få riktigt högklassiga matcher.
Esasen bu kavramlar arasında herhangi bir bağ var mıdır?Finns det något samband mellan offren?
Üre nitrat gübre esaslı bir yüksek patlayıcıdır.Kopparacetylid är ett mycket känsligt högexplosivt sprängämne.
Bu isyanın esasında pek çok nedeni vardır.Orsakerna till reformationen är många.
Trafiğin hem sağdan aktığı hem soldan aktığı bölgelerde esas amaç trafiği bir düzene koymaktır.Spårvägen kommer att trafikeras i högertrafik med dubbelspår.
Guletlerin dayandığı esasların kökeni antik çağdaki Karya dönemine kadar takip edilebilmektedir.Nästan alla ortnamn som är bruk kan spåras tillbaka till fornnordiska tiden.
Aralarındaki ilişki özgürlük ve bağlılık arasındaki bir denge esasına dayanmaktaydı.Förvissningen att det finns ett nära samband mellan privategendom och frihet.
Günümüz astronomları da temelde bu sınıflandırmayı esas alırlar.I dag betraktar astronomerna allmänt dessa tidiga rapporter som felaktiga.
Dil farklılığından uzlaşmazlık oluşursa Fransızca metin esas alınır.Skulle det uppstå oklarheter mellan de två versionerna, är de franska formuleringarna ledande.
Akılcılığı esas alarak dinî dogmalara karşı çıkmıştır.Därmed övergick meningsmotsättningen till öppen schism.
Göl esasen kamışlıklarla çevrelenmiştir.Sjön omges av tallskogar.
Fakat, onun bükülme için hesapladığı esas değer çok küçüktü.Han klagade bland annat på att prissumman var för låg.
Esasen bölge Sami dillerinin en kuzeybatı yayılma bölgesidir.Ståkke är den nordligaste utposten för det umesamiska språkområdet.
Elçiliğin esas görevi Avrupa'ya gitmekti.Кінцевою метою посольства було прибути до Європи.
Aristoteles zamanından beri bunlar esas olarak biyolojik süreçler olarak kabul ediliyordu.З часів Аристотеля вони вважалися специфічно біологічними.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).Основними проблемами є приглухуватість (у 14 %) та когнітивні розлади (у 10 %)..
Kadınları esas giysisi üç etek zıbındır.Жіночий одяг склаадався з трьох прошарків.
Oluşturanların esas düşüncesi kahramanların özelliklerini oyundaki hareket tarzına geçirmektir.Головною ідеєю розробників є перенести характери героїв на їх поведінку в грі.
X ışınları genelde atomik esaslardan kırınım yapmaz.Рентгенівські фотони, як правило, не відбиваються від атомних ядер.
Afrika içlerinin Avrupalılarca keşif süreci 18. yüzyılın sonlarında esas olarak başlamıştır.Серйозні дослідження глибин Африки європейцями почалися наприкінці 18-го століття.
Depremden sonra esaslı bir tamir gördü.Після землетрусу частково відновлене.
Esas olan özgürlüktür.Це справа свободи.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Найбільша ж проблема полягала в іншому.
Bütün omurgalılarda, iskeletin gövde kısmının esası omurgadır.У всіх офрисів трав'яниста частина взимку відмирає.
1872 yılında "gizli oy" esası kabul edildi.У 1872 році прийнята система таємної подачі голосів на виборах.
Esasen buğday ve üzüm ekilir.Повсюдно висіваються кукурудза і пшениця.

İlgili Sayfalar