Düzenlenmesinde en az yedi (7) günün esas alınması gerekmektedir.Do złożenia deklaracji wymagane minimum 7 kart na ręku.
Bu liste Devlet protokolüne ilişkin esaslar belirleninceye kadar uygulanır.Dopiero po upływie powyższego okresu przepisy dyrektywy będą miały zastosowanie.
Yıldızlar birbirleri üzerinde büyük bir etkiye sahip değildirler ve esasen ayrı ayrı gelişirler.Gwiazdy leżą dość daleko od siebie i nie są ze sobą związane.
Mutezile inancındaki adalet esasına göre kişi kendi fillerini kendisi yaratır.Jeżeli wierzycie w rzeczywistą formę Buddy, to musicie znaleźć wasz własny umysł.
Modelleri esas olarak kadınlardır.Punkt widzenia głównie kobiecy.
İslam bilgini İbn-i Haldun’a (1332-1406) göre esas olarak iki tür rüya vardır.Myśl Ibn Chalduna (1332-1406), który był przede wszystkim filozofem dziejów, ma już nieco inny charakter.
Tarihler, Kore'nin meridyenleri esas alınarak hesaplanır.Zastanawiano się nad przyczynami koreańskiego przebudzenia.
Bu anlamda kullanım alanı için en uygun noktayı bulmak esastır.W ten sposób chciano lepiej wykorzystać dostępną przestrzeń.
Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır.Jestem obywatelem rosyjskim i próbuję żyć uczciwie i godnie.
Koşu, koşmak eylemi esas alınarak yapılan bir tür spordur.Bieganie tyłem (ang. retro running) – rodzaj biegania, podczas którego poruszamy się tyłem.
Ama esasında Lazcayı iki grupta: Doğu (Hopa-Arhavi) ve Batı (Pazar, Ardeşen) olarak incelemek daha doğrudur.Dzieli on górną część Doliny Przybyskiej na dwie odnogi; wschodnią i zachodnią.
Esaslar belirtildi.Wyjątki zaznaczono.
Ceza hukukunda "beraatı zimmet esastır.""Zasady orzekania w sprawach o warunkowe zwolnienie".
Çünkü, klanlar arası sıralama klan üyelerinin kupa sayıları esas alınmaktadır.Szczególne znaczenie dla członków klanów miały przysięgi składane na sztylet.
Esas taarruz bir kısmı taze kuvvetlerden oluşmak üzere beş tabur gücünde bir kuvvetti.Szczególnie wokół pięciu strategicznych obszarów można zbudować kompromis wszystkich sił politycznych.
Esas olarak dilgi endüstrisi görülmektedir.Prezentują głównie przemysł francuski.
Esas olarak kürk için yetiştirilir.Polowano przede wszystkim dla futer.
Esas olarak çiçek üzerinde pusuya yatarlar.Najwcześniej zakwitają kwiaty w górze kwiatostanu.
Soprano vokal olan şahısın nefes kontrollerini sıkı tutması esas alınır.Prana utożsamiana bywa z oddechem.
Giberellinlerin esas etkisi, bitkilerin boyuna büyümesini sağlamaktır.Działanie morfaktyn polega na ogólnym zahamowaniu wzrostu roślin.
Medreselerin gelir kaynakları esas olarak vakıflardan sağlanırdı.Środki finansowe na działalność organizacji pochodziły głównie od anonimowych darczyńców.
Bunun yerine Merkezi Planlama esastır.W jej miejsce planuje się budowę szosy.
Törenin esası, ev sahibinin konuklarına çay hazırlaması gibi gündelik bir ihtiyaca dayanır.Często oddziela miejsce gospodarza przygotowującego herbatę od miejsca gościa.
TLS 1.1 spesifikasyonları esas alınmıştır.Obowiązuje wersja specyfikacji TPM 1.2.
Gençlik çalışma ve projelerine ilişkin usul ve esasları belirlemek.Pozostały idee i wzorce pracy wśród młodzieży.
Üniter niteliğin esasları: Üniter devlet, ülkesi ile bölünmez bir bütündür.Rząd Niedoścignionych (Szyfry) Sądzą, że każda istota powinna stanowić jedność ze światem.
Bu özdeşliği esasında her insan fark edebilir.Każda z nich inaczej jednak rozumie tę przyjaźń.
Esas adı Toşio Hayakava (早川俊夫, Hayakawa Toshio)'dir.Jego prawdziwe imię i nazwisko to Toshio Hayakawa (jap.
Burada esas Aetolian kuvvetleriyle birleştiler.Następnie dołączają do głównych sił alianckich.
Çigong uygulamalarında üç ana esas bulunmaktadır.Wśród antynicejczyków pojawiły się trzy zasadnicze stanowiska.
Don Cephesi, harekatın esas unsurlarından değildir, yardımcı operasyonları icra görevini üstlenmiştir.Jest on zwykle pierwszą osobą zdolną objąć dowodzenie, jeśli don nie może wykonywać swoich powinności.
Burada bundan böyle kendini esas adaması gerekenler hayatta kalmış olanlardır.Pozostawione samym sobie będą to bardzo mocno przeżywać.
Yeni gemi yapımı esasen durmuştur.Rezygnuje z budowy nowych statków.
Kitapları İsrail ve dünya çapındaki büyük bir kısım Sefaradi Yahudi için esas sayılmaktadır.Muzeum jest nakierowane głównie na będące w różnym wieku grupy Żydów z Izraela i całego świata.
Birliğe katılımda gönüllülük esastı, hiçbir şekilde zorlama ya da reddedilme söz konusu değildi.Wśród członków Selbstschutzu nie było sprzeciwu lub braku entuzjazmu wobec podjętych działań.
Bilhassa Talmud'da, kimi inanç esasları (örn.Dopiero w więzieniu poznałem, co to jest menda (pasożyt).
Asya'da doğal olan bu türün esas yayılış alanı belirsizdir.Niepewne jest występowanie tego gatunku w Jordanii.
Latin harfleri esaslıdır.Wyrazami hasłowymi są słowa łacińskie.
Pawilony, 1970'lerde, esas olarak dükkanlar ve zanaat atölyelerine ev sahipliği yapmıştır.Pawilony powstały w latach 70. XX wieku głównie jako sklepiki i zakłady rzemieślnicze.
Oyun bir çiftliğin işletilmesini esas alır.Spelet är baserat på att styra en riktig bondgård.
Esasen bu bölümde Edwin Starr'ın "War" adlı şarkısını kullanmayı planlıyordu.Från början hade han tänkt använda Edwin Starrs sång "War" i avsnittet.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).De huvudsakliga problemen är dövhet (hos 14 %) och kognitiv nedsättning (hos 10 %).
Modelleri esas olarak kadınlardır.Figurinerna föreställer huvudsakligen kvinnor.
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Mer sällan kan smärtan uppstå främst i ryggen eller toppen av huvudet.
Reanimation, Linkin Park'ın 2002 yılında Hybrid Theory albümünün şarkıları esasında çıkardığı remix albümdür.2002 släppte Linkin Park ett remixalbum Reanimation, som innehåller låtar från Hybrid Theory.
Esasen karakter, Ronald Reagan'dan ilham alınmıştı fakat sonradan bu konsepten vazgeçildi.Från början var hans figur inspirerad av Ronald Reagan, men de liknelserna kom senare att upphöra.
Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.I domstolarna har endast troende muslimska män tillåtits vittna.
Esasen bu durum Yakın Doğu'nun neolitik yerleşmelerinde görülen bir durumdur.Denna påminner mycket om den som finns strax söder om Nyköping.
1872 yılında "gizli oy" esası kabul edildi.1897 infördes sluten omröstning.
Bu hizmet 1940 Ağustos'unda esasen askeri amaçla kullanılan ek mavnalarla genişletilmiştir.Trafiken utökades i augusti 1940 med lastpråmar som i första hand användes av militären.
Audacious esasen, bir XMMS çatallaması olan Beep Media Player'dan çatallanmıştır.Audacious är baserad på Beep Media Player som i sin tur är baserad på XMMS.
Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!Särsö passar bra i köket.
Esas adı Juliet Smerth veya Juliet Smerdt'tir.Diminuitivversioner av namnet är Juliette eller Juliet.
Esas dersler sabah işlenirdi.Skoldagen varade under förmiddagens timmar.
Kanuna ek 4 ayrı tarifede yer alan ürünlerin vergilendirilmesi esastır.HO kunde driva enskilda personers ärenden enligt fyra olika lagar.
Esasen ekili alanların koruyucusudur.Han är åkerbrukets beskyddare.
Tarım esas olarak bir “dağ tarımı”ydı.Detta "stora hus" var "berggrunden" i det lantliga samhället.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.Vita blodkroppar, i huvudsak mononukleär(a) celler, är huvudorsaken till att inflammationen uppstår.
Karmaşık analizin geometrik yorumlanmasının esasını oluşturur.Grundläggande för analytisk geometri är begagnandet av ett koordinatsystem.
Veriler HRT tarafından derlenir ve Hırvatistan'daki 40 radyo istasyonunun şarkı çalma sayıları esas alınır.Statistiken sammanställs av HRT, och är baserad på speltid i cirka 40 radiostationer i Krotien.