esas ile cümle

esas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!In de keuken bevindt zich een grote haard.
Birinci İnönü Muharebesi, esas olarak bu iki günkü muharebelerdir.Na de eerste twee beklimmingen van de dag was de kopgroep uiteen gevallen.
Dört büyük Sünni mezhebinin imâmlarını esas alırlar.Het ging daarbij om de vier adellijke grootouders.
Esas barış anlaşması 21 Kasım 1902 yılında Amerikan savaş gemisi Wisconsin üzerinde imzalandı.Op 21 november werd op het Amerikaanse marineschip de Wisconsin een vredesverdrag getekend.
Bunun dışında hukuki davalarda da bu esas aranmaktadır.Dit ondanks wettelijke verplichtingen om dit wel te doen.
Şarkıyla ilgili olarak "'Give It 2 Me' esasında anlam olarak bunun zıddı.'I Love You Because' is present met twee versies.
Ancak esas yetki Attila'nın elindeydi.De organisatie lag in de handen van AV Attila.
Alevilikte, Muhammed'in son Peygamber olduğu, Ali'nin ise Velîliği (İmâmlığı) esastır.Medina (مدينة) stad; al-Medinat-un-Nabi betekent de stad van de Profeet.
Oyunun esas amacı 10000 Euroya kadar ulaşabilen büyük ikramiyeyi kazanmaktır.Het doel van het spel is de Jackpot te winnen, met een maximaal bedrag van 10.000 euro als prijs.
Bu hapishanenin esas ismi Joliet Hapishanesidir.Zijn oudste nog bestaande ontwerp is de Joliet Prison.
Musa, Sina dağında Yahudiliğin esâsı olan 10 Emir'i alır.Er is consensus binnen de islam dat Mozes op de berg Sinaï tien geboden kreeg.
Bu hizmet, Wirecard Bank AG’nin otomatik olarak “sanal” kredi kartları ihraç etmesini esas alır.De dienst is gebaseerd op het automatisch uitgeven van "virtuele" creditcards door Wirecard Bank AG.
Beyazlığı esas üstübeç gibi olduğu halde örtme gücü onun kadar değildir.Als men geen Harten (meer) heeft, is men vrij om te kiezen welke kleur men gaat spelen.
Elde edilen toplam ikiye bölünerek yerleştirmeye esas puan elde edilir.Voor elk onderdeel wordt de volgende verdeling gehanteerd:
Bu süreçler sanal ortamda yapılacağı gibi insanların şahsen başvurmaları esasıyla da gerçekleştirelebilir.Men kan zelfs de vraag stellen of ruimtelijke processen als zodanig bestaan.
Gaz esaslı tipler de aynı prensibe göre çalışırlar.Veel graveermachines werken volgens hetzelfde principe.
Bağımsız yargı denetimi seçimlerde esastır.Een onafhankelijke commissie overzag de verkiezingen.
Her tur verilen konu İngiliz Parlamenter Sistemi esasına dayanarak tartışılır.Debatten tijdens het toernooi worden gehouden in de Brits-parlementaire debatvorm.
İslam, iman esaslarını Kur'an'dan alır.Soera De Gelovigen is een soera van de Koran.
Grimm Kardeşlerin bu masalının hemen herkes tarafından bilinen esas kısmı da budur.Vele sprookjes van de gebroeders Grimm zijn hier opgetekend.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya düzeninin esasları belirlendi.Na de Tweede Wereldoorlog ontstond er de nodige discussie over de status van de erewoordverklaring.
Cooper esasında yalnızca metal içinde yalıtılmış iletken çift formunu göz önünde bulundurmuştu.Cooper dacht in eerste instantie dat een geïsoleerd paar zich vormde in een metaal.
İmami Şiilerde imamete inanmak; inanç esaslarından biridir.Het geloof in de boodschappers is een van de Zuilen van geloof.
Lasil'e ek olarak, Henkel'in tek başına sentetik esaslı ilk deterjanı idi.Min of meer gelijktijdig kwam ook Hensley's eerste soloplaat uit.
Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır.Hij wilde astrologie concreet houden door duidelijke en controleerbare voorspellingen te doen.
Amaçları Kanun-i Esasi’yi yeniden yürürlüğe koyup meşrutiyeti getirmektir.Zij ontlenen die rechten dan van rechtswege aan hem/haar.
Esas pozisyonu Şutör gard'tır ama Point guard pozisyonunda da oynayabilmektedir.Young speelt voornamelijk op de point guard positie.
1956 öncesi dönem, esas olarak, sanayileşmenin temellerinin atılmasına ayrılmıştı.Pas in de loop van 1956 kon men feitelijk beginnen met afleveren.
Bunun üstünde sadece aracın esas gövdesi bulunmamaktadır.Niet alleen zijn eigen automerk leeft voort.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.In de meeste Europese landen wordt het bier daarom verkocht onder de naam Bud.
Ana madde: İslam'da melek Meleklere inanmak İslam dini akidesinin bir parçasıdır, yani iman esaslarındandır.Hij verschijnt met grote kracht en heerlijkheid, in gezelschap van de gelovigen en de engelen.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Ondertussen ontstonden er elders problemen.
Esas besinlerini böcek ve örümcekler teşkil eder.Hun inkomen vullen ze aan met weven en spinnen.
Zaten boru tipi hoparlörlerin çalışma şekillerinin esası da budur.In dit werk zijn dat de sprekende gelaatsuitdrukkingen.
Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri yerel çoğunluk esasına göre yapılmaktadır.De Europese Verkiezingen in Groot-Brittannië werden gehouden volgens het meerderheidsstelsel.
Onun esas idolü Elvis Presley'dir.Hij beweert de echte Elvis Presley te zijn.
Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir.Zij wilden nog slechts genoegen nemen met volledige onafhankelijkheid.
İngiliz parlamenter sistemi ve İngiliz hukuku pek çok eski koloni için bir esas oluşturmuştur.Zo is de common law van het Verenigd Koninkrijk overgenomen door veel voormalige koloniën.
Depremden sonra esaslı bir tamir gördü.Ook is er na de aardbeving veel geplunderd.
Olasılıksal Risk Değerlendirmesi’nin esas amacı da zaten budur.Dit is de eerste risicoverhogende factor.
Akışkan tipleri ise sıvı veya gaz esaslı olabilirler.Koelmiddelen kunnen vloeibaar of gasvormig zijn.
Akılcılığı esas alarak dinî dogmalara karşı çıkmıştır.Het gezonde verstand stelde hij boven dogmatische spitsvondigheden.
Esaslar belirtildi.Probleem opgelost.
Dizi şifrelemede aynı anahtarın iki defa kullanılmaması esastır.Verplaats nimmer twee keer dezelfde schijf.
Bu konuda esas olarak iki iddia mevcuttur.Er zijn grofweg twee veronderstellingen.
Antlaşma esas olarak Uzakdoğuda mevcut statükonun korunmasını amaçlamaktadır.Dit is vooral om het westelijk deel in de huidige staat te behouden.
Özellikle, kapaklı telefonların esas müşterileri bayanlar idi.Vooral treinconducteurs waren trouwe klanten.
Kelimedeki e harfinin zamanla yutulması, OED'nin görüşüne göre, esaslı bir hatadır.Het aanraken van de Zwarte Steen is volgens een Hadith zeer goed.
Ancak görünürdeki esas neden Mareşal von Kluge ile çatışması oldu.Dit werd pas duidelijk in een gevecht met Baron Von Strucker.
Daha sonra Sun ile beraber esas adaya giderler.Daarna verlaten hij en Eve het eiland.
Seçimlerinde coğrafi denge esas alınır.In praktijk is de verkiezing een vormzaak.
Esasen saldırıya geçmek gibi bir zorunluluğu yoktu.In werkelijkheid vond er geen invasie plaats.
Esasen Birleşik Krallık'ın hesabı Rus petrol ve buğdayıdır.Het district is van groot belang voor de Russische gas- en oliewinning.
Kendisi, cinsiyet fark etmeksizin, esasen bu fakülteye atanan ilk kişidir.Hij werd hiermee de eerste onaanraakbare aan deze universiteit.
Dramatik, epik ve liriğin yanı sıra üçüncü esaslı edebi türdür.De epiek is, naast de lyriek en de dramatiek, een van de hoofdvormen van de literatuur.
Tekrarlama, dil öğrenmek için esaslıdır.Herhaling is essentieel voor het leren van talen.
İslâm dininde iman esaslarının başında Allah'a iman gelir.Jest wierzeniem w Boga i zawierzeniem się Mu przez wiarę (credere in Deum).
Ancak esas sebep bu gibi gözükmüyordu.Tom nie był pewny czy to jedyny powód.
Dolayısıyla, bu antlaşma esas itibarıyla bugün de geçerli olması gereken bir belgedir."Dlatego ta umowa, pod każdym względem, powinna być obecnie ważnym dokumentem.”
Musa, Sina dağında Yahudiliğin esâsı olan 10 Emir'i alır.Mojżesz przyjmuje dziesięć przykazań na górze Synaj.

İlgili Sayfalar