Cooper esasında yalnızca metal içinde yalıtılmış iletken çift formunu göz önünde bulundurmuştu.Cooper dacht in eerste instantie dat een geïsoleerd paar zich vormde in een metaal.
İmami Şiilerde imamete inanmak; inanç esaslarından biridir.Het geloof in de boodschappers is een van de Zuilen van geloof.
Lasil'e ek olarak, Henkel'in tek başına sentetik esaslı ilk deterjanı idi.Min of meer gelijktijdig kwam ook Hensley's eerste soloplaat uit.
Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır.Hij wilde astrologie concreet houden door duidelijke en controleerbare voorspellingen te doen.
Amaçları Kanun-i Esasi’yi yeniden yürürlüğe koyup meşrutiyeti getirmektir.Zij ontlenen die rechten dan van rechtswege aan hem/haar.
Esas pozisyonu Şutör gard'tır ama Point guard pozisyonunda da oynayabilmektedir.Young speelt voornamelijk op de point guard positie.
1956 öncesi dönem, esas olarak, sanayileşmenin temellerinin atılmasına ayrılmıştı.Pas in de loop van 1956 kon men feitelijk beginnen met afleveren.
Bunun üstünde sadece aracın esas gövdesi bulunmamaktadır.Niet alleen zijn eigen automerk leeft voort.
ABD'de satılan çoğunluk, esasen aromalı biradır.In de meeste Europese landen wordt het bier daarom verkocht onder de naam Bud.
Ana madde: İslam'da melek Meleklere inanmak İslam dini akidesinin bir parçasıdır, yani iman esaslarındandır.Hij verschijnt met grote kracht en heerlijkheid, in gezelschap van de gelovigen en de engelen.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Ondertussen ontstonden er elders problemen.
Esas besinlerini böcek ve örümcekler teşkil eder.Hun inkomen vullen ze aan met weven en spinnen.
Zaten boru tipi hoparlörlerin çalışma şekillerinin esası da budur.In dit werk zijn dat de sprekende gelaatsuitdrukkingen.
Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri yerel çoğunluk esasına göre yapılmaktadır.De Europese Verkiezingen in Groot-Brittannië werden gehouden volgens het meerderheidsstelsel.
Onun esas idolü Elvis Presley'dir.Hij beweert de echte Elvis Presley te zijn.
Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir.Zij wilden nog slechts genoegen nemen met volledige onafhankelijkheid.
İngiliz parlamenter sistemi ve İngiliz hukuku pek çok eski koloni için bir esas oluşturmuştur.Zo is de common law van het Verenigd Koninkrijk overgenomen door veel voormalige koloniën.
Depremden sonra esaslı bir tamir gördü.Ook is er na de aardbeving veel geplunderd.
Olasılıksal Risk Değerlendirmesi’nin esas amacı da zaten budur.Dit is de eerste risicoverhogende factor.
Akışkan tipleri ise sıvı veya gaz esaslı olabilirler.Koelmiddelen kunnen vloeibaar of gasvormig zijn.
Akılcılığı esas alarak dinî dogmalara karşı çıkmıştır.Het gezonde verstand stelde hij boven dogmatische spitsvondigheden.
Esaslar belirtildi.Probleem opgelost.
Dizi şifrelemede aynı anahtarın iki defa kullanılmaması esastır.Verplaats nimmer twee keer dezelfde schijf.
Bu konuda esas olarak iki iddia mevcuttur.Er zijn grofweg twee veronderstellingen.
Antlaşma esas olarak Uzakdoğuda mevcut statükonun korunmasını amaçlamaktadır.Dit is vooral om het westelijk deel in de huidige staat te behouden.
Özellikle, kapaklı telefonların esas müşterileri bayanlar idi.Vooral treinconducteurs waren trouwe klanten.
Kelimedeki e harfinin zamanla yutulması, OED'nin görüşüne göre, esaslı bir hatadır.Het aanraken van de Zwarte Steen is volgens een Hadith zeer goed.
Ancak görünürdeki esas neden Mareşal von Kluge ile çatışması oldu.Dit werd pas duidelijk in een gevecht met Baron Von Strucker.
Daha sonra Sun ile beraber esas adaya giderler.Daarna verlaten hij en Eve het eiland.
Seçimlerinde coğrafi denge esas alınır.In praktijk is de verkiezing een vormzaak.
Esasen saldırıya geçmek gibi bir zorunluluğu yoktu.In werkelijkheid vond er geen invasie plaats.
Esasen Birleşik Krallık'ın hesabı Rus petrol ve buğdayıdır.Het district is van groot belang voor de Russische gas- en oliewinning.
Kendisi, cinsiyet fark etmeksizin, esasen bu fakülteye atanan ilk kişidir.Hij werd hiermee de eerste onaanraakbare aan deze universiteit.
Dramatik, epik ve liriğin yanı sıra üçüncü esaslı edebi türdür.De epiek is, naast de lyriek en de dramatiek, een van de hoofdvormen van de literatuur.
Tekrarlama, dil öğrenmek için esaslıdır.Herhaling is essentieel voor het leren van talen.
İslâm dininde iman esaslarının başında Allah'a iman gelir.Jest wierzeniem w Boga i zawierzeniem się Mu przez wiarę (credere in Deum).
Ancak esas sebep bu gibi gözükmüyordu.Tom nie był pewny czy to jedyny powód.
Dolayısıyla, bu antlaşma esas itibarıyla bugün de geçerli olması gereken bir belgedir."Dlatego ta umowa, pod każdym względem, powinna być obecnie ważnym dokumentem.”
Esas barış anlaşması 21 Kasım 1902 yılında Amerikan savaş gemisi Wisconsin üzerinde imzalandı.Pokój podpisano 21 listopada 1902 roku na pancerniku USS „Wisconsin”.
Bu hizmet, Wirecard Bank AG’nin otomatik olarak “sanal” kredi kartları ihraç etmesini esas alır.Usługa opiera się na wydawanych automatycznie przez Wirecard Bank AG “wirtualnych” kartach kredytowych.
Kutup dairelerinin her ikisi de esas olarak su buzundan oluşmaktadırlar.Czapy polarne na obu biegunach składają się głównie z lodu wodnego.
Oyun bir çiftliğin işletilmesini esas alır.Gra polega na prowadzeniu gospodarstwa rolnego.
Amon Sûl Taşı, Gondor'la irtibat kurulmasını sağlayan kuzeyin esas palantiriydi.Kryształ Amon Sûl, najważniejszy palantír w Królestwie Północy, służył do kontaktów z Gondorem.
Conkbayırı esasen Anafartalar Grup Komutanlığı’nın sorumluluğundadır.Dotyczy to wszystkich oficerów sztabu okręgu”.
Esasen planlanan harekât bu kadardı.Było to posunięcie planowane.
Esas olan özgürlüktür.Najwyższą wartość stanowi wolność.
Gazetede işlenen konuların esas odak noktası New York şehridir.Ale miastem najbardziej intensywnie obecnym na kartach powieści jest Nowy Jork.
Esasen yetişkin bir oğlu vardır.On jest nazbyt wyniosły, by mieć syna!
Esasen bu Sisam koloni yerleşmesinin yeri olarak Tekirdağ merkezi olarak düşünülmekteydi.Najprawdopodobniej to właśnie ten ośrodek należy traktować jako miejsce narodzenia Plotyna.
Parlamenter sistemlerde çoğunluk ilkesi genel olarak esastır.Podstawowe rozstrzygnięcia w tym systemie zapadają na zasadzie większości.
Esas hedef görünümün iyileştirilmesidir.Finał Guarigione ilustruje wyzdrowienie.
Esaslı bir şekilde mücadele etmek, her ne pahasına olursa olsun Cemal Bey’i şehirden uzaklaştırmak gerekir.Po obudzeniu Boguś chce za wszelką cenę wrócić do miasta.
Endüstride, istenen ürünlerin lehine reaksiyonu yönlendirmek esastır.W niektórych przypadkach można kierować reakcję w stronę pożądanego produktu.
1872 yılında "gizli oy" esası kabul edildi.W 1872 wprowadzono głosowanie tajne.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.Dwa ataki tego samego dnia.
Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri yerel çoğunluk esasına göre yapılmaktadır.Wybory do Senatu odbyły się według systemu większościowego.
Aslında bu yöntem diğer Budist öğretisi yaklaşımlarının esası konumundadır.Prowadziło to do faktycznego odrzucenia innych buddyjskich medytacyjnych praktyk.
Bu, elektrik jeneratörlerinin esası oldu.Posiadają one generatory prądu elektrycznego.
Öykünün bütünü ve konu esastır.Ich historia i znaczenie.
Beerşeba, Alman ve İsviçre'li mimarlar tarafından tablo sokak modeli esas alınarak planlanmıştır.Plan rozbudowy miasta przygotowali niemieccy i szwajcarscy architekci.