esas ile cümle

esas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Anâsır (esaslar, yani elemanlar), varlık türlerini oluşturan kurucu özlerdir.وأكبر الظن أنهما تمتان إلى أصل واحد: يذكر في القيدا ترَيتا أپتِيِا الذي أعطته الآلهة موهبة شفاء المرضى.
Beslenmenin esas olarak tahıllara dayanması, demir eksikliğinin önemli bir nedeni olarak görülmektedir.و لا ينتهي التشخيص هنا بل يجب البحث عن المسبب الأساسي لنقص الحديد.
Türk Anayasa Hukuku'nun Umumî Esasları, Ankara 1962.المبادئ العمومية للقانون الدستورى التركى ، أنقرة 192.
Mukaddime çevirilerinde öncelikle Arapça metnin esas alınması düşünülür.وما نريد أن نقوم به الآن هو إرجاع المفهوم إلى أصله العربي.
Esas olan özgürlüktür.أين هي الإرادة الحرة?
Esasen Victor Fleming tarafından yönetilmiştir.مع ذلك، قبل بقيادة فيكتور عمانويل.
Türkmenlerde görülen evlilik esas olarak iç evliliktir.لذلك، فإن معظم الزيجات في المملكة تتم بتدبير من الأهل.
Uygulamaya verilen tepki esas olarak olumluydu.كان رد الفعل الحاسم سلبي أساساً.
Hakikaten de Jackie Brown esas olarak siyahi izleyici için yapılmış bir filmdir.جاكي براون تكريمٌ رائع لأفلام استغلال السود.
Bu ilkede önemlilik kavramı esas alınır.لنتمعن في هذا النص الفائق الأهمية.
Esas adı Toşio Hayakava (早川俊夫, Hayakawa Toshio)'dir.ورغم أن اسمه الحقيقي هو توشيو هاياكاوا (早川俊夫).
Kara ordusu esas olarak atlılardan oluşmaktaydı.الجيش كان مكون فقط من الفرسان.
Aralarındaki ilişki özgürlük ve bağlılık arasındaki bir denge esasına dayanmaktaydı.جئت من بلد حيث كان هناك تقييد للحوار والحرية.
İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.إحالة "العليمى" لهيئة مكتب "الشعب" لسبه "المشير" و"حسان".
Esasen mahkemelerin bağımsızlığı ile yargıçların bağımsızlığı eş anlamlıdır.من الأعمدة الأخرى لاستقلالية القضاء هو الاختيار الصحيح للقضاة.
Esas olay ikinci sezonda anlaşılacaktır.البرنامج تجدد لاحقاً في موسم ثاني.
Demokrasinin esas prensibi, halkın hakimiyetidir.3)إنّ إرادة الشّعب هي مصدر سلطة الحكومة.
Alevilikte, Muhammed'in son Peygamber olduğu, Ali'nin ise Velîliği (İmâmlığı) esastır.ممن تتلمذ على يده: بديع الزمان فروزانفر ، و محمد تقي بهار.
Birçoğu gönüllülük esasına dayanır.تعتمد في كثير من عملها على المتطوعين.
2000 Enerji Siyaseti ve Diplomasi Enstitüsü esaslandı.2000 منهجية البحث القانوني, دار العلوم.
Kelimedeki e harfinin zamanla yutulması, OED'nin görüşüne göre, esaslı bir hatadır.فمع نوع الغرف التي اقترحها أوسينج بدقة يكون الخطأ كبيرًا.
Schopenhauer, görünen dünyanın ardında yatan esas gerçekliğin istenç olduğunu ileri sürdü.لاحظ هيور أن الخداع الجيد يبدو حقيقيا.
Bu şekilde hesaplanan fiyat esas olarak bir referanstır.و قد سجل هذا السعر سعرًا قياسيًا للوحة.
Esasen Dünya'nın ikiz gezegeni Mondas'tan gelen Siberadamlar'ın soyunun tükendiği düşünülüyordu.السايبرمان، كائنات من أشباه البشر قدموا من الكوكب التوأم للأرض، كوكب مونداس (بالإنجليزية: Mondas).
Eski şehir Gazze'nin merkezinin esas kısmını oluşturur.تشكل البلدة القديمة جزء رئيسي من نواة غزة.
Diğer bir deyişle, bileşenler esas değişikliği ile aynı dönüşüme göre farklılık gerekir.لذلك فالسرعة المعدلة يجب أن تعرف بأنها مقترنة من تأثير الضغط وحده.
İslâm dininde iman esaslarının başında Allah'a iman gelir.أن الإيمان به داخل في الإيمان بالله - عز وجل - إذلا يستقيم الإيمان بالله حتى يؤمن العبد بأسماء الله وصفاته .
Yeni gemi yapımı esasen durmuştur.وبدأت أعمال بناء السفن على نطاق كامل.
Bu işlemde esas olan kavramların belirlenmesidir.من الأهمية بمكان أن يتم وضع هذه الأسس بقوة.
Bu inhibitörler enzimin aktivitesi için esas olan amino asit kalıntılarını değişime uğratırlar.هذه المثبطات توجد لتعديل بقايا الأحماض الأمينية الرئيسية اللازمة للنشاط الأنزيمي.
"Hiçlikten yaratılış" pek çok mistiğin gözünde esasen "Tanrı'dan yaratılma" anlamına gelmektedir.وكنت سألته يومها :ألا تعني" في سبيل الله" كل أعمال البر ومنها بناء المساجد.
Yeniden iskan edildiğine ilişkin kanıtlar esas olarak Geç Helenistik Dönem ve Erken Roma Dönemi ile ilgilidir.كما يضم البناء آثارًا أسفله تعود إلى الحقبة الهلنستيّة المُتأخرة أو الرومانيّة المُبكرة.
Afrika içlerinin Avrupalılarca keşif süreci 18. yüzyılın sonlarında esas olarak başlamıştır.وبدأت العمليات الاستكشاف الأوروبية الداخلية للقارة الأفريقية في منتصف القرن 19.
Bu elipsoitlerin esas eksenlerinin yönleri kovaryans matrisinin özvektörleri (eigenvector) olarak verilmiştir.ولكن بالتأكيد هذه دموع التماسيح التي يذرفها أتباع شتراوس.
Elçiliğin esas görevi Avrupa'ya gitmekti.A última missão da embaixada era ir até a Europa.
Ana madde: İslam'da melek Meleklere inanmak İslam dini akidesinin bir parçasıdır, yani iman esaslarındandır.12 E de quando o teu Senhor revelou aos anjos: Estou convosco; firmeza, pois, aos fiéis!
Esas olarak DOS 3'ün bir kopyasıydı, ama onun aksine başarılı oldu.Ela era essencialmente uma cópia da DOS 3, e ao contrário desta, foi um sucesso completo.
Yıldızlar birbirleri üzerinde büyük bir etkiye sahip değildirler ve esasen ayrı ayrı gelişirler.As estrelas não possuem muita influência uma na outra, e essencialmente evoluem separadamente.
Bir DMA transferi esas olarak, bir bellek bloğunu bir cihazdan diğerine kopyalar.Uma transferência por DMA essencialmente copia um bloco de memória de um dispositivo para outro.
Bu albüm esasen Kolombiyalı besteciler Julio Reyes ve Estéfano tarafından yapılmıştır.O álbum foi produzido principalmente pelos produtores e compositores colombianos Julio Reyes e Estéfano.
İnsanlığın esas ihtiyacı olan para değil, hayatın ihtiyaçlarına ulaşabilmektir.Não é de dinheiro que as pessoas precisam, é de acesso aos recursos.
Esas adı Yumiko Shiina (椎名裕美子, Shiina Yumiko)'dir.Seu nome real é Yumiko Shiina (椎名 由美子, Shiina Yumiko?).
Musa, Sina dağında Yahudiliğin esâsı olan 10 Emir'i alır.Para tal, revela-se a Moisés, a quem entrega seus Dez Mandamentos no monte Sinai.
"Kânûn-ı Esâsî".«Pergunte ao Jorjão».
Yapımda esas sorun güvenilirliği ve maliyeti arasındaki dengeydi.Uma das principais preocupações no projeto foi o de equilíbrio entre confiabilidade e custo.
Esas problemler sağırlık (%14) ve bilişsel bozukluklardır (%10).Os principais problemas são perda auditiva (em 14%) e défice cognitivo (em 10%).
Esas, temel, asıl.Muito, muito, muito.
Güç, esasında bütün yaşamı yaratan bir enerji alanıdır.A Força é um campo energético criado por todas as coisas vivas.
Hânü’l-ihvân: Bâtınîliğin esaslarını felsefî tevillerle anlattığı bir eserdir.The Prophet Said, (Quando o profeta diz) narra uma perspectiva sobre os escravos da fé.
Ancak bu bölünme yalnızca laftaydı ve esas otorite Gratianus'un elinde kaldı.A divisão, no entanto, era meramente nominal e a autoridade real ficou por completo nas mãos de Graciano.
Esasen astrofizik ve jeofizikteki bütün dinamolar hidromanyetiktir.Virtualmente todos os dínamos em astrofísica e geofísica são dínamos hidromagnéticos.
Pedoloji esas olarak toprak oluşumu, toprak morfolojisi ve toprak sınıflandırılmasıyla ilgilenir.A pedologia lida principalmente com pedogênese, morfologia do solo, e classificação do solo.
Oyun, hikâyeye paralel olarak beş evreden oluşurken, hikâye esasen Hanzo Vakfı'nı içermekteydi..O jogo apresenta uma história de cinco fases paralelas, envolvendo principalmente a Hanso Foundation.
Bu esas talimatlar nedeniyle, her zerre evrenin küçük bir aynasıdır.Pelo princípio dessas instruções intrínsecas, cada mônada é como um pequeno espelho do universo.
Esas genel bir taarruz, bir sonraki gün başladı.Um ataque geral começou no dia seguinte.
I. Pön Savaşı MÖ 264 ile MÖ 241 arasında geçen esas olarak bir deniz savaşıdır.A Primeira Guerra Púnica foi a princípio uma guerra naval que se desenrolou de 264 a.C. até 241 a.C..
İki imparatorluk arasındaki askeri çatışmaların esas nedenleri ise çeşitlidir.A integração dos territórios fronteiriços pelos dois impérios é diferente.
Modelleri esas olarak kadınlardır.Seu público alvo são as mulheres.
Kanunların uygulanmasına ilişkin esasları gösterir.Perguntas surgem quanto à aplicação da lei de direitos autorais.
Önceki TLS 1.1 ve TLS 1.2 spesifikasyonları esas alınmıştır.Futuras versões do Opera suportarão TLS 1.2.

İlgili Sayfalar