Fakat, onun bükülme için hesapladığı esas değer çok küçüktü.Únicamente dedujo que su valor debería ser muy pequeño.
Bu işlemde esas olan kavramların belirlenmesidir.Determina en que consiste la esencia de esas cosas.
Ağ (Network)'da esas programcı veri trafiğini kontrol eder.En vez de eso los satélites en red detectan el movimiento.
Esasen söz konusu kalker tepenin adı Görüklük Tepe'dir.Al es una vieja flaca que, como su nombre indica, es ciega (Blind).
Esas önem taşıyan gizli protokollerdi.Tengo que contar mis más oscuros secretos.
Mistisizmde böyle bir esas yoktur.No hay nada metafísico en eso .
Bu sürüm esas daha kolay parmak kullanımı için tasarlanmıştır.Este visor ha sido diseñado para ser muy sencillo de utilizar.
Kâr amacı gütmeyen kuruluş (non-profit) olup editörleri gönüllülük esasına göre çalışır.Phytotaxa no tiene fines de lucro y los científicos editores trabajan de forma voluntaria.
Öte yandan esas sorun başka bir yerdeydi.Sus intereses estaban en otra parte.
Esasen Victor Fleming tarafından yönetilmiştir.Estaba dirigida por Victor Campbell.
Çalışmalar esas olarak Avusturya Bilim Fonu (FWF ) tarafından finanse edilmektedir.En 2006 fue premiado con el prestigioso START-Preis por la Austrian Science Fund (FWF).
Kartaca esas olarak bir deniz gücüyken Roma Cumhuriyeti bir kara gücüydü.Roma era una potencia continental y Cartago una potencia marítima.
Ancak İslam toplumlarındaki uygulamalar her zaman bu esaslara uygun olarak şekillenmemiştir.Pero las danzas en el reino de los dulces no siempre siguen el mismo orden.
Demokrat Parti programını iki esas etrafında şekillendirmişti: Liberalizm ve demokrasi.Su novedoso programa político se apoyaba en dos puntos básicos: nacionalismo petrolero y reforma agraria.
Mutfakta muhakkak bolluk olması esas!Además es bueno en la cocina.
Ancak, sicim esaslı güçlü kuvvetin tanımı deneysel bulgulara ters düşen çok fazla öngörüde bulunmuştur.Sin embargo, ejecutar una gran cantidad de pruebas extiende la probabilidad de falsos positivos.
Esasen aynı gün içinde yer alan iki çatışmadır.Lo curioso es que se realizaron dos funciones ese mismo día.
Yıldızlar birbirleri üzerinde büyük bir etkiye sahip değildirler ve esasen ayrı ayrı gelişirler.Las estrellas no tienen efecto entre ellas, lo que hace que estas evolucionen separadamente.
Esasen oklar bundan daha fazla etkili olabilirdi.Es probable que la incidencia real fuera mucho mayor.
Demokrasinin esas prensibi, halkın hakimiyetidir.De modo que es la Salud el derecho genuino de cada ciudadano.
İki imparatorluk arasındaki askeri çatışmaların esas nedenleri ise çeşitlidir.La integración de los territorios fronterizos por ambos imperios ha sido sin duda diferentes.
Önceki TLS 1.1 ve TLS 1.2 spesifikasyonları esas alınmıştır.Está basado en la anterior especificación TLS 1.2.
Video oyunu türleri belirlenirken sınıflandırmada video oyunlarının oynanış tarzları esas alınır.La siguiente imagen muestra el uso de los sistemas de clasificación de contenido de videojuegos en el mundo.
Bu anlamda kullanım alanı için en uygun noktayı bulmak esastır.De esa forma pueden determinar cuál es el mejor momento para cavar.
Esasen bu durum da onun üstlendiği tarihsel rolle denk düşer.Este es probablemente el único hecho que ha quedado reflejado históricamente de su mandato.
Birey esas alınarak, kişisel özgürlükler üzerinde durulur.Considera que el orden social está por encima de la libertad individual.
Esasen şimşek tanrısıdır ancak Hristiyanlığın gelişiyle şeytanlaştırılmıştır.Originalmente dios del trueno, fue demonizado con la introducción del cristianismo.
Kola ve dekstrin esaslı yapıştırıcılar b.La respiración correcta y adecuada f.
Esas yüz denen şey de budur.Es aquí donde está la famosa cara este.
Çevre Yönetimi Mavi Bayrak Kampanyasına gönüllü olarak katılmak esastır.Debe estar expuesta al público información sobre la Campaña Bandera Azul.
Esas beceri isteyen, onu seyredilebilir kılmaktır.Ella, ilusionada, promete esperarlo.
Ona göre devletin iktisadi yaşama müdahalesinde, özgürlük esas alınmalıdır.Y como la moral para ser mantenida, necesita a la ley.
Akılcılığı esas alarak dinî dogmalara karşı çıkmıştır.Profesaban, pues, una perfecta indiferencia respecto a los dogmas.
Ceza hukukunda "beraatı zimmet esastır."«El Depor hace daño de penalti».
Tek dereceli çoğunluk esasına dayanan seçim kanunu kabul edildi.Después de otra lectura general, se tiene que aprobar el proyecto de ley por una mayoría.
Seçimlerde ilk kez aday esaslı blok oy sistemi uygulanmıştır.Por primera vez en Italia, se realizó una consulta completa con el sistema de votación electrónica.
Bu yapı bir esas salon ile yan odalardan ibarettir.La estrecha cocina es una de esas habitaciones.
Seyahat motosikletleri: esas olarak uzun mesafeler için üretilmiş olan genel işlevli motosikletler.Existirán carreteras inteligentes, principalmente para viajes de larga distancia.
Esas adı Lin Li-hui (林立慧)'dir.Su familia tenía el apellido Lin (林).
Yunan-Pers Savaşları için elimizdeki esas kaynak, Grek tarihçi Herodot'tur.La fuente principal de información para las Guerras Médicas es el historiador griego Heródoto.
Esas olarak görünür kırmızı ışık yayarlar.Emitía una luz roja fija.
Dörtlük esasına dayanır.Vale cuatro Tantos.
Bu dünya Alis Harikalar Diyarında esas alınarak yapılmış gibi görünüyor.Reeditado como Aventuras de Alicia en el país de las maravillas.
Esas şöhretine My Mad Fat Diary dizisindeki Rae Earl karakteri ile kavuşmuştur.Su papel debut es el de Rachel Earl en la serie de televisión My Mad Fat Diary.
Birincisi zorlayıcı iken ikincisi üzerinde etki kurma ve ikna etme esasına dayalıdır.Ella sabe que lo primero es prácticamente imposible, pero lo segundo...
Esas olay ikinci sezonda anlaşılacaktır.Su verdadera identidad se revela en la segunda temporada.
Esas kararı onlar verecektir.La Decisión será la Sentencia pronunciada.
Esas merkezi odak kadın ile erkeğin ilişkisidir.El rango más bajo es que de Caballero o Dama.
Tam olarak, Allah'ın adlarını anmayı esas tutan bir yoldur.Il viaggio e l'ormeggio siano in nome di Allah ".
Ağrı daha az yaygın olarak, esasen başın arka ya da üst kısmında meyana gelebilir.Meno comunemente il dolore può verificarsi soprattutto nella parte posteriore o superiore della testa.
İkinci ve esas savunma hattı kenttin 6 – 8 km dışında ve yaklaşık 30 km uzunluğundaydı.La seconda e principale linea di difesa era situata a 6–8 km dalla città e si sviluppava lungo circa 30 km.
Bu zatın esas kaynaklarından biri de Yahudilikten İslam’a geçen Vehb İbni Münebbih’tir.A questo mito allude Dante Alighieri che pose Giasone nell'Inferno tra i seduttori (Inf.
Aristoteles zamanından beri bunlar esas olarak biyolojik süreçler olarak kabul ediliyordu.A partire da Aristotele queste erano state considerate essenzialmente dei processi biologici (vitali).
Magliabechiano el yazması Esas olarak dinsel bir metindir.Il codice Magliabechiano è soprattutto un documento religioso.
9 kray (bölgeler): esasında oblastlara benzemektedir.9 Kraj (territori): essenzialmente lo stesso delle oblast'.
Bu hizmet, Wirecard Bank AG’nin otomatik olarak “sanal” kredi kartları ihraç etmesini esas alır.Il servizio è basato sull'emissione automatizzata di carte di credito “virtuali” da parte di Wirecard Bank AG.
Kara esaslı balinacılar bu hayvanları Endonezya'da, Japonya'da, ve Küçük Antiller'de avlamışlardır.Balenieri appostati sulla terraferma li hanno cacciati in Indonesia, Giappone e nelle Piccole Antille.
Bununla birlikte, ANC'nin kendisi esas itibarıyla sosyal-demokrat bir örgüt olarak kalmıştır.L'ANC stesso, tuttavia, rimase largamente di prospettiva socialdemocratico.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya düzeninin esasları belirlendi.Dopo la seconda guerra mondiale, tutto sembrava possibile.
Esas genel bir taarruz, bir sonraki gün başladı.L'esercizio ordinario nello scalo ebbe invece inizio il giorno successivo.