Ana içeriğe geç
Sözlük

engelleyen ile cümle

engelleyen kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
10
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Dün gelmeni engelleyen neydi?What prevented you from coming yesterday?
Onun cep telefonu, diğer telefonları engelleyen radyo emisyonu üretti.His mobile phone produced radio emissions that interfered with other phones.
Yağlanmayı engelleyen çok iyi bir şampuan biliyorum.I know a very good shampoo that takes seborrhea away.
Her şeyin bir anda olmasını engelleyen şey zamandır.Time is the thing that keeps everything from happening at once.
8 yaşındayken, görüşünü engelleyen baş ağrılarıyla karşılaştı.At the age of eight, she experienced headaches that obscured her vision.
Ancak kabakulak olması bu isteğini engelleyen bir faktör olmuştur.Though the servant was disposed to do evil, the Lord is disposed to forgive.
10.6.0 sık IPv6 Adreslerine dönen DNS sorgularını engelleyen bir hata tanıttı.10.6.0 introduced a bug that frequently prevented DNS queries from returning IPv6 addresses.
Birinci sebep, bunun çok kolaylıkla yapılmasını engelleyen bazı kurallar olması. .Well one, there's a lot of rules that make this easier or not so easy to do.
Ama zarar vermesini engelleyen başka.We are but preventing her from injuring another.
Statinler, steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar, ve angiogenezi engelleyen bazı başka ilaçlar.Statins, nonsteroidal anti-inflammatory drugs, and a few others -- they inhibit angiogenesis, too.
Seni engelleyen ne?What prevents you?
30 yıldır, çay içerken beni engelleyen tek kişisin.In 30 years, you're the first one to interrupt me when I'm having tea.
Ama bu erişimi engelleyen pek çok kurum var.But there are many institutions that are actually blocking this access.
Hemofili kanınızın pıhtılaşmasını engelleyen bir hastalıktır.This is an inability of your blood to clot.
"Hadi filmini yap!" diyebiliyorum. Dışarı çıkıp teknolojiye ulaşmanızı engelleyen hiçbir şey yok."Go make your movie!" There's nothing stopping you from going out there and getting the technology.
Sadece burada onun alanın en üst noktasından gitmesini engelleyen bir urgan bulunuyor.Except there is a slight tether here, which keeps it from going over the top of its field.
Ekosisteme zarar vermeyecek alternatifleri geliştirmemizi engelleyen kısıtlamalar olmayacak.We have no restraints for finding alternatives that don't damage the ecosystem.
Serbest düşme yapmasını ya da Dünya'nın merkezine doğru hızlanan hareket yapmasını engelleyen şey?From essentially free falling or accelerating down to the center of the Earth?
Öldürmem gerekenleri öldürmemi engelleyen duygu.The feeling that stops me from killing those I should.
Allah buyurdu: "Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?""What prevented you" (said God), "from bowing (before Adam) at My bidding?"
Durmadan hayrı engelleyeni, azgını, işkilciyi..."Every obstructor of good, transgressor, and the sceptic,
Hayrı engelleyen, sınır tanımaz-saldırgan, günaha batmış,Who hinders men from (doing) good, the transgressor, the iniquitous,
Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?Have you seen him who restrains
Baksana şu namaz kılan, o mükemmel kulu engelleyen kimseye,Have you seen him who restrains
Dedi ki, "Harun! Seni engelleyen neydi, onları saparken gördüğün zaman,"But (Moses) said: "O Aaron, when you saw that they had gone astray, what hindered you
İyiliği engelleyen, azgın, kuşkucuyu..."Every obstructor of good, transgressor, and the sceptic,
Gördün mü, şu engelleyeni:Have you seen him who restrains
Onların gerisinde de, (hayvanlarını) engelleyen iki kadın gördü.And he found, apart from them, two women keeping back their flocks.
Seni engelleyen neydi, onları saparken gördüğün zaman,"What stopped you when you saw them going astray;
İşte böyle engelleyenin hakkından, harıl harıl yanan cehennem gelir.(Those who turn away), Hell suffices for a blaze.
"Kıbrıs sorunu", Türkiye'nin AB'ye katılmasını engelleyen önemli meseleler arasında yer alıyor.The "Cyprus dispute" is one of the key issues blocking Turkey from joining the EU.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç'in toplantıya katılmasını engelleyen de bu eşitlik nosyonuydu.It was precisely that notion of equality that kept Serbian President Boris Tadic from attending.
Yeni stratejide, ihracat artışını engelleyen sorunlarla mücadele amaçlı 29 tedbir öneriliyor.The new strategy proposes 29 measures to tackle the issues that are preventing export growth.
Bu durum, güvenliği ve ekonomik kalkınmayı engelleyen bir sorun olmaya devam ediyor.The situation presents a lingering problem that continues to hinder safety and economic development.
Bakan, süreci engelleyen herkesi kamuoyu önünde kınamakta tereddüt etmeyeceğini de sözlerine ekledi.He also said he would not hesitate to publicly condemn anyone obstructing the process.
Ona göre karar, "yasanın uygulanmasını uygulamada engelleyen" geçici bir hareketten ibaretti.Rather, he said, it was a temporary move that "practically prohibits its implementation".
Kolsay Nehri'ni engelleyen toprak kaymalarıyla oluşan doğal bir dağ gölüdür.A natural mountain reservoir formed by landslides that block the Kolsay River.
Tasarımın UV ışığını engelleyen engeller oluşturduğu ortamlar o kadar etkili değildir.Environments where design creates obstacles that block the UV light are not as effective.
Sonunda, Sang-man'ın intihar edince ölmesini engelleyenlerin hayalet ailesi olduğu ortaya çıkar.At the end, it is revealed that it was his family that stopped Sang-man from committing suicide.
Bu kıvrımlar, eklemin sızmasını engelleyen büyük sürtünme kuvvetleri oluşturur.These crimps form great frictional forces which keep the joint from seeping.
Longstop, Tunus'a doğru hareketi engelleyen son büyük doğal bariyerdi.[4]Longstop was the last great natural barrier barring movement towards Tunis.[1][5]
Bariyer veya barikat, bir eylem veya nesneyi engelleyen fiziksel bir yapıdır.Eine solche Barriere kann Bebauung oder ein natürliches Hindernis sein.
Bu da helyum dışındaki elementlerin üretimini engelleyen bir durumdur.Dadurch werden Teile entfernt, die zur Lederherstellung nicht geeignet sind.
Ama sandalye insanın düşmesini engelleyen bir dış kuvvet uygulamaktadır.Mais la chaise lui applique une force externe sous les fesses, qui l'empêche de suivre cette tendance.
Anayasa Mahkemesi kanunun ikinci kere aday olmasını engelleyen hükmünü iptal etti, ancak tekrar aday olmadı.Entonces La Corte exigió obediencia de nuevo, tan solo para ser rechazados una segunda vez.
Bu, başka her şeyden daha fazla, insanların özgürce ve mertçe yaşamasını engelleyen mülk ile ilgili kaygıdır.È l'ansia del possesso che, più di ogni altra cosa, impedisce alle persone di vivere con libertà e nobiltà.
Ancak kabakulak olması bu isteğini engelleyen bir faktör olmuştur.L'aver smesso, invece, conferma una raggiunta serenità.
Ticari aktivitelerini engelleyen yasal veya sosyal engeller bulunmuyordu.Не было никаких законов или социальных барьеров, препятствующих ведению ими коммерческой деятельности.
Ondan önce başkası engellemiştir ama engelleyen kişinin yüzü yanmıştır.До этого греха не было необходимости в Храме, так как Шехина (Слава Божия), пребывала среди народа.
Klâsik bir kilittaşı tür, bir otçul türün baskın bitki türünü yok etmesini engelleyen türdür.من أشهر الأنواع الرئيسية هو المفترس الذي يمنع نوعا عاشبا ما من القضاء على أحد أنواع النباتات.
Kasabada herkesin yalan söylemesini engelleyen bir gerçeklik alanı vardır.Parece que todos na cidade estão mentindo sobre algo.
Sihir ve insan dünyası arasında onları ayıran bir engelleyen insan vardır.Stanowią granicę między światem ludzkim i magicznym.
Bir klasör takma ad üzerinde ayar izinleri engelleyen bir sorunu giderir.Motyw zdrady kłóci się jednak z miejscem znalezienia koperty.
İş ve çalışma hayatını engelleyen ciddi bir problem bulunmamaktadır.Det blir svårt på att sätta gränsen för vad socialt arbete är och inte är.
8 yaşındayken, görüşünü engelleyen baş ağrılarıyla karşılaştı.Som åttaåring hade hon så svår huvudvärk att den gav henne synsvårigheter.
8 yaşındayken, görüşünü engelleyen baş ağrılarıyla karşılaştı.Ve věku osmi let trpěla migrénami, které ji oslepovaly.
Bu durumu engelleyen sıvılar mevcuttur.Zdravé dásně tomuto jevu zabraňují.
Kazakistan'da yolsuzluk, ülkenin politik ve ekonomik gelişimini engelleyen başlıca sorunlardan biridir.Nagy gondolkodók értenek egyet abban, hogy a kasztrendszer India társadalmi-gazdasági fejlődésének fő gátja.
Ama sandalye insanın düşmesini engelleyen bir dış kuvvet uygulamaktadır.Αλλά η καρέκλα εφαρμόζει μια εξωτερική δύναμη προς τα πάνω εμποδίζοντας το άτομο να πέσει.
Japonca metin girilmesini engelleyen bir sorunu giderir.Hanya kapitulasi Jepang yang akan menghentikannya.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod