Sol elinle yaz.Write with your left hand.
Tom'un ehliyetine el konuldu.Tom has had his licence suspended.
Bu elbise ona mükemmel oldu.That dress fit her perfectly.
Elimde ninemin sadece bir resmi var.I have only one picture of my grandmother.
İlk elektronik bilgisayarlar 1945 yılında faaliyete geçti.The first electronic computers went into operation in 1945.
Xueyou'nun eli bir Pekin haritası tutuyor.My schoolmate is holding a map of Beijing in his hand.
Bir elma yedi.She ate one apple.
Şu elma gerçekten lezzetliydi.That apple was really tasty.
Profesör, öğrencileri tarafından eleştirildi.The professor was criticized by the students.
O bana bir elma verdi.He gave me an apple.
Greta büyük elçiliğe gidiyor.Greta is going to the embassy.
Onların elmaları bizimki kadar lezzetli değil.Their apples aren't as tasty as ours.
Tüm elmaları satın aldım.I bought all the apples.
Bütün elmalar orada.All the apples are there.
Bütün bu elmalar çok tatlı.All these apples are very sweet.
Elveda Küba!Farewell, Cuba.
İlk elektronik bilgisayar 1941 yılında ülkemizde üretildi.The first electronic computer was produced in our country in 1941.
O elma çalarken yakalandı.He was caught stealing apples.
Ben sadece elimden geleni yapıyorum.I'm just doing my best.
Tom para biriktirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.Tom is doing everything he can to save money.
Elektrikli çit üzerine işeme.Don't pee on an electric fence.
"Niye ben?" "Çünkü, eleme işleminde başka seçenek yoktu.""Why me?" "Because, by process of elimination, there was no other choice."
Zavallı tavşan, çok korkmuştu, sahibinin ellerinde inildedi.The poor rabbit, terrified, whimpered in the hands of its owner.
Reçel için tam bir kova elmayı soymak zorundayım.I have to peel a whole bucket of apples for a jam.
Bir kova elma getir.Bring a bucket of apples.
Hiç menekşe yer elmalı dondurma yedin mi?Have you ever eaten purple-yam ice cream?
Karanlık alanları aydınlatmak için bir el feneri kullanırım.I use a flashlight to illuminate dark areas.
Elin derdi seni mi gerdi?Don't trouble trouble until trouble troubles you.
Elbiselerim orada.My clothes are there.
Bana elbiselerimi getir.Bring me my clothes.
Tom nehirde yüzmeye gitti, ama o dışarı çıktığında elbiseleri çalınmıştı.Tom went swimming in the river, but when he got out, his clothes had been stolen.
Ellerini benim görebileceğim yerde tut.Keep your hands where I can see them.
Ellerini direksiyonda tut.Keep your hands on the wheel.
Ellerini masanın üstünde tut.Keep your hands above the table.
Ellerini bir kalıp sabunla yıka.Wash your hands with a bar of soap.
Elmaları kim çaldı?Who stole the apples?
Bu kızlar dar ve kısa elbiseler giyiyorlar.These girls are wearing skimpy clothes.
Sadece elinden geleni yap.Just do your best.
En kötü durum senaryosunda elimizden geldiği kadar mutlu görünmek zorunda kalacağız.In the worst case scenario we'll just have to look as happy as we can.
El tırnakları ayak tırnaklarına göre yaklaşık dört kat daha hızlı büyür.Fingernails grow nearly four times faster than toenails.
Tom'un evinin elektriği yok.Tom's house doesn't have electricity.
Elektrikli bir araba aldım.I bought an electric car.
Buraya elini kolunu sallayarak giremezsin.You can't just walk in here.
Ellerini kendine sakla.Keep your hands to yourself.
Elma kırmızı.The apple is red.
O John'un elması.It is John's apple.
Elmayı ona verdik.We're giving him the apple.
Elma topluyorum.I am picking apples.
Tom elbiselerini değiştiriyor.Tom is changing his clothes.
Tom yöneticiyle el sıkışıyor.Tom is shaking hands with the manager.
Ben elbiselerimi değiştiriyorum.I am changing my clothes.
Elbisemi katlıyorum.I am folding my dress.
Elbisemi ütülüyorum.I am ironing my dress.
En kötü düşmanımla el sıkışıyorum.I am shaking hands with my worst enemy.
Plymouth Üniversitesi'nde elektrik mühendisliği okuyorum.I am studying electrical engineering at the University of Plymouth.
Cevap vermek için elinizden gelen her şeyi yapın.Do all you can in order to answer.
O bir el yapımıydı.It was handcrafted.
Elveda demek hep zordur.It's always hard to say goodbye.
Ellerim bağlı.My hands are tied.
O elbisenin içinde çok güzelsin.You're so beautiful in that dress.