Eğer elmaya benziyorsa ve elme gibi tadı varsa, o, muhtemelen bir elmadır.If it looks like an apple and it tastes like an apple, it's probably an apple.
Tom elmaya benzer bir şey yerken bankta oturuyordu.Tom was sitting on a bench eating something that looked like an apple.
Bizim Japonya'da yediğimiz armutlar neredeyse elmaya benziyorlar.The pears we eat in Japan look almost like apples.
Japonya'da yediğimiz armutlar neredeyse elmaya benziyorlardı.The pears we eat in Japan look almost like apples.
John elbiseleri hakkında kayıtsız.John is indifferent about his clothes.
Elektronik bileşenler saf izopropil alkol kullanarak temizlenebilir.Electronic components can be cleaned using pure isopropyl alcohol.
Elektronik bileşenler saf izopropil alkol kullanarak temizlenebilirler.Electronic components can be cleaned by using pure isopropyl alcohol.
Yeni elbisen üzerinde çok iyi görünüyor.Your new dress looks very good on you.
Tom'un elleri buz gibi.Tom's hands felt like ice.
Tom'un favori Elvis Presley şarkısı "Jailhouse Rock."Tom's favorite Elvis Presley song is "Jailhouse Rock."
Tom çocuklarının elektrikli aletlerini kullanmasına izin vermezdi.Tom wouldn't let his children use his power tools.
Tom cinayet silahında parmak izlerini bırakmaktan kaçınmak için eldivenler giydi.Tom wore gloves to avoid leaving his fingerprints on the murder weapon.
Tom bir elektrikçi olmak istiyor.Tom wants to become an electrician.
Tom bana eli-boş eve gelmek istemediğini söyledi.Tom told me that he didn't want to come home empty-handed.
Tom elma çekirdeğini çöp kutusuna fırlattı.Tom threw the apple core into the garbage can.
Tom Mary'nin elbisesinin etkinlik için uygun olmadığını düşündü.Tom thought Mary's dress wasn't appropriate for the occasion.
Tom elinde bir cin ve tonikle odanın köşesinde durdu.Tom stood in the corner of the room with a gin and tonic in his hand.
Tom durumu daha farklı şekilde ele almalıydı.Tom should have handled the situation differently.
Tom'un sonuçta Mary'ye elmas bir yüzük alması için yeterli parası olmalıydı.Tom should eventually have enough money to buy Mary a diamond ring.
Tom elinden geldiği kadar hızlı koştu.Tom ran as fast as he could.
Tom eline geçecek ilk fırsatta Mary'yi ziyaret etmeyi planlıyor.Tom planned to visit Mary the first chance he got.
Tom eline geçecek ilk fırsatta Mary ile konuşmayı planladı.Tom planned to talk to Mary the first chance he got.
Tom elinden geldiğince hızlı bir şekilde bisikletini sürdü.Tom pedaled his bicycle as fast as he could.
Tom bir günde yaklaşık elli telefon konuşması yapar.Tom makes about fifty phone calls a day.
Tom elbiseleriyle uyumuş gibi görünüyordu.Tom looked like he'd slept in his clothes.
Tom ofisinde değişik elbiseler bulundurur.Tom keeps a change of clothes in his office.
Tom bir elma soyamayacak kadar çok genç.Tom is too young to peel an apple.
Tom şimdiye kadar sahip olduğumuz en iyi eleman.Tom is the best employee we've ever had.
Tom'un sağ elinde bir şeyi var.Tom has something in his right hand.
Tom'un yıkanılması gereken bazı elbiseleri var.Tom has some clothes that need to be washed.
Tom asla dondurulmuş elma almadı.Tom has never bought frozen apples.
Tom'un elinde cin ve toniğe benzeyen bir şey vardı.Tom had what looked like a gin and tonic in his hand.
Tom arabasının anahtarını sol eline aldı.Tom had his car key in his left hand.
Tom, çok elit bir üniversiteden mezun oldu.Tom graduated from a very elite university.
Tom takım elbisesini değiştirdi.Tom got his suit altered.
Tom eski elbiselerinin çoğunu son zamanlarda rastladığı evsiz adama verdi.Tom gave a lot of his old clothes to a homeless man that he met recently.
Tom el arabasını kum ile doldurdu.Tom filled the wheelbarrow with sand.
Tom'un elinde hiç nakiti yok.Tom doesn't have any cash on hand.
Tom para biriktirmek için elinden gelen her şeyi yapar.Tom does everything he can to save money.
Tom elinden gelenin en iyisini yaptı.Tom did the best he could.
Tom Mary'yi korumak için elinden geleni yaptı.Tom did his best to protect Mary.
Tom öfkeyi kontrol altında tutmak için elinden geleni yaptı.Tom did his best to keep temper under control.
Tom Mary'nin Fransızca konuşmayı öğrenmesi için elinden geleni yaptı.Tom did his best to help Mary learn French.
Tom kalma sebebi bulmak için elinden geleni yaptı.Tom did his best to find a reason to stay.
Tom Mary ile göz temasından kaçınmak için elinden geleni yaptı.Tom did his best to avoid making eye contact with Mary.
Tom elmanın göbeğini nasıl çıkaracağını gösterdi.Tom demonstrated how to core an apple.
Tom bilgisayarlar hakkında elinden gelen her şeyi öğrenmeye karar verdi.Tom decided to learn all he could about computers.
Tom elmayı ikiye böldü.Tom cut the apple in half.
Tom şu anda 100 yarda hızlı koşmada okul rekorunu elinde tutuyor.Tom currently holds the school record for the 100 yard dash.
Tom herkesin önünde Mary'yi eleştirdi.Tom criticized Mary in front of everyone.
Gülmemek Tom'un elinde değildi.Tom couldn't help laughing.
Tom ihtiyacı olan her şeye ellerini dokunduramıyordu.Tom couldn't get his hands on everything he needed.
Tom elbiseleri değiştirdi.Tom changed clothes.
Tom tek elle topu yakaladı.Tom caught the ball with one hand.
Tom her iki eliyle de yazabilir.Tom can write with either hand.
Tom bir miktar elma aldı ve elma sosu yaptı.Tom bought some apples and made apple sauce.
Tom beş dakikadan daha az bir sürede üç elma yedi.Tom ate the three apples in less than five minutes.
Tom ön masadaki adama takım elbisesini nerede ütületebileceğini sordu.Tom asked the man at the front desk where he could get his suit pressed.
Tom havuçları dilimlerken kazara elini kesti.Tom accidentally cut his hand when he was slicing carrots.
Elleri dolu olduğu için, Tom kapıyı diziyle iterek açtı.Since his hands were full, Tom pushed open the door with his knee.