Yüksek ekonomik özgürlüğü ve düşük şahsi özgürlüğü savunanlar.Aquellas que defienden un nivel alto de libertad económica y un nivel bajo de libertad personal.
Bu nedenle ekonomik açıdan gelişebilecek bir noktada bulnumaktaydı.En la misma institución obtuvo un posgrado en desarrollo económico.
Bu ayrım, dünyanın her yerinde olduğu gibi ekonomik statüye göre yapılmaktadır.El consumo como tal se produce en todos los sistemas económicos.
Dolayısıyla İngiltere giderek eski ekonomik gücünü yitirmektedir.Francia pierde definitivamente su condición de potencia mundial.
Bu durum ilçeye ekonomik katkı sağlamaktadır.Por desgracia, esta situación tiene un efecto aislante económicamente.
Şehre gelen turistler için ekonomik ulaşım imkanı sağlamaktadır.Hay un balance entre todos los turistas que llegan a la ciudad.
Hayatını İstanbul'da sürdüren ve ekonomik sıkıntı çekti.Plantea de nuevo un dilema moral y vital, situado en Estocolmo.
Bu yeni şanzıman, kolay ve ekonomik sürüş sağlıyordu.Tuvo la idea de fabricar un automóvil simple y económico que fuese fácil de conducir.
Bu dönemler belirlenirken sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik gelişmeler önemli rol oynamıştır.Se hicieron durante esta época importantes reformas políticas, eonómicas, sociales y legislativas.
Kendisi bir ekonomik bilimler doktorudur.Es doctor de Estado en Ciencias Económicas.
Hastalık her yıl 8 milyar USD'lik ekonomik kayba neden olmaktadır.Las pérdidas económicas ascendieron a 8.000 millones de dólares.
Problem ekonomik ve sosyaldi.Realidad Económica y Social.
Hayatının önemli bölümünde, ekonomik sıkıntılar yaşadı.Durante su vida trabajó con problemas económicos graves.
Ağustos 2005'te Louisiana ve Mississippi'yi vuran Katrina kasırgasının ekonomik etkileridir.El 29 de agosto de 2005 el Huracán Katrina hizo entrada en tierra en Luisiana y Misisipi.
Ekonomik durumu iyi olan aileler Aydın ve Söke'den getirilmiş kunduralar giyerlerdi.Solamente los generales tenían accesos a botas gastadas y de mala calidad.
Nüfus ve ekonomik anlamda Fransa genelinde en çok gelişen şehirdir.En términos sociales, económicos y culturales es una de las comunas con mayor desarrollo de la ciudad.
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile resmi ilişki geliştiren ilk Doğu Bloku ülkesiydi.Además, Rumanía fue el primer país del Bloque del Este en tener relaciones oficiales con la Comunidad Europea.
Hava soğutmalı tip, daha çok küçük motorların daha basit ve ekonomik olması için kullanılabilmektedir.Los pequeños convertidores Bessemer son de una instalación mucho más sencilla y económica.
Toplumsal ve ekonomik sorunlar daha büyük felaketleri tetiklemekte gecikmeyecektir.La crisis económica y espiritual tarda más en afectarle.
1990’ların ortasında Bulgaristan’da ağır siyasi ve ekonomik krizler baş gösterdi.En los años 1990 y 2000 viene siendo objeto de intensas disputas políticas.
İbn-i Haldun ekonomik faaliyetler konusunda liberal bir görüşe sahiptir.Dentro de la Unión Europea, Dinamarca aboga por una política comercial liberal.
Kumagaya, kuzey Saitama'nın idari ve ekonomik merkezidir.El Norte Nicosia es el centro financiero y económico del Norte de Chipre.
Çeşitli ekonomik organizasyon modelleri ortaya konuldu.Así, la mayoría de los modelos de crecimiento propuestos son desestructurados.
Ekonomik büyüme 2004 yılında %5,1'e yükseldi ve 2005 yılında %5,6'ya ulaştı.El valor añadido en el sector aumentó un 5,6% en 2007.
20. yüzyılın sonlarına doğru, maden artık ekonomik açıdan çalıştırılabilir değildi.Pero no había escapatoria al hecho de que la mina ya no era económicamente viable.
Ekonomik alanda zayıf siyasi kararlar ekonomik sorunların baş göstermesine yol açtı.En el ámbito económico, su gobierno adoptó duras medidas para afrontar el agravamiento de la crisis económica.
Ekonomide durgunluk olarak da adlandırılabilir.Uzun bir resesyon ekonomik çöküş olarak isimlendirilir.También se pueden convocar sesiones especiales durante una recesión económica para recortar el presupuesto.
Asya Pasifik Ekonomik İşbirliğine üye 21 ülke bulunmaktadır.Ambos son miembros de la Foro de Cooperación Económica Asia-Pacífico.
Yani işlem maliyetleri ekonomik kurumların bulunması maliyetleridir.Limitaciones incluyen: Costos Económicos de Construcción.
1980'lerin başında ekonomik sorunlar belirmeye başladı.A partir de 1920 comenzaron a surgir problemas económicos.
Buna zıt olarak, millleştirme sosyal mülk veya ekonomik sistemin yeniden yapılandırılmasına atıfta bulunmaz.En otro orden de cosas, debe evitarse también poner en peligro algún ecosistema o hábitat.
Ne var ki bu ölçüt, günümüzün değişken ekonomik yapısıyla pek uyumlu değildir.Pero tal definición del Estado es difícilmente compatible con la interpretación económica de la sociedad.
Asya'nın büyük ekonomik farklılıkları, bölgede devam eden gerginliğin kaynağı olmaktadır.La diversidad religiosa fue otra fuente de las constantes tensiones en la región.
Finansal hizmetler, finans sektörünün sağladığı ekonomik hizmetlerdir.Las instituciones financieras proveen servicios como intermediarios en los mercados financieros.
Her yıl düzenlenen Çocuk Şenliği bölgeyi ve yaylayı ekonomik bakımdan ve nüfus bakımından geliştirir.La policía ronda cotidianamente la ciudad en procuración del orden y el bienestar.
Tarım bu şehir için sonraki dönemlerde de başlıca ekonomik dayanağı oldu.La agricultura fue durante mucho tiempo la base económica de la ciudad.
Ekonomikliği ve Biyoyakıt kullanabilmesi sayesinde bugün TDI motorlu Passat'lar yoğun ilgi görmektedir.Actualmente, debido a la dinámica costera y al impacto humano, sólo podemos observar médanos móviles.
1978 yılında Deng Şiaoping iktidara geldi ve köklü ekonomik reformlar başlattı.En 1991, el gobierno central permitió a Shanghái iniciar la reforma económica.
Hayfa liman kenti, bütün Celile için ekonomik bir merkez durumundadır.La ciudad portuaria de Haifa sirve como un centro comercial para toda la región.
Tarıma dayalı ekonomik bir yapı olduğu için de dışarıya göç yoktur.Dado que es una visión del medio rural, existe también una zona excluida.
Birliğin bütünü dünya genelinde oldukça büyük bir ekonomik pazara hakimdir.Más que una biblioteca, es una organización política de gran alcance sobre el mundo.
Ancak Tunus o dönemde ekonomik refaha kavuşmuştu.Está claro que Mercia era todavía una potencia militar en aquel tiempo.
Sosyal barışa ulaşan Kádár, dikkatini ekonomik gelişime yöneltti.El interés por el entorno social le llevó a estudiar Economía.
Güney Kore 1996'da da Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'ne üye oldu.Nel 1996 la Corea del Sud diventò membro dell'Organizzazione per la cooperazione e lo sviluppo economico.
Rosie the Riveter yaygın olarak feminizm ve kadınların ekonomik gücünün bir sembolü olarak kullanılır.Oggi, Rosie the Riveter è comunemente usata come simbolo del femminismo e del potere economico delle donne.
Aşağıdaki çizelge 1980-2017 arası ana ekonomik göstergeleri göstermektedir.La seguente tabella mostra i principali indicatori economici tra il 1980 e il 2017.
1950 yılından beri Abruzzo düzenli ekonomik büyümeye sahiptir.Infatti dal 1950 l'Abruzzo ha avuto una crescita costante del PIL.
Yeltsin’in ekonomik reform programı 2 Ocak 1992 tarihinde yürürlüğe girer.Il programma di riforme economiche di El'cin entrò in vigore il 2 gennaio 1992.
Yaldızlı Çağ, özellikle Kuzey ve Batı'da hızlı bir ekonomik büyüme dönemiydi.La Gilded Age è stata un periodo di rapida crescita economica, in particolare nel nord e nell'ovest.
Bu devletler birbirleriyle hem askeri hem de ekonomik anlamda rekabet halinde olmuşlardır.I tre regni rivaleggiavano tra loro sia economicamente sia militarmente.
1960'ların başlarında Çekoslovakya, ekonomik bir gerileme dönemi geçirmeye başladı.Nei primi anni sessanta, la Cecoslovacchia subì una recessione economica.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.La nostra lotta è per la nostra indipendenza.
Bu abluka Gazze’de büyük ekonomik ve insani problemlere sebep oldu .L'embargo ha portato ad un considerevole danno economico e a problemi umanitari a Gaza.
Çin Arap Ekonomik ve Kültürel Forumu, Ürdün Haşimi Krallığı (2013).Cֺhinese Arab Economic and Cultural Forum, Regno Ascemita di Giordania (2013).
Ekonomik ve siyasî göçler imparatorlukta çapraz bir etki yaratmıştı.L'epidemia ebbe drastici effetti sociali e politici in tutto l'impero romano.
Londra; New York, MacMillan; St. Martins Basımı (1978) Ekonomik Kriz ve Amerikan Toplumu.Londra, New York, MacMillan, St. Martins Press, 1978.
Bu süre içinde Mısır'da ekonomik ve mimari gelişmeler yaşandı.Durante questo periodo l'immigrazione e l'espansione svedese continuarono.
Ancak her siyasi görüşün gerçekte ekonomik temeli olur.In altre parole, qualunque sistema politico si basa su di un consenso di fondo.
Cali, Güneybatı Kolombiya'da ekonomik, endüstriyel ve tarım merkezi oluşturur.Cali è il principale centro commerciale, industriale ed agricolo del sud-ovest della Colombia.
Bu yolla Fransız yönetimi Saar’la ekonomik birliğe gitmeyi amaçlamıştır.Scopo della sua introduzione era preparare un'unione economica della Saar con la Francia.