ekonomik ile cümle
ekonomik kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
2007 mali krizinden sonra bile 1992'den beri kesintisiz olarak ekonomik bir büyümeye sahipti.Hinzu kam eine seit 1992 überproportional steigende Inflationsrate.
Ancak her siyasi görüşün gerçekte ekonomik temeli olur.Jede Wissenschaft beruhe vielmehr auf bestimmten politischen Grundanschauungen.
2004 yılında Ekonomik ve Sosyal Konsey üyeliğine atanmıştır.2004 wurde er finanz- und medienpolitischer Sprecher der Fraktion.
Millî gelir bir ülkenin ekonomik gücünü gösterir.Das Inlandsprodukt ist ein Indikator für die wirtschaftliche Leistungsfähigkeit einer Volkswirtschaft.
Modern ekonomik sistemlerde, teknik olarak bu hak sadece merkez bankasınındır.In Preußen blieb aus technischen Gründen nur das Finanzministerium bestehen.
Ekonomik alanda Arjantin'i devletçiliğe dayalı bir sanayileşme sürecine soktu.Des Weiteren verwandelte Roca die argentinische Wirtschaft in eine staatsgelenkte Wirtschaft.
Sovyetler Birliği ekonomisi, Sovyetler Birliği'nin ekonomik yapısını tanımlar.Die Eurasische Wirtschaftsunion folgt dem Vorbild der Europäischen Union.
Kur dalgalı döviz kontrolleri kaldırarak ekonomik liberalleşme ve istikrar programı izlemiştir.Ein starker reinigender Wind wird das wirtschaftliche oder berufliche Feudalsystem entfernen.
Bu muhalefetin sebebi insanı değil, ekonomikti.Nicht die Droge ist’s, sondern der Mensch.
Bu, ekonomik ve siyasal alanın daha çok bütünleşmiş olması anlamına gelmektedir.Hier ist die sozioökonomische Situation der Länder offensichtlich entscheidender.
Bu anlamda cumhuriyetler arasında siyasi ve ekonomik antlaşmalar yapılmıştır.Es begann die wirtschaftliche und politische Zusammenarbeit unter diesen Staaten.
Ekonomik faaliyet olarak yoğun bir şekilde nakliyecilik de yapılmaktadır.In sehr begrenzter Form findet auch ein Geschäftsreiseflugbetrieb statt.
Azdavay´da gerek ekonomik gerek kültürel ve gerekse sosyal gelişme yavaş bir seyir takip etmektedir.Olga will unbedingt finanzielle Sicherheit und sozialen Aufstieg.
Ekonomik olarak pahalı olması.Es trägt sich wirtschaftlich selbst.
2008 yılında Dünya Ekonomik Formunda "Uluslararası Genç Yöneticiler" listesinde de yer almıştır.Sie wurde 2002 auch von der Time in der Liste der "Global Influentials" geführt.
Ekonomik bir değeri yoktur.Wirtschaftlich hat er keine Bedeutung.
Ardından partisinin ekonomik ve sosyal işlerden sorumlu üyesi oldu.Später war er für wirtschaftliche und soziale Angelegenheiten zuständig.
Bu nedenle ekonomik açıdan gelişebilecek bir noktada bulnumaktaydı.Dort wurde er in Wirtschaftsgeschichte promoviert.
Bu uygulamanın gündeme gelmesinde ekonomik, siyasal, cinsel ya da kişisel bir talep söz konusudur.Typisch für diese Maßnahmen ist die Arbeit an einem gemeinnützigen, sozialen oder lokalen Projekt.
Bu yüzden çiftçilerin devlet destekli ekonomik sistem ile desteklenmesi gerektiğini düşündü.Er war der Meinung, dass Märkte die wirtschaftliche Entwicklung des Landes unterstützen sollten.
Ekonomik ve siyasi kapitülasyonlar ise tamamıyla kaldırıldı.Die politischen und wirtschaftlichen Strukturen waren weitestgehend zusammengebrochen.
Ancak son yıllarda daha çok ekonomik liberalleşmeye yönelmiştir.Im Land kam es in den letzten Jahrzehnten zu einer vorsichtigen politischen Liberalisierung.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Rusya'nın ekonomik istatistiklerini yeniden hesaplamaya başladı.Nach dem Zerfall der Sowjetunion stellte sich die Frage nach der Kontinuität der russischen Geschichte erneut.
Ekonomik ve sosyal yapıda büyük değişikliklerde bulundu.Es kam zu einschneidenden Veränderungen im wirtschaftlichen und kulturellen Bereich.
Çin, sürekli ekonomik kalkınmayı sağlamak için "beş yıllık plan" stratejisini yerine getirmiştir.Die Volksrepublik China verwendet Fünfjahrespläne zur Planung der Volkswirtschaft.
Kapak; gündemi belirleyen siyasî, ekonomik ya da sosyal olayları karikatürize eder.Der Comic nimmt immer Bezug auf aktuelle politische oder gesellschaftliche Belange und karikiert diese.
Barsbay'in hukumet doneminde Misir bir ekonomik kriz gecirmistir.Doch in Kabiras Umfeld leidet Monty unter Alpträumen.
Döneminde ekonomik olarak en önemli kurumdu.Es war eine der wirtschaftlich wichtigsten Techniken in jener Zeit.
Ülkenin ekonomik merkezi Sarı Nehir'den güneye taşındı.Er floh mit seiner Mutter nach Süden über den Gelben Fluss.
Temelini ekonomik bağımsızlık oluşturur.Der Verband betont seine finanzielle Unabhängigkeit.
Ekonomik gücü, mensuplarının işlettiği firmalardan kaynaklanmaktadır.Der Unternehmer wird durch die von ihm wahrgenommenen unternehmerischen Funktionen beschrieben.
Çoğunluk raporu Ekonomik olarak bağlı bir Ayrılma Planı sundu.Dieser Haushalt besteht aus mehreren Personen, die einen gemeinsamen Wirtschaftsplan aufstellen.
Kümes hayvancılığı sadece birkaç aile tarafından ekonomik bir uğraş olarak yapılmaktadır.Der Walfang spielt nur in einigen wenigen Regionen eine ökonomische Rolle.
Şirket reklamlarında yazılımın özellikle kullanılabilir ve ekonomik olmasını vurgulamaktadır.Exemplarisch zeigt das Magazin, wie IT in Unternehmen implementiert werden kann.
Avcılık ve tuzakçılık günümüzde hâlâ önemli bir ekonomik faaliyettir.Wein und Seehandel sind noch heute wichtige Wirtschaftsfaktoren.
Büyük oteller her zaman ekonomik başarı elde edebilmiş değillerdir.Größe verspricht nicht immer Erfolg.
San Marino ise ekonomik sorunlardan dolayı katılamayacağını açıklamıştır.Als Erklärung nannte San Marino finanzielle Gründe.
Mahallede bulunan yakınlarına önemli ekonomik katkı sağlamaktadırlar.Für die Naherholung der Bewohner der Region nehmen sie allerdings eine sehr wichtige Position ein.
Bu devletler birbirleriyle hem askeri hem de ekonomik anlamda rekabet halinde olmuşlardır.Diese standen miteinander im Wettbewerb um militärische, politische und auch wirtschaftliche Macht.
Tarım, Gerze İlçesi’nin sosyal ve ekonomik hayatında önemli bir yere sahiptir.Die Landwirtschaft spielt nach wie vor eine bedeutende Rolle in der finnischen Wirtschaft und Gesellschaft.
Demir işleme, özellikle 20. yüzyılda Laichingen'de gelişen ekonomik faaliyettir.Auch die Eisenverarbeitung, insbesondere der Werkzeugbau blühte im 20. Jahrhundert in Laichingen auf.
Yaygın kullanılan ve ekonomik olan bir çatı türüdür.Es ist eine weit verbreitete und gebietsweise häufige Taubenart.
Köy, ekonomik sıkıntı içindedir.Die Farm befindet sich in wirtschaftlichen Schwierigkeiten.
Dolayısıyla daha hızlı, daha ekonomik ve yapımı daha kolay olmaktadır.Sie ist kompakter, leichter und günstiger in der Herstellung.
Japonya'nın dış yardımları yurttaki ekonomik yavaşlamadan dolayı kısmen azalıyor.L'aide internationale du Japon diminue en partie à cause d'un ralentissement de l'économie intérieure.
Bazıları bunun ekonomik katılımını ve diğer faaliyetlerini kısıtladığını iddia ediyor.Certains allèguent que cela restreint leur participation à l'économie et à d'autres activités.
Karmaşık ekonomik ve kurumsal faktörler Japonya’nın savaş sonrası büyüme faktörlerini oluşturdu.Des facteurs économiques et institutionnels complexes affectent la croissance d'après-guerre du Japon.
Doha, Katar'ın ekonomik merkezidir.Doha est le centre économique du Qatar.
İstanbul:Kültür Bakanlığı ve Türkiye Ekonomik Ve Toplumsal Tarih Vakfı ortak yayınları.Beşiktaş, İstanbul: Kültür Bakanlığı Ile Türkiye Ekonomik Ve Toplumsal Tarih Vakfı'nın Ortak Yayınıdır, 1890.
Bu şehirlerin arasında iki küresel kent ve ekonomik merkez olan Zürih ve Cenevre de vardır.Parmi elles, Zurich et Genève sont deux importants centres économiques et des villes mondiales.
1985'te RCD'nin bir uzantısı olarak Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) kuruldu.En 1985, la fondation de l'Organisation de coopération économique (ECO) se pose comme une évolution de la RCD.
Çin Arap Ekonomik ve Kültürel Forumu, Ürdün Haşimi Krallığı (2013).Forum Économique et Culturel Arabo-Chinois, Le Royaume Hachémite de Jordanie (2013).
Mecliste daha çok ekonomik konularla ilgilenip 1882 yılında ise bütçe raportörü olarak görev yaptı.Il se consacra surtout aux questions financières et en 1882 fut rapporteur du Budget.
1976 - Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi yürürlüğe girdi.1976 : entrée en vigueur du pacte international relatif aux droits économiques, sociaux et culturels.
Liberal bir iş adamı olarak, ekonomik komitelere katıldı.Comme entrepreneur libéral, il a siégé dans un certain nombre de comités économiques.
Sosyolojik ve ekonomik açıdan da bu konu önemlidir.Tant sur les plans religieux que sociétal et économique, le sujet est majeur.
Fakat bunun nedeni ideolojik değil ekonomik idi.Non pas d'ailleurs pour des raisons économiques mais idéologiques.
Finans Bakanlığı sırasında ülke dengesiz bir ekonomik büyüme devresinden geçiyordu.Sous sa direction, le pays connaît une croissance économique sans précédent.
İnsanlık tarihinin çoğunda sosyo-ekonomik örgütlenmenin en yaygın biçimi olmuştur.Ils ont été la forme la plus commune de l'organisation socio-économique pour la plupart de l'histoire humaine.
1 Ocak - Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.1er janvier : élargissement de la Communauté économique européenne.