ekonomik ile cümle

ekonomik kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Kahire Mısır ve çevre ülkelerinin politik, ekonomik ve kültürel merkezi konumundadır.Kairo ist das politische, wirtschaftliche und kulturelle Zentrum Ägyptens und der Arabischen Welt.
Ekonomik zararı yüksektir.Der wirtschaftliche Schaden ist beträchtlich.
Nakliyecilik, özellikle de uluslararası taşımacılık, ilçenin en önemli ekonomik kaynağıdır.Grenzverkehr und damit verbundener Handel sind die Hauptwirtschaftsfaktoren.
Palau'da Turizm ve balıkçılık yaygın ekonomik etkinliklerdir.Jagd und Fischerei sind in Finnland weit verbreitete Beschäftigungen.
Daha muhafazakâr bir ekonomik reform paketleri uyguladı.Er vertrat eine gemäßigt reformerische Richtung.
1923 yılı ekonomik krizlerin yoğun olarak yaşandığı bir yıl oldu.Im wirtschaftlich schwierigen Jahr 1923 wurde ein neues Werk bezogen.
Türkçede Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (BADET) anlamına gelmektedir.Die Westafrikanische Wirtschaftsgemeinschaft (ECOWAS) versuchte zu vermitteln.
Ama Chievo takımı, 1936 yılında ekonomik sıkıntılardan dolayı dağıtıldı.Der neugotische Turmaufsatz wurde wegen Baufälligkeit 1961 abgetragen.
Ancak bu şans ekonomik bir getiriye dönüştürülmemiştir.Allerdings brachten diese Siege keinen wirtschaftlichen Erfolg.
Bunların 50-60 kadarının ekonomik üretimi yapılmaktadır.Insgesamt werden 50 bis 60 Arbeitsplätze eingespart.
Mecliste daha çok ekonomik konularla ilgilenip 1882 yılında ise bütçe raportörü olarak görev yaptı.Ribot widmete sich insbesondere Finanzfragen und war 1882 Berichterstatter des Budgets.
Olaylar dinî olarak değerlendirilse de çoğunlukla siyasi ve ekonomik nedenlere dayanır.Häufig werden diese jedoch aus politischen und wirtschaftlichen Gründen zu hoch angesetzt.
İlçe, ekonomik ve altyapısal olarak hızla gelişmektedir.Dabei stieg er schnell wirtschaftlich und gesellschaftlich auf.
Türkiye'den Batı Avrupa'ya ve aynı zamanda İsviçre'ye ekonomik göçmenler geldi.Aus der Türkei kamen viele Gastarbeiter nach Westeuropa und damit auch in die Schweiz.
Mali ve ekonomik krizin etkileri ciddi boyutlarda idi.Zudem wäre das Risiko großer Finanz- und Wirtschaftskrise viel geringer.
Dünya Ekonomik Forumu'nun Genç Siyasi Liderler Komitesi üyeliğinde bulunmaktadır.Er ist Mitglied der Young Global Leaders Community des World Economic Forum.
BBIC firması Bellingham'ın ekonomik gelişimine çok büyük çapta katkıda bulundu.Das Gemeinschaftsunternehmen hängt stark vom Erfolg des BrahMos-Projektes ab.
1994'te de ise İzlanda Avrupa Ekonomik Alanı'nın bir üyesi oldu.Seit 1994 ist Island Mitglied des Europäischen Wirtschaftsraums (EWR).
1958 - Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.1958: Die Europäische Zahlungsunion endet.
Bu dönemde Çin ekonomik ve teknolojik olarak Avrupa'nın gerisinde kalmaya başladı.Noch bis in die Neuzeit war China den europäischen Ländern wirtschaftlich und technisch überlegen.
Walker ekonomik nedenlerle Aralık 1967’de Sovyetler Birliği için casusluk yapmaya başlar.Walker begann 1967 für den sowjetischen Geheimdienst zu arbeiten.
Hastalık her yıl 8 milyar USD'lik ekonomik kayba neden olmaktadır.Das entspricht einem Umsatz von acht Milliarden Dollar pro Jahr.
Londra; New York, MacMillan; St. Martins Basımı (1978) Ekonomik Kriz ve Amerikan Toplumu.London, New York 1994: MacMillan und St. Martin's Press.
Bu dönemde özellikle oteller ekonomik krize girmiştir.Zum einen mit der zur damaligen Zeit stattfindenden Weltwirtschaftskrise.
Sosyal ve Ekonomik Bilimler alanında da eğitimini tamamlamıştır.Ein Studium der Sozial- und Wirtschaftswissenschaften brach er kurz vor Ende ab.
Şap madeni günümüzde ekonomik değerini yitirdiği için artık çıkartılmamaktadır.Heute lohnt sich dieser Abbau wirtschaftlich nicht mehr.
Ekonomik alanda da Cevher önemli reformlar yaptı.Die EU forderte massive Strukturreformen.
1950 yılından beri Abruzzo düzenli ekonomik büyümeye sahiptir.Seit 1950 erlebt Bergneustadt ein starkes industrielles Wachstum.
Astana'nın başkent olması kentin ekonomik gelişimine güçlü bir destek vermiştir.Seit Astana als Hauptstadt fungiert, erlebt die Stadt ein starkes Wirtschaftswachstum.
Dünya Ekonomik Forumu'nun kurucusu ve başkanıdır.Er ist Gründer und Präsident des Internationalen Politik Forums.
Gürses üç yaşındayken ekonomik nedenlerden dolayı ailecek Adana'ya göç ettiler.Aus wirtschaftlichen Gründen zog die Familie nach Adana um.
Ayrıca Haziran 2012'de Tek Sağlığın ekonomik faydalarını yayınladı .Im Januar 2012 veröffentlichte sie die Single Leben.
Halkın kültür seviyesi ve ekonomik durum çok düşüktür.Das sozioökonomische Niveau der Bevölkerung ist gering.
Ekonomik sıkıntı çekti.Hille war in wirtschaftliche Schwierigkeiten geraten.
Ancak 1995'ten 2005'e kadar Afrika'nın ekonomik büyümesi ortalama %5'tir.1995 bis 2005 lag das jährliche Wirtschaftswachstum bei 3 %.
1 Ocak - Yunanistan Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliğine kabul edildi.1. Januar: Griechenland wird zehntes Vollmitglied der Europäischen Gemeinschaft.
Avusturya ekonomik entegrasyonda önemli aşamalar kaydetmiştir.Bei der Statistik Austria ist eine Wirtschaftskurie eingerichtet.
Bu inşaat patlaması bölgeye o dönemde ekonomik refah getirdi, buna karşın çevre kirliliğine yol açtı.Der Geigenbau brachte dem Ort einen gewissen Wohlstand, nachdem dort lange Zeit Armut geherrscht hatte.
Sendikaların da ekonomik politikaya tepkisi yoğunlaşıyordu.Für die Gewerkschaften wichtig waren auch die politischen Rahmenbedingungen.
Basit ve ekonomik oluşu, tercih sebebidir.Sein persönlicher, ökonomischer Vorteil ist die einzige Entscheidungsgrundlage.
Ancak, Alman ekonomik mucizesi ile tekrar rahata kavuştu.Nach dem Krieg konnte es Hans dank des deutschen Wirtschaftswunders wieder zu etwas bringen.
1980'lerin başında ekonomik sorunlar belirmeye başladı.Anfang der 1990er Jahre ergaben sich finanzielle Probleme.
Bu balıklar ekonomik amaçlı sadece Malavi Gölü'nün en güney kısmında avlanırlar.Allerdings wird nur der südlichste Teil des Malawisees wirtschaftlich nach ihnen befischt.
Ancak ürünlerin ekonomik katkısı çok azdır.Der kommerzielle Umfang solcher Kulturen ist jedoch gering.
Bunun sonucu olarak, şehirdeki ekonomik koşullar kötüleşti.In der Folge kam es in der Stadt zu schwersten wirtschaftlichen Problemen.
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.Finanzielle Nöte zwingen ihn zur Rückkehr nach Wien.
2009 ve 2010 yılında, Çek Cumhuriyeti güçlü bir ekonomik kriz yaşamış ve GSYİH %4,5 oranında azalmıştır.Durch die weltweite Finanz- und Wirtschaftskrise erfuhr die EU 2009 eine Rezession um 4,4 %.
İnsanlar ekonomik yönden çeşitli alanlara yönelerek yeni işler edinmişlerdir.Sie versprach, mit neuen Konzepten die wirtschaftlichen Probleme anzugehen.
Hizmetçilik ülkeler arası, kırsaldan kente veya sosyo-ekonomik duruma göre çeşitlilik göstermektedir.Unterschiede in der Arbeit sind zum Beispiel zwischen städtischem und ländlichem Raum zu finden.
Ancak ekonomik sıkıntılar nedeniyle araçtan yalnızca 55 adet üretilebilmiştir.Kriegsbedingt wurden jedoch nur 55 Lokomotiven ausgeliefert.
Ekonomik olarak ise sosyal piyasa ekonomisini savunur.Die Verteidigung der freien sozialen Marktwirtschaft.
20. yüzyılın sonlarına doğru, maden artık ekonomik açıdan çalıştırılabilir değildi.Um 1900 ließ sich die Mine nicht mehr wirtschaftlich betreiben.
Her iki ülkede geniş çaptı ekonomik reformlar yapıldı.In beiden Territorien wurde die Reformation eingeführt.
18. ve 19. yüzyılda kasaba, gelişkin bir ekonomik merkez özelliğine sahip olmuştur.Im 10. und 11. Jahrhundert waren es Mönche, die maßgeblich die wirtschaftliche Entwicklung beeinflussten.
Ancak ülkede ekonomik durum çok kötüydü.Wirtschaftlich lag das Land aber darnieder.
Ulusal kapitalizm, ekonomik milliyetçilikle ilgilidir.Der Währungshandel ist verstaatlicht.
193. ^ a b "Ekonomik Yapı".S. 2 „Factory Bill“.
Problem ekonomik ve sosyaldi.Ein wirtschaftliches und soziologisches Problem.
Tekrar-kullanılabilirlik teknik ve ekonomik olarak çeşitli avantajlar sunmaktadır.Verwertungsmaßnahmen müssen technisch möglich und wirtschaftlich vertretbar sein.
Halkın genelinin ekonomik durumu iyidir.Die Ökonomik der Bevölkerungsqualität.

İlgili Sayfalar