Ana içeriğe geç
Sözlük

ekonomik ile cümle

ekonomik kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
4
HECE
10
ORT. KELİME
Romanya küresel ekonomik krizden ağır etkilendi.Romania has been hit badly by the global economic turmoil.
Ekonomik krizin etkisini yumuşatma amaçlı tedbirler Dünya Bankası kredisiyle desteklenecek.A World Bank loan will underpin measures to cushion the impact of the economic crisis.
Romanya'nın kültür sektörü küresel ekonomik krizden kötü etkilendi.Romania's cultural sector has been shaken badly by the global economic crisis.
Ekonomik bağımlılık, Sırp medyası üzerindeki devlet nüfuzunun en etkili biçimi olmaya devam ediyor.Economic dependence remains the most effective form of state influence on the Serbian media.
Güneydoğu Avrupa ekonomileri küresel ekonomik krizle mücadele ediyorlar.Southeast European economies battle the world economic crisis.
Arnavutluk Ekonomik Araştırmalar Merkezi İcra Başkanı Zef Preci. [Zef Preci]Zef Preci, executive director of the Albanian Centre for Economic Research. [Zeri Preci]
Miskoviç, "Sırbistan'ın çıkarı çevre pazarları ekonomik açıdan fethetmektir." dedi."The Serbian interest is to economically conquer the surrounding markets," he noted.
Sırbistan ekonomik krize bütçe ayarlamasıyla tepki veriyorSerbia reacts to economic crisis with budget rebalance
Murray Rothbard, ekonomik kalkınmada girişimciliğin önemli rol oynadığını savunmuştu. [Wikipedia]Murray Rothbard advocated the role of entrepreneurship in economic development. [Wikipedia]
IMF'nin 13 Aralık'taki tahminine göre, Makedonya gelecek yıl %2'lik bir ekonomik büyüme kaydedecek.Macedonia will register economic growth of 2% next year, the IMF predicted on December 13th.
Bugün yapılan her şey ekonomik bir doğaya sahip."All that was done today is of an economic nature."
Bitolalı Baulovski ise, çetin ekonomik şartlar nedeniyle Nisan 2008'de ülkeden ayrılmış.Bitola native Baulovski left in April 2008 due to a rough financial situation.
İş adamları Karadağlı mevkidaşlarıyla ekonomik işbirliğini ilerletme konulu bir anlaşma imzaladılar.They signed an agreement with their Montenegrin counterparts on enhanced economic co-operation.
Ekonomik durumun kötüleşmesinin bir etkisi olarak halk desteği zayıfladı.Popular support fell against a backdrop of worsening economic times.
Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) yedek üyelik başvurusunda bulundu.Turkey applies for associate membership in the European Economic Community (EEC).
Gözlemcilerin de kabul ettiği gibi, Kosova kritik ekonomik zorluklarla karşı karşıya.Kosovo, observers agree, faces grave economic challenges.
İş dünyası: Makedonya ve Arnavutluk ekonomik işbirliği konusunda anlaştılarBusiness: Macedonia, Albania agree on economic co-operation
Ekonomik işbirliği Arnavutluk ve Makedonya için önde geliyor.Economic co-operation is forthcoming for Albania and Macedonia.
IMF yeni Dünya Ekonomik Görünümünü yayınladı. [Reuters]The IMF released its new World Economic Outlook. [Reuters]
Ekonomik büyüme ülke çapında daha hızlı ve daha kolay bir taşımacılığı gerekli kılıyor.Economic growth demands faster and easier cross-country transit.
Romanya'nın 2006'daki ekonomik performansına ilişkin tahmin yürütmek riskli bir iş.Forecasting Romania's economic performance in 2006 is a risky business.
Juriç, ekonomik krizden önce inşaat sektöründe çalışıyormuş.Juric worked in construction before the financial crisis hit.
Arnavutluk İle Sırbistan-Karadağ Ekonomik İşbirliğini ArtıracakAlbania and Serbia-Montenegro Intensify Economic Co-operation
Dani Rodrik'in de belirttiği gibi serbest ticaret, her zaman ekonomik büyümeye yol açmıyor.As Dani Rodrik put it, free trade is not always conducive to economic growth.
Kadına yönelik ayrımcılık, ekonomik verilerde de kendini gösteriyor.Discrimination against women is also evident in the economic sphere.
Parivodiç, "Sırbistan'ın siyasi ve ekonomik gelişiminde olumlu bir trend görüyoruz."We see a positive trend in Serbia's political and economic development.
Bu da Sırbistan'daki ekonomik durumun daha iyi ve daha istikrarlı hale getirmelidir," dedi.This should reflect on a better and more stable economic situation in Serbia," Parivodic said.
Bunun ürettiği ekonomik büyümenin beklediklerinden yüksek olduğunu kabul ettiler.They admitted the economic growth it generated was larger than they expected.
Hızlı bir ekonomik büyüme neden yeterli değil?Why fast economic growth isn't enough
Sağduyumuz bize, ekonomik büyümenin siyasi istikrarla tamamlayıcı unsurlar olduklarını söylüyor.Conventional wisdom assumes that growth goes hand in hand with political stability.
Böylece Batıdaki ekonomik milliyetçilik, Doğuda da ekonomik milliyetçiliğe yol açıyor.Economic nationalism in the West thus spurs economic nationalism in the East.
Hızlı bir ekonomik büyüme, her derde deva bir ilaç değil.High economic growth is not a panacea.
Ancak kampanyaların önemli bir konu başlığını ekonomik kriz oluşturuyor.One key campaign issue, however, is the economic downturn.
Basescu, ülkedeki ekonomik krizi hafifletmede başarılı olacağı yönündeki umudunu dile getirdi.He voiced hope that it would succeed in alleviating the country's economic crisis.
IMF'ye göre bu, ülkedeki ekonomik faaliyetlerin yüzde 50 kadarını oluşturuyor.According to the IMF, this accounts for as much as 50 per cent of economic activity in the country.
Ekonomik ve sosyal kalkınma çalışmalarına ayrılacak olan rakam yaklaşık 7.6 milyon avro olacak.Around 7.6m euros will be allotted to economic and social development.
İki ülke arasındaki ekonomik işbirliği sürekli yükseliş halindeydi.Economic co-operation between the two countries has been steadily on the rise.
Arnavutluk'un ekonomik performansı inceleniyorBusiness: Albania's economic performance under review
IMF, Arnavutluk'un ekonomik performansının ilk incelemesini tamamladı.IMF completes the first review of Albania's economic performance.
İş dünyası: Yeni tedbirler Sırbistan'da ekonomik krizi çözmeyi amaçlıyorBusiness: New measures sought to solve Serbian economic crisis
Sırp hükümeti ekonomik krizle mücadele amaçlı yeni tedbirler hazırlayacak.The Serbian government will come up with new measures to combat the economic crisis.
Dacia'nın kararına küresel ekonomik kriz ve Ocak ayında satışların kötü gitmesi yol açtı.The global economic crisis and poor sales in January prompted Dacia's decision.
Anlaşma kapsamında Türkiye'nin ekonomik havayolu şirketi Pegasus da Makedon pazarına girdi.The deal also marked the entrance of Turkish low-cost air carrier Pegasus to the Macedonian market.
Hükümet'in ayrıca, kısa vadeli ekonomik önceliklerine ilişkin olarak ek belgeler sunması bekleniyor.The government is also expected to file additional documents on near-term economic priorities.
Taki, yeni planın bölgedeki ekonomik durumu iyileştirmeyi de hedeflediğini de sözlerine ekledi.He added that the new plan also aims to improve the economic situation in the area.
Satışlarda dik bir düşüş yaşanırken, ekonomik krizin vurduğu perakendeciler dava açtılar.As sales plummeted, retailers hit by the economic crisis filed a lawsuit.
Balkanlar'da 17 Mart'tan bu yana iş ve ekonomik haberlerine genel bakış.A review of business and economic news from the Balkans since 17 March.
İvaniç, "Yıl sonuna doğru ciddi ekonomik sorunlar ve ciddi bir kaynak yetersizliği bekliyoruz."By the close of the year, we are expecting serious economic problems and a serious lack of funds.
Şimdiye dek görülmemiş bu artış, yeni sabit vergi oranının yanı sıra ekonomik büyümeye bağlanıyor.The unprecedented increase is being attributed to the new flat tax, as well as economic growth.
CEFTA'nın başlıca amacı üye ülkeler arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmek. [CEFTA]The main goal of CEFTA is to develop economic relations among member countries. [CEFTA]
Polisin sorguladığı kaçak göçmenlerin çoğu, gidiş sebeplerinin ekonomik olduğunu söylüyor.Most illegal migrants interviewed by the police cite economic reasons as their main motivation.
Düşüş genel ekonomik krize bağlandı.The overall economic crisis was blamed for the decline.
Son birkaç yıldır ekonomik büyüme, bölgede genel olarak görülen bir özellik.During the last few years, economic growth has been a general feature across the region.
Ekonomik reformlar, daha geniş ya da dar kapsamlı olarak tüm ülkelerde gelişme gösteriyor.Economic reforms have been advancing, to a greater or lesser extent, in all countries.
Yunan halkının büyük kısmı, ekonomik düzelmenin bedelinin haksız dağıtıldığı görüşünde.Many Greeks say the cost of economic recovery continues to be unfairly distributed.
AB enerji yetkilileri ekonomik hasarı değerlendirmek üzere Pazartesi günü Brüksel'de toplanıyorlar.EU energy officials are meeting in Brussels on Monday to assess the economic damage.
AB’ye katılan ülkelerde ekonomik, siyasi ve kurumsal düzenlemeler yapılmalıEconomic, political and institutional adjustments needed for countries joining the EU
Devam eden ekonomik krizin etkisini ölçmek zor olmasına karşı bu büyüyen bir faktör.The influence of the ongoing economic crisis is hard to gauge, though it is a growing factor.
Ekonomik kriz yüzünden, temsilci 2010 başlarına kadar göreve başlayamayacak.Because of the economic crunch, the representative will not start working until early 2010.
Lider ülkeyi küresel ekonomik krizden kurtarma sözü de verdi.He promised to lead the country through the global economic crisis.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod