ekmeği ile cümle

ekmeği kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
11
ORT. KELİME
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.저희가 가로되 주여 이 떡을 항상 우리에게 주소서
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Le dijeron: --Señor, danos siempre este pan
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Mondának azért néki: Uram, mindenkor add nékünk ezt a kenyeret!
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Niin he sanoivat hänelle: "Herra, anna meille aina sitä leipää".
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Reko mu torej: Gospod, daj nam vsekdar tega kruha.
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Tedy mu rzekli: Panie! daj nam zawsze tego chleba.
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Vtedy mu povedali: Pane, dávaj nám vždy ten chlieb.
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Ειπον λοιπον προς αυτον Κυριε, παντοτε δος εις ημας τον αρτον τουτον.
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.Казали ж до Него: Господи, всякого часу давай нам хлїб сей.
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.На это сказали Ему: Господи! подавай нам всегда такой хлеб.
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.ויאמרו אליו אדני תנה לנו תמיד את הלחם הזה׃
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.فقالوا له يا سيد اعطنا في كل حين هذا الخبز.
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.他 們 說 、 主 阿 、 常 將 這 糧 賜 給 我 們
Onlar da, ‹‹Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!›› dediler.他 們說 、 主阿 、 常將這糧賜給 我 們
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.De discipelen hadden twaalf manden nodig om het overschot op te halen.
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.I sebrali a naplnili dvanácte košů drobtů z pěti chlebů ječných, kteříž pozůstali po těch, jenž jedli.
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.이에 거두니 보리떡 다섯개로 먹고 남은 조각이 열 두 바구니에 찼더라
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.Zbero torej in napolnijo dvanajst košev koscev od petih hlebov ječmenovih, ki so ostali tem, ki so jedli.
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.Зібрали ж і наповнили дванайцять кошів окрушин із пяти хлїбів ячних, що зосталось у тих, що їли.
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.И собрали, и наполнили двенадцать коробов кусками от пяти ячменных хлебов, оставшимися у тех, которые ели.
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.ויאספו וימלאו שנים עשר סלים בפתותי חמש ככרות לחם השערים הנותרים לאכליהם׃
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.فجمعوا وملأوا اثنتي عشرة قفة من الكسر من خمسة ارغفة الشعير التي فضلت عن الآكلين.
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.他 們 便 將 那 五 個 大 麥 餅 的 零 碎 、 就 是 眾 人 喫 了 剩 下 的 、 收 拾 起 來 、 裝 滿 了 十 二 個 籃 子
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.他 們便將 那 五 個大麥餅 的 零碎 、 就是 眾人喫 了 剩下 的 、 收拾 起來 、 裝滿 了 十二 個 籃子
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Då talade de med varandra om att de icke hade bröd med sig.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Ekkor egymás között tanakodván, mondának: Nincs kenyerünk.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Ellos discutían los unos con los otros, porque no tenían pan
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.E quelli dicevano fra loro: «Non abbiamo pane»
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.In premišljajo sami pri sebi in govore: To pravi, ker kruha nimamo.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.I přemyšlovali, řkouce jeden k druhému: Chleba nemáme.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.I rozmawiali między sobą i rzekli: O tem snać mówi, że nie mamy chleba.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.제자들이 서로 의논하기를 이는 우리에게 떡이 없음이로다 하거 늘
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Les disciples raisonnaient entre eux, et disaient: C`est parce que nous n`avons pas de pains.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Môn-đồ nói cùng nhau rằng : Ấy_là vì chúng_ta không có bánh .
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Môn-đồ nói cùng nhau rằng: Ấy là vì chúng ta không có bánh.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Niin he puhuivat keskenään siitä, ettei heillä ollut leipää.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Og de tænkte med hverandre: "Det er, fordi vi ikke have Brød."
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Og de talte sig imellem: Det er fordi vi ikke har brød med.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Pelo que eles arrazoavam entre si porque não tinham pão.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Ucenicii se gîndeau şi ziceau între ei: ,,Fiindcă n'avem pîni.``
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Und sie gedachten hin und her und sprachen untereinander: Das ist's, daß wir nicht Brot haben.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Vtedy rozmýšľali medzi sebou, vraj chleba nemáme.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar."Wat zegt Hij nou?" vroegen de discipelen elkaar. "Hij bedoelt zeker dat we vergeten zijn brood mee te nemen."
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.Και διελογιζοντο προς αλληλους, λεγοντες οτι αρτους δεν εχομεν.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.И, рассуждая между собою, говорили: это значит , что хлебов нет у нас.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.И те разискваха помежду си, думайки: Това е защото нямаме хляб.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.І міркували вони між собою, кажучи: Се, що хлїба не маємо.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.ויחשבו ויאמרו איש אל רעהו על כי לחם אין אתנו׃
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.ففكروا قائلين بعضهم لبعض ليس عندنا خبز.
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.他 們 彼 此 議 論 說 、 這 是 因 為 我 們 沒 有 餅 罷
Onlar ise kendi aralarında, ‹‹Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor›› şeklinde tartıştılar.他 們 彼此 議論說 、 這是 因為 我 們沒 有 餅罷
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.A stalo sa, keď si sadol s nimi za stôl, že vzal chlieb a dobrorečil a lámal a podával im.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.Ðương khi Ngài ngồi ăn cùng hai người , thì lấy bánh , chúc tạ , đoạn , bẻ ra cho họ .
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.Ðương khi Ngài ngồi ăn cùng hai người, thì lấy bánh, chúc tạ, đoạn, bẻ ra cho họ.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.És lõn, mikor leült velök, a kenyeret vévén, megáldá, és megszegvén, nékik adá.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.Estando com eles � mesa, tomou o pão e o abençoou; e, partindo-o, lho dava.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.In zgodi se, ko je sedel ž njima za mizo, vzame kruh in blagoslovi ter ga prelomi in jima podaje.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.I stalo se, když seděl s nimi za stolem, vzav chléb, dobrořečil, a lámaje, podával jim.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.I stało się, gdy on siedział z nimi za stołem, wziąwszy chleb, błogosławił, a łamiąc podawał im.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.Ja tapahtui, kun hän oli aterialla heidän kanssaan, että hän otti leivän, siunasi, mursi ja antoi heille.
İlgili Sayfalar