Onun ne düşündüğünü hayal bile edemiyorum.I can't imagine what he is thinking.
Bize yardım edeceğini umuyorum.I expect that he will help us.
Onun bize yardım edeceği kesin mi?Is it certain that he will help us?
Onun önerini kabul edeceğine eminim.I bet that he'll accept your proposal.
Beni ziyaret edeceğini umdum.I expected that he would visit me.
Onun istifa edeceği söylentileri var.There are rumors that he will resign.
Onun istifa edeceği hakkında bir söylenti var.There is a rumor about that he is going to resign.
Bana yardım edeceğinden şüphem yok.I don't doubt that he will help me.
Bize yardım edeceğine kesin gözüyle bakıyorduk.We took it for granted that he would help us.
Onun güvenirliği konusunda sizi temin ederim.I can assure you of his reliability.
Onunla birlikte olmak beni her zaman mutlu eder.Being with him always makes me happy.
Onunla evlenmektense ölmeyi tercih ederim.I would rather die than marry him.
Kimse onunla baş edemez.No one can cope with him.
O bir şey söylemeye cesaret edemedi.He didn't dare say anything.
Ona refakat edecek tek hizmetçisi vardı.He has only one servant to attend on him.
O yanılgan olduğunu itiraf edebilecek bir terbiyeye sahip değildi.He didn't have the decency to admit that he was wrong.
Ona hizmet edecek üç hizmetçisi vardı.He had three servants to wait on him.
Onunla İngilizce konuştum fakat kendimi ifade edemedim.I spoke to him in English, but I couldn't make myself understood.
Hiçbir şey onun fikrini değiştirmek için onu ikna edemez.Nothing could induce him to change his mind.
Ona telefon edeceğim.I'll give him a buzz.
Japon edebiyatını ona tanıtmaya çalışmanın bir faydası yok.There is no point in trying to introduce Japanese literature to him.
Ona gerçeği söylememeni tercih ederdim.I would rather you hadn't told him the truth.
Ona rica ederseniz, size yardımcı olacaktır.If you ask him, he will help you.
Annesi sürekli bundan şikayet eder.His mother is constantly complaining about it.
Onu kötü alışkanlığı ile ilgili tedavi edeceğim.I will cure him of the bad habit.
Onun altında çalışmaktansa istifa ederim.I would rather quit than work under him.
Onun emrinde çalışmaktansa açlıktan ölmeyi tercih ederim.I would rather starve than work under him.
Onun emri altında çalışmaktansa işi bırakmayı tercih ederim.I would rather quit than work under him.
Köpeği her yerde onu gittiği yerden takip eder.His dog follows him wherever he goes.
Onun bana yapmamı söylediği gibi yapmaktansa tek başıma yaşamayı tercih ederim.I would rather live by myself than do as he tells me to do.
Onun sözlerini nasıl tercüme ederim bilmiyorum.I don't know how to interpret his words.
En azından onun iyiliğini taktir edebilirdin.You might at least have appreciated his kindness.
Onun ikiz kız kardeşlerini ayırt edemiyorum.I can't tell his twin sisters apart.
Ben onun önerisini kabul edemem.I cannot agree to his proposal.
Hastalığından haberim olsaydı, onu hastanede ziyaret ederdim.If I'd known about his illness, I would've visited him in the hospital.
Onun kitaplarını okuduktan sonra bir ev inşa edebileceğimi hissediyorum.After reading his books I feel I can construct a house.
Ben onun mantığını takdir edemem.I cannot appreciate his logic.
O, hızlı hareket eder.He acts quickly.
O saat onda Tokyo'ya hareket eder.He leaves for Tokyo at ten.
İş için sık sık Japonya'yı ziyaret eder.He makes frequent visits to Japan on business.
O bir hafta okula devam edemedi.He has not been able to attend school for a week.
Dört dilde kendini ifade edebilir.He can make himself understood in four languages.
O, Kaliforniya Üniversitesinde Japon edebiyatı üzerine bir dizi konferans verdi.He gave a series of lectures on Japanese literature at UCLA.
Yalnız gitmeye cesaret edebilir mi?Dare he go alone?
Planıma hayır demeye cesaret edemedi.He dared not say no to my plan.
O, şöhrete kavuşmaya cesaret edemiyor.He doesn't dare to reach for fame.
O, etrafta seyahat eder.He travels around.
Bunu fark edemeyecek kadar çok meşguldü.He was too busy to notice it.
O Amerikan edebiyatı okumak amacıyla Amerika'ya gitti.He went to America for the purpose of studying American literature.
İngiliz edebiyatında çok bilgilidir.He is well read in English literature.
Önemsiz konularda her zaman endişe eder.He always worries about minor points.
O her zaman küçük şeyler hakkında kendini rahatsız eder.He always troubles himself about minor things.
O, kesinlikle size yardım edecek.He's sure to help you.
O Yunan edebiyatında güvende gibi görünüyor.He seems to be at home in Greek literature.
O gerçekten klasik müzikten hoşlanır ve takdir eder.He really enjoys and appreciates classical music.
O ne zaman buraya gelse, aynı yemeği sipariş eder.Whenever he comes to this place, he orders the same dish.
O beni çok sık ziyaret eder.He drops in on me very often.
O, her zaman yaptığı her şeyde acele eder.He always takes his time in everything that he does.
O, o konuda sana nasihat edecek.He will advise you on that matter.
Uzun süre bekletilmeye tahammül edemedi.He could not stand being kept waiting so long.