Bay ve Bayan Siqueira Helena'nın ebeveynleridir.Mr and Mrs Siqueira are Helena's parents.
Ebeveynlerim evliliğe karşı.My parents are against my marriage.
Tom'un ebeveynleri evde değillerdi.Tom's parents weren't home.
Tom 24 yaşında ebeveynlerine eşcinsel olduğunu itiraf etti.Tom came out of the closet to his parents at the age of 24.
Ebeveynlerim orada olmayacaklar.My parents aren't going to be there.
Ebeveynlerimi görmeye gittim.I went to see my parents.
Ebeveynlerin evde mi?Are your parents home?
Çocuklarımın hepsi ebeveynlerimi ziyaret etmek için Boston'a gitti.All of my kids went to Boston to visit my parents.
Ebeveynleri etraftayken çocuklara yüzme öğretmekten zevk almıyorum.I don't enjoy teaching children to swim when their parents are around.
Umarım ebeveynlerin beni severler.I hope your parents like me.
Tom ve Mary John'un gerçek ebeveynleri değiller.Tom and Mary aren't John's real parents.
Tom ve Mary benim ebeveynlerim değiller.Tom and Mary aren't my parents.
Tom henüz Mary'nin ebeveynleri ile tanışmadı.Tom hasn't met Mary's parents yet.
Tom ebeveynlerinden bir şeyler saklayan kişi türü değildir.Tom isn't the kind of person who hides things from his parents.
Tom gizlice evden çıkmaya çalıştı fakat ebeveynleri onu yakaladı.Tom tried to sneak out of the house, but his parents caught him.
Onun ebeveynleri Japon olduğu için Mary evde genellikle Japonca konuşur.Since her parents are Japanese, Mary usually speaks Japanese at home.
Onun ebeveynleri Fransız olduğu için, Tom genellikle evde Fransızca konuşur.Since his parents are French, Tom usually speaks French at home.
Ebeveynleriniz sadece güvenliğiniz için endişeliler.Your parents are just worried about your safety.
Ebeveynlerin sadece güvenliğin için endişeli.Your parents are just worried about your safety.
Ebeveynlerinin sevdiği gibi aynı tür müziği seviyor musun?Do you like the same kind of music as your parents do?
Ebeveynlerini dinlemelisin.You should listen to your parents.
Ebeveynlerim Boston'da yaşıyorlar.My parents live in Boston.
Büyük ebeveynlerimin Boston'da bir evleri vardı.My grandparents had a house in Boston.
Ya ebeveynlerim öğrenirse?What if my parents find out?
Ya ebeveynlerin öğrenirse?What if your parents find out?
Neden ebeveynlerine anlatmadın?Why haven't you told your parents?
Neden ebeveynlerine bizden bahsetmedin?Why haven't you told your parents about us?
Uzun zaman önce ebeveynlerine bizden bahsetmeliydin.You should've told your parents about us a long time ago.
Tom'un ebeveynleri ile iletişime geçmeliyiz.We need to get in touch with Tom's parents.
Ben asla bir çiftlikte yaşamadım ama ebeveynlerimin ikisi de çiftliklerde büyüdü.I've never lived on a farm, but both of my parents grew up on farms.
Tom hâlâ ebeveynleriyle birlikte evde yaşıyor.Tom is still living at home with his parents.
Onun ebeveynleri dehşete kapılmıştı.His parents were horrified.
Tom'un ebeveynleri tatillerinden bir gün erken döndü.Tom's parents returned a day early from their vacation.
Ebeveynlerinle tanışmayı dört gözle bekliyorum.I'm looking forward to meeting your parents.
Tom ebeveynlerine itaat etmiyor.Tom doesn't obey his parents.
Ebeveynlerin gurur duyuyor olmalı.Your parents must be proud.
Tom'un ebeveynleriyle konuştun mu?Have you talked to Tom's parents?
Çocuğun korkusu ebeveynlerini endişelendirdi.The child's fear worried the parents.
Neden bana ebeveynlerimden bahsetmedin?Why didn't you tell me about my parents?
Ebeveynlerimin bana onun hakkında söylediğini hatırlıyorum.I remember my parents telling me about that.
Ebeveynlerimi tanıdığını bana nasıl söyleyemedin?How could you not tell me you know my parents?
Ebeveynlerime bizden bahsetmemiz gerektiğini düşünüyor musun?Do you think I should tell my parents about us?
Ebeveynlerim bana on üç yaşındayken evlat edinildiğimi söyledi.My parents told me that I was adopted when I was thirteen.
Benim ebeveynlerim Tom'un ebeveynlerinin ona anlattığı aynı hikayeleri bana anlattı.My parents told me the same stories that Tom's parents told him.
Ebeveynlerini bile bazen ikizleri birbirinden ayırma sorunu var.Even their parents sometimes have trouble telling the twins apart.
Tom ebeveynlerine söylemeye korkuyordu.Tom was afraid to tell his parents.
Onun ebeveynleri iyi.His parents are well.
Keşke ebeveynlerim bunu yapmama izin verse.I wish my parents would let me do that.
Bugün ebeveynlerinle takılmak biraz eğlenceliydi.It was kind of fun hanging out with your parents today.
Ebeveynlerim beni yalnız seyahat etmekten vazgeçirdi.My parents discouraged me from traveling alone.
Karım hâlâ ebeveynlerimle tanışmadı.My wife still hasn't met my parents.
Tom'un doğum ebeveynleriyle tanışma hakkı olduğunu düşünüyorum.I think Tom has the right to meet his birth parents.
Tom'un doğum ebeveynlerini tanıma hakkı olduğunu düşünüyorum.I think Tom has the right to get to know his birth parents.
Ebeveynlerim şehir dışında.My parents are out of town.
"Onun ebeveynleri ne iş yapıyor?" "Hiç bir fikrim yok.""What do his parents do?" "I have no idea."
Ebeveynleriniz bizi duymadan önce hazırlanın ve giyinin.Pack and get dressed before your parents hear us.
Ebeveynlerime söylemeyeceksin, değil mi?You aren't going to tell my parents, are you?
Ebeveynlerimin Tom'dan hoşlanmayacağından gerçekten endişeliyim.I'm really worried that my parents aren't going to like Tom.
Erkek kardeşimle karşılaştırıldığında ebeveynlerim bana insafsızca davranıyor.My parents treat me unfairly compared to my brother.
Tom'un ebeveynleri Boston'da evlendi.Tom's parents got married in Boston.