Umarız dünya asla bir nükleer savaşın eşiğinde olmaz.Let us hope the world will never be on the brink of a nuclear war.
Dünya eskisi gibi değil.The world is not what it used to be.
Narita Havaalanında eski bir arkadaşıma rastladım.At Narita Airport, I ran into an old friend of mine.
Bir kare dört eşit kenara sahiptir.A square has four equal sides.
Ben, eskisi kadar genç değilim.I'm not as young as I was.
Eski güzel günlerin hatıraları sel gibi peş peşe geldi.Memories of the good old days came flooding back one after another.
Eski okul arkadaşları sık sık birbirleriyle iletişimde kalmaya çalışıyorlar.Old school friends often try to keep in touch with one another.
O, eskiden olduğu gibi değil.He is not what he used to be.
Eskiden çok sigara içerdim ama artık sigara içmeyi bıraktım.I used to smoke a lot, but I have given up smoking now.
Eski günleri gerçekten özlüyorum.I really miss the old days.
Eskiden olduğumuzdan daha varlıklı olduğumuzu düşünüyor musun?Do you think we are better off than we used to be?
Eskiden evimin önünde büyük bir çam ağacı vardı.There used to be a big pine tree in front of my house.
Eşimin geçen hafta bir bebeği oldu.My wife had a baby last week.
Geçen hafta, ABD'den ona bazı hediyelik eşyalar postaladım.Last week, I mailed him some souvenirs from the U.S.
Geçen gün eski bir arkadaşıma rastladım.I met an old friend of mine the other day.
Geçen gün şehirde eski bir erkek arkadaşımla karşılaştım.I ran across an ex-boyfriend of mine in town the other day.
Nehir artık eskisi kadar temiz değil.The river is no longer as clean as it used to be.
Acı ve üzüntü savaşa eşlik eder.Misery and sorrow accompany war.
O on sekiz yıldan daha fazla bir süredir onun eski olanına sahip.He had had his old one for more than ten years.
Eserleri bir bütün olarak ne iyi nede kötü.As a whole his works are neither good nor bad.
Onların hepsi benim kişisel eşyalarım.They are all my personal belongings.
Büyükbabam bize eski şeylerden bahseder.My grandfather tells us about old things.
Büyükannemin eski saati yıllardır çekmecede duruyordu.My grandmother's old watch has been lying in the drawer for years.
Erken kalkmak iyi sağlık için esastır.To keep early hours is fundamental to good health.
Köyün merkezinde eski bir kule var.There's an old tower in the center of the village.
Birçok eski gelenekler yavaş yavaş ortadan kayboluyorlar.Many old customs are gradually dying out.
Çok sayıda eski gelenek yavaş yavaş ortadan kalkıyor.Many old customs are gradually dying out.
Birçok böcek türleri yok olmanın eşiğindedir.Many species of insects are on the verge of extinction.
Kayalıkların üstünde eski bir kale duruyor.An old castle stands on top of the cliff.
Ben erkeklerin ve kadınların eşit olduğunu güçlü bir şekilde hissediyorum.I feel strongly that men and women are equal.
Kadınlar ve erkekler arasında hiçbir eşitsizliğin var olmasına izin verilmemesi gerekir.No inequality should be allowed to exist between men and women.
Çin'in tarihi Japonya'nınkinden daha eskidir.The history of China is older than that of Japan.
Kasabadaki en eski sinema salonu şu an yıkılıyor.The oldest movie theater in town is being pulled down now.
Eski alışkanlıklar zor biter.Old habits die hard.
Eski alışkanlıkları terk etmek kolay değil.Old habits die hard.
Yolda yürürken eski bir arkadaşa rastladım.Walking along the street, I met an old friend.
Sokakta yürürken, eski bir arkadaşımla karşılaştım.Walking along the street, I met an old friend of mine.
Taşrada eski âdetler, kolay kolay kaybolmadı.Old practices died hard in the country.
Bir trende şans eseri onunla tanıştım.I met her by chance on a train.
Tokyo İstasyonunda eski bir arkadaşıma rastladım.I ran into an old friend at Tokyo Station.
Burada akşamleyin genellikle serin bir esinti vardır.There is usually a cool breeze here in the evening.
Buradaki hayat eskisinden çok daha kolay.Life here is much easier than it used to be.
Bir süre için eskisiyle yetinmek zorunda kalacağız.We'll have to make do with the old one for a while.
Onun hayali eş zamanlı bir çevirmen olmak.Her dream is to become a simultaneous interpreter.
Eşek hoşaftan ne anlar.Do not cast pearls before swine.
Nara, çok eski bir şehirdir.Nara is a very old city.
Nara çok eski bir şehir.Nara is a very old city.
Nara Kyoto kadar eski.Nara is as old as Kyoto.
Nara hayatında en az bir kez ziyaret etmeye değer eski bir şehirdir.Nara is an old city worth visiting at least once in your life.
Eski arkadaşlar gibi birlikte konuştular.They talked together like old friends.
Japonya'da birçok eski gelenek vardır.There are many ancient customs in Japan.
Japonlar esas olarak pirinçle beslenirler.The Japanese live mainly on rice.
Bir Japon iş adamı 200 milyon yene bir sanat eseri satın aldı.A Japanese businessman bought the artwork for 200 million yen.
Günlük eşya bölümü hangi katta?What floor is the daily goods department on?
Eski işine döndürmek için firmasını ikna etti.He persuaded his firm to let him go back to his old job.
O onu temizlerken silah patladı ve mermi neredeyse eşini vuruyordu.The gun went off while he was cleaning it, and the bullet almost struck his wife.
O, benim için iyi bir eştir.He is a good match for me.
Onun kuru espri anlayışı yok.He doesn't have a dry sense of humor.
Ne yazık ki onun espri anlayışı yok.It is a pity that he has no sense of humor.
Şans eseri o beni görmedi.Luckily he did not see me.