Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!Voi siipien surinan maata, joka on tuolla puolen Etiopian jokien,
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!Wee u, land aan de bovenstroom van de Nijl (A) waar gevleugelde zeilboten over het water glijden!
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!Weh dem Lande, das unter den Segeln im Schatten fährt, jenseits der Wasser des Mohrenlandes,
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!Ουαι, γη σκιαζουσα δια των πτερυγων, η περαν των ποταμων της Αιθιοπιας,
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!Горе земле, осеняющей крыльями по ту сторону рек Ефиопских,
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!О земьо, бръмчаща с крила, Която си оттатък етиопските реки.
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!הוי ארץ צלצל כנפים אשר מעבר לנהרי כוש׃
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!يا ارض حفيف الاجنحة التي في عبر انهار كوش
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!唉 、 古 實 河 外 翅 膀 刷 刷 響 聲 之 地
Kûş ırmaklarının ötesinde, Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!唉 、 古 實 河外 翅膀 刷刷 響聲 之地
Önlem, adalete ihtiyaç duyulduğu durumları ortadan kaldırabilecek bir yöntem.Die Lösung wäre, solche Situationen im Voraus durch Prävention zu vermeiden.
Önlem, adalete ihtiyaç duyulduğu durumları ortadan kaldırabilecek bir yöntem.La solución puede ser intentar escapar de las situaciones que requieren la prevención de la justicia
Önlem, adalete ihtiyaç duyulduğu durumları ortadan kaldırabilecek bir yöntem.La solution pourrait être une tentative d'échapper aux situations qui nécessitent la justice : la prévention.
Önlem, adalete ihtiyaç duyulduğu durumları ortadan kaldırabilecek bir yöntem.Solusinya bisa menjadi upaya untuk keluar dari situasi yang membutuhkan keadilan: pencegahan.
Önlem, adalete ihtiyaç duyulduğu durumları ortadan kaldırabilecek bir yöntem.Una soluzione potrebbe essere quella di tentare di evitare le situazioni che richiedono giustizia:prevenzione.
Önlem, adalete ihtiyaç duyulduğu durumları ortadan kaldırabilecek bir yöntem.Решението може да бъде опит за избягването на ситуациите, които изискват правосъдие - превенция.
Önlem, adalete ihtiyaç duyulduğu durumları ortadan kaldırabilecek bir yöntem.求められる正義は 予防だ 教育もそうであるし 極端な場合
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Ahogy megközelítették a palotát lövések dördültek.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Ako sa približovali k palácu, zazneli výstrely.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Al aproximarse al palacio, se oyeron disparos.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Als sie den Palast erreichten, fielen Schüsse.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.À medida que se aproximavam, começaram a ouvir-se tiros.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Ketika mendekati istana terdengar tembakan
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Kiedy zbliżyli się do pałacu rozległy się strzały
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Ko so se približevali palači so odjeknili streli.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.När de närmade sig palatset hörde man skott.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Non appena si avvicinarono al palazzo partirono gli spari.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Καθώς πλησίαζαν το Μέγαρο, ακούστηκαν πυροβολισμοί.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.В момента, в който се приближили към сградата, се чули изстрели.
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.Когда они приблизились ко дворцу, раздались выстрелы (стрельба)
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.,ברגע שהם התקרבו לארמון יריות נשמעו
Saraya yaklaşırlarken, silah sesleri duyuldu.彼らは狙撃兵により1人ずつ 発砲されました
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Az emberi pszichológia olyan, hogy ilyesfajta jelek alapján igazodnak el: Érezzük, hogy tisztelnek bennünket?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Czy czujemy się szanowani?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Est-ce qu'on se sent respecté?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Fühlen wir, dass wir respektiert werden?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Hebben we het gevoel dat we worden gerespecteerd?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Je s námi jednáno s úctou?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?우리는 존중받고 있다고 느끼나?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Sentiamo che siamo rispettati?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?¿Sentimos que se nos está respetando?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Simtim ca suntem respectati?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?Чувстваме ли, че ни уважават?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?"Чувствуем ли мы должное к себе уважение?"
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?האם אנחנו מרגישים שמכבדים אותנו?
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?هل نشعر بأننا محترمين ؟
Saygı duyulduğumuzu hissedebilir miyiz?歴史的に尊敬されていない場合
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.A hlas mu zase povedal po druhé: Toho, čo Bôh očistil, ty nemaj za nečisté!
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.De stem kwam opnieuw: "Als God zegt dat u iets mag eten, dan mag u het eten!"
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.E la voce di nuovo a lui: «Ciò che Dio ha purificato, tu non chiamarlo più profano»
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.In glas mu zopet v drugič veli: Kar je Bog očistil, ne imej ti za nečisto.
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.ismét szózat [lõn] õ hozzá másodszor is: A miket az Isten megtisztított, te ne mondd tisztátalanoknak.
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.Ja taas ääni sanoi hänelle toistamiseen: "Minkä Jumala on puhdistanut, sitä älä sinä sano epäpyhäksi".
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.또 두번째 소리 있으되 하나님께서 깨끗케 하신 것을 네가 속되다 하지 말라 하더라
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.La voz volvió a él por segunda vez: --Lo que Dios ha purificado, no lo tengas tú por común
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.Og atter for anden Gang lød der en Røst til ham: "Hvad Gud har renset, holde du ikke for vanhelligt!"
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.Og det kom atter en røst, for annen gang, til ham: Det som Gud har renset, det må ikke du gjøre til urent.
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.Pela segunda vez lhe falou a voz: Não chames tu comum ao que Deus purificou.
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.Şi glasul i -a zis iarăş a doua oară: ,,Ce a curăţit Dumnezeu, să nu numeşti spurcat.``
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, ‹‹Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme›› dedi.Tedy opět po druhé stal se hlas k němu: Cožť jest Bůh očistil, neměj ty toho za nečisté.