Aile geçmişleri ve evleri ile gurur duymaktadırlar.Histoire de la ville et de ses maisons historiques.
Daha sonra yürütülmüş araştırmalar bu savdan şüphe duymaktadır.Dans l’enquête qui se poursuit, il continue d’être suspect.
Peygamber Ezekiel tanrnı sesini duymakta.Salomé entend le prophète.
Hasan, Nilgün’ün çocukluk arkadaşıdır ve ona eğilim duymaktadır.Seul Noa, son ami d'enfance semble le comprendre.
Tosca sevgilisinin bağırmalarını duymaktadır ama elinde bir şey yapabilecek hiç gücü yoktur.Shūichi confesse son amour à Yoshino, mais celle-ci répond qu'elle ne peut pas lui rendre ses sentiments.
İnsanlara duymak istediklerini söylersen, onlar senin istediklerini yaparlar.Si le dices a la gente lo que quiere oír, harán lo que tú quieras.
Bunu duymak beni rahatlattı.Me alivia oír eso.
Tom hikayenin iki tarafını duymak istiyor.Tom quiere oír ambos lados de la historia.
Bunu duymak istemiyorum.No quiero oírlo.
Seni bir kez daha şarkı söylerken duymak istiyorum.Solo quiero oírte cantar una vez más.
Tom bunu duymak istemiyor.Tom no quiere oírlo.
Gitar çaldığını duymak istiyorum.Quiero oírte tocar guitarra.
Tom ne söylediğini duymak istiyorum.Quiero oír lo que dice Tom.
Biz onu duymak istiyoruz.Queremos oírlo.
Onun hakkında bir şey duymak istemiyorum.No quiero oír nada al respecto.
Onlar hakkında duymak istemiyorum.No quiero oír hablar de ellos.
Şikâyetlerinizi duymak istemiyorum.No quiero oír vuestras quejas.
Duymaktan yorulduğun bir bahane var mı?¿Hay alguna excusa que te hayas cansado de oír?
Açıklamaya göre Kirk'ün büyükbabası Samuel Roma İmparatoru Tiberius'a hayranlık duymaktaymış.Se cuenta que el abuelo de Kirk, Samuel, era un entusiasta del emperador romano Tiberio.
(Ancak gözleri hala görmektedir, kulakları da duymaktadır.)Malditos sean los ojos que lean en él".
Anlamı duymak algılamak demektir.Sentir lo que sentimos .
Nekrofili insanlar, ölü insanlara karşı ilgi duymaktadır.La comisión de fiscales realiza necropsias a los fallecidos.
Daha sonra Yargıç, Çikatilo’ dan kendini tanımlamasını, doğum tarihi ve doğum yerini duymak istedi.Watkins habló sólo para confirmar su nombre y fecha de nacimiento.
Durumun çok üzücü olduğu ve buna nedenin kendisi olduğunu düşünen Parsifal pişmanlık duymaktadır.Parsifal se encuentra sobrecogido por el remordimiento, culpándose a sí mismo de esta situación.
Kim olursan ol tek isteğin şu kokuyu duymak olacak.Al tener la impronta en alguien lo único que deseas es que esa persona sea feliz.
Kimse grubun yeni bir rekor kırmayı umduğunu duymak istemiyor.Nadie quiere oír a otro miembro de un grupo haciendo promoción de un nuevo disco.
Her ikisi de birbirlerine ilgi duymakta ama dikkatli olmaktadırlar.Ambos están visiblemente molestos por la situación pero se comportan cariñosamente.
Bir grup insan ise bu iyiliksever olduklarını söyleyen ziyaretçilerin samimiyetinden şüphe duymaktadır.¿Siente dudas sobre la bondad de los que le han controlado?
Daha sonra yürütülmüş araştırmalar bu savdan şüphe duymaktadır.Lástima que sus pesquisas hayan levantado sospechas.
Dansa büyük bir ilgi duymaktaydı.El baile la entusiasmaba.
Ancak çalışmak için hala orijinal TTD dosyalarına ihtiyaç duymaktaydı.Utiliza los archivos de datos originales para funcionar.
Bir sonraki albüm daha güzel olacak demek istemiyorum çünkü bir sonrakini duymak istemiyorum.Una de las mejores canciones del álbum por no decir que es la mejor.
Zaten yaptığı hırsızlıktan pişmanlık duymaktadır.Ya viene siendo costumbre la hazaña que hace Cobresal.
İçinde bulunduğunuz sıkıntıları, mutlaka duymak isteyenler dışında kimseye açmayın.¡No matéis a cualquier rebaño del enemigo, a excepción de los que os sirvan de alimento.
Kubilay gençlik yıllarında Çince öğrenmişti ve Çin kültürüne büyük merak duymaktaydı.Da giovane, Kublai studiò la cultura cinese e se ne innamorò.
MCLOS sistemi büyük çoğunlukla sistemi kullanan kişinin becerisine ihtiyaç duymaktadır.Il MCLOS richiede una considerevole abilità da parte dell'operatore.
Kim olursan ol tek isteğin şu kokuyu duymak olacak.Chiunque ascolti questo suono è destinato alla morte.
Bunun için onun hakkında büyük endişe duymaktadır.Si preoccupa molto per lui.
Daha sonra yürütülmüş araştırmalar bu savdan şüphe duymaktadır.Scoperte successive, tuttavia, sembrarono mettere in dubbio questa ipotesi.
Edward Furlong, çocukluğundan beri müziğe ilgi duymaktaydı.Eddie Ashworth sviluppa interesse per la musica sin da bambino.
Klasik sanata yakından ilgi duymaktadır.A ogni modo, il mondo classico le conobbe in modo approssimativo.
Adam, doğduğu İskoçya'da yayıncılığa yoğun bir ilgi duymaktaydı.Fu lui che fece nascere in lei l'interesse per il tweed scozzese.
Lezbiyen toplumu Lucy Lawless'e ilgi duymaktadır.Xena, interpretata da Lucy Lawless.
Modaya yoğun bir ilgi duymaktadır ve bir dergide stil editörü olmayı düşlemektedir.È un appassionato di cinema e sogna di fare il regista.
O birçok başarılarından gurur duymaktadır.Она гордится своими многочисленными достижениями.
Artık şikâyet ettiğini duymak istemiyorum.Я больше не хочу слушать твои жалобы.
O kızıyla gurur duymaktadır.Она гордится дочерью.
Daha fazla duymak istemiyor musunuz?Не хотите услышать продолжение?
(Ancak gözleri hala görmektedir, kulakları da duymaktadır.)Речитатив (альт или сопрано): Then shall the eyes of the blind be opened (инф.)
Süleyman'a ilgi duymaktadır.Сулейман Велиев.
Çünkü Clarissa erkeklerden fazla kadınlara ilgi duymaktadır.Однако Луизу больше привлекают женщины.
Fakat Menşevikler, III. Parti Kongresi'nin lafını bile duymak istemiyorlardı.В то же время Евсевий Кесарийский вообще не упоминал о Псамметихе III. Полиэн.
Dansa büyük bir ilgi duymaktaydı.Ходить на танцы было интереснее.
Daha sonra yürütülmüş araştırmalar bu savdan şüphe duymaktadır.Позже доказательства его вины подвергли сомнениям.
Son zamanlarda eğitimli kesim Budizm öğretilerine ilgi duymaktadır.Он всегда с лёгкостью будет обретать доступ к буддийскому учению.
Aile geçmişleri ve evleri ile gurur duymaktadırlar.Она потеряла воспоминания о своём прошлом и семье.
Aslı bu durumdan bir hayli rahatsızlık duymaktadır.Здесь, правда, возникает одна неприятность.
Aes Sedailer Amyrlin'e mutlak saygı duymak ve itaat etme durumundadırlar.Лондонцы выказывая атаману внимание и уважение.
Edward Furlong, çocukluğundan beri müziğe ilgi duymaktaydı.Патрик Кумур с детства увлекался музыкой.
Romancımız, döneminin yazın ortamına da tepki duymaktadır aslında.Да и какое писанье теперь в мои лета.